“Allah, varlığı kendinden olan Hak’tır. Müşriklerin O’nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır”

“Allah, varlığı kendinden olan Hak’tır. Müşriklerin O’nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır”

“Bu böyledir; çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak’tır. Müşriklerin O’nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.” (Hac: 62)

hacc-62

Öyleyse Hak sadece Allah’tır. Allah’ı bırakıp tapındıkları batıldır. Yüce olan, Âli olan, büyük olan, Basîr olan, her şeyi gören, gecenin ve gündüzün sahibi olan, geceye ve gündüze, her şeye egemen olan böyle bir Allah’ın safında olan bir müslüman için bundan daha büyük bir şeref, bundan daha büyük bir müjde yoktur. Ve böyle bir müslüman için asla kayıp yoktur, yenilgi yoktur. Allah yolunda, Allah desteğinde olduğu sürece böyle bir müslüman ölse de galiptir, öldürülse de. Her halükârda o mutlaka cennete gidecektir. Allah her şeye hakimdir ve Rabbimizin hükmü de haktır. En güzel hüküm O’nun hükmüdür.

Bu da, gerçeğin ve adaletin üstünlük sağlaması, zafer kazanması buna karşın batılın ve saldırganlığın hezimete uğraması için yeterli bir nedendir, yeterli bir garantidir. Bu, aynı zamanda evrensel yasaların sürekliliğinin ve kalıcılığının, değişmezliğinin ve şaşmazlığının garantisidir. İşte gerçeğin zafere ulaşıp zulüm ve despotluğun yenilgisi de bu tür yasalardan biridir.

Yüce Allah, tağutlardan daha yücedir, zorbalardan daha büyüktür.

“Allah yüce ve uludur.”

Bu yüzden azgınlığın, zorbalığın üstünlük taslamasına, zulmün devam etmesine fırsat tanımaz.

FİZİLALİL KUR’AN

1- Ayet Bağlamı ve "Zâlike" (Bu Böyledir) İfadesi

Zemahşerî’ye göre ayetin başındaki "Zâlike" (Bu böyledir) işareti, bir önceki 61. ayette zikredilen ilahi tasarruflara dayanır. Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokmak; her şeyi işitip görmek, mazluma yardım edip zalimden hakkını almak gibi muazzam fiiller ve kâinattaki bu muazzam nizam tesadüfi veya sebepsiz değildir. Bu durum, mutlak bir gerçekliğin zorunlu neticesidir.

2- "El-Hak" ve "El-Bâtil" Kelimelerinin Belağî Analizi

Zemahşerî, Arap dili ve belagatı açısından ayetteki şu yapıları özellikle tahlil eder:

"Hüve'l-Hakku" (O, Hak'tır): Ayette zamir-i fasıl (hüve) ve elif-lam takısı (el-hakku) birlikte kullanılmıştır. Zemahşerî bu tür kullanımlarda hasr (tahsis/has kılma) manası bulunduğunu vurgular. Yani hakikî varlık, varlığı zati ve zaruri olan, gerçeğin ta kendisi bulunan yalnız Allah’tır. Hak ismi O’nda kemâl bulur.

"Ve enne mâ yed'ûne min dûnihi huve'l-bâtil" (O'nun dışında taptıkları ise bâtıldır): Müşriklerin Allah’ı bırakarak ibadet ettikleri, yalvardıkları putların ve sahte ilahların durumunu açıklarken, ayette bâtıl kelimesinin yine elif-lam ile (el-bâtil) tanımlandığına dikkat çeker. Putların varlığı hakiki bir varlık olmadığından, onların uluhiyet iddiaları ve onlardan beklentiler baştan sona bâtılın ta kendisidir (hükümsüz, boş ve asılsızdır). Hakikatin karşısında sahte olan her şey yok hükmündedir.

3- "El-Aliyy" ve "El-Kebîr" Sıfatlarının Teşkili

Ayetin sonundaki "El-Aliyy" (yüce) ve "El-Kebîr" (büyük) sıfatları hakkında Zemahşerî, bu vasıfların Allah’ın azametini ve kâinattaki mutlak hükümranlığını tescillediğini belirtir. O’nun yüceliği ve büyüklüğü karşısında putların ve mahlûkatın hiçbir güç veya değeri yoktur. Her türlü uluhiyet ve kibrit ancak O'na mahsustur.

Özetle Zemahşerî'nin Yaklaşımı

Zemahşerî, ayeti kelime tercihleri (özellikle marife yapılar ve vurgu edatları) üzerinden okuyarak Tevhid inancını mantıki ve belağî bir temele oturtur. Varlığı mutlak ve hakiki olanın yalnızca Allah olduğunu, O’nun dışındaki bütün tapınılan nesnelerin ise tanrısal vasıflardan tamamen soyutlanmış birer "bâtıl" ibare ibaret olduğunu dilin incelikleriyle ortaya koyar.

EL KEŞŞAF TEFSİRİ

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir