
Allah Teala bu âyet-i Kerime´de, bütün varlıkların kendisine secde ettiklerini ve boyun eğdiklerini beyan etmektedir.
Güneş, ay, yıldızlar, dağlar ve ağaçlar gibi cansız varlıkların veya hayvanlar gibi canlı fakat idraki olmayan varlıklar Allah´a gölgeleriyle secde ederler. Zira güneş bunların üzerine doğduğunda gölgeleri uzayıp kısalarak ve dönerek Allah´a secde ederler. Göklerde bulunan güneşin, ayın ve yıldızların secdeleri ise doğup batmalarıyladır. Zira bunlar doğarken ve batarken Allah´ın emrine uyarak hareket ederler."
Bu hususta diğer ayette de şöyle buyrulmaktadır: "Onlar, Allah´ın yarattığı eşyanın gölgelerinin Allah´a boyun eğip secde ederek sağa sola vurmasını görmezler mi "Yedi gök, yer ve aralarında bulunan varlıklar, Allah´ı tesbih ve tenzih ederler.
Bu âyet-i kerime secde âyetidir.
İnsan kalbi bu ayeti düşündüğü zaman, daha önce kavradığı kavramadığı yığınlarca yaratık, bildiği bilmediği bir sürü yıldız ve gezegenin, insanın üzerinde yaşadığı şu dünyada yeralan dağlar, ağaçlar ve hayvanların… Bütün bunların hep birlikte ürpererek Allah’a secde ettiklerini, başkasına değil sadece O’na yöneldiklerini görür.
“Birçok sayıdaki insan da azaba çarpılmayı haketmiştir.”
Bu birlik ve beraberlik içinde hareket eden kafilede insanın aykırı davrandığı göze çarpmaktadır.
Burada azabı hakedenin aşağılanmayı da hakettiği vurgulanmaktadır.
“Allah’ın alçalttığı kimseye hiç kimse onur kazandıramaz.”
Allah’ın bahşettiğinden başka onur, onun verdiğinden başka üstünlük yoktur. Kuşkusuz boyun eğilecek biricik ilah olan Allah’dan başkasına boyun eğen, alçalır aşağılanır.
FİZİLALİL KUR’AN
Zemahşerî’nin el-Keşşâf Tefsirindeki Ana Başlıklar
1. "Secde" Kavramının Mecazi ve Gerçek Anlamı
Zemahşerî, ayetteki secde etme (secde) eylemini varlık türlerine göre ikiye ayırır:
Cansızlar ve Şuur Sahibi Olmayan Varlıklar İçin: Güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve hayvanların secdesi, onların Allah’ın kudretine ve iradesine tam boyun eğmeleridir. Zemahşerî, cansız varlıkların secdesini Allah'ın koyduğu yaratılış kanunlarına zorunlu uyumu olarak açıklar.
İnsanların secdesi ise iradeli ve ibadet kastıyla yapılan hakiki secdedir.
2- Ayette "...ve insanların birçoğu" (ve kesîrun minen-nâsi) ifadesinden sonra gelen "...birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur" (ve kesîrun hakka 'aleyhil-'azâb) cümlesinin dil bilgisi yönünü şöyle izah eder:
Ayet "İnsanların birçoğu secde eder" der, ancak ardından "birçoğu da secde etmez" demek yerine "birçoğunun üzerine azap hak olmuştur" ifadesini kullanır.
Belâgat İnceliği: Zemahşerî'ye göre ikinci "birçok" (kesîrun), secde etmekten kaçınan ve inkâr eden topluluktur. Cümlenin takdiri "İnsanların birçoğu secde eder, birçoğu ise secdeyi reddettiği için üzerine azap hak olmuştur" şeklindedir. İkinci kısım, birinci kısmın zıttı olan itaatsizliği ve bunun sonucunu vurgular.
3- Zemahşerî, ayetteki "Allah kimi hor ve hakir kılarsa..." kısmını ilahî adalet (el-Adl) çerçevesinde değerlendirir:
Allah hiç kimseyi durduk yere veya sebepsiz yere hor/hakir kılmaz.
İnsanın hor ve hakir kılınması (azaba müstahak olması), kendi iradesiyle secdeyi ve itaati terk edip günah ve küfrü seçmesinin bir sonucudur.
Allah, kendi seçimiyle şerefi (itaati) reddeden kişiyi alçaltır; Allah'ın alçalttığı birini de kimse yüceltemez.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ
