1. YAZARLAR

  2. M. HASİP YOKUŞ

  3. Goebels'ten Halep'e: Yalanın devriyesi
M. HASİP YOKUŞ

M. HASİP YOKUŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Goebels'ten Halep'e: Yalanın devriyesi

15 Ocak 2026 Perşembe 17:53A+A-

Günümüz savaşları, iletişim imkânlarının gelişmesi sayesinde artık neredeyse canlı yayın eşliğinde izleniyor. Dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşanan bir çatışma, savaş muhabirlerine ihtiyaç olmaksızın sahadaki görüntülerine kadar anbean medyaya yansıyor.

Herkesin elinde bulunan cep telefonları ve kolaylıkla paylaşım sağlayan sosyal medya ağları, bilgiye ulaşmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı. Ancak bu durum, gerçeğin daha kolay anlaşılmasını sağladığı kadar, yalanın ve manipülasyonun da daha hızlı yayılmasına zemin hazırlıyor.

Gerçeklik ne olursa olsun, çarpıtma, abartma ve düpedüz yalan haber üretimi, ne yazık ki hâlâ karşılık bulabiliyor.

Bu duruma örnek olarak; Halep’te, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Suriye Ordusu ile PYD militanları arasında yaşanan çatışmalarda, toplam 56 kişinin hayatını kaybetti. Oysa Diyarbakır sokaklarında “Halep’te 16 bin Kürdün katledildiği, bunların büyük çoğunluğunun sivil olduğu” konuşuluyor.

Bu iddiayı dillendirenleri dünyadan, medyadan ya da teknolojiden bihaber sanmayın. Üniversite öğrencisinden öğretmene, ev hanımından akademisyenine kadar, ellerinden telefon düşmeyen geniş bir kitle bu abartılı rakamları sorgulamadan tekrarlıyor.

Tam da bu noktada, Nazi Almanyası’nın propaganda bakanı Goebbels’in çok bilinen sözü ister istemez akla geliyor: “Bir yalan, çok fazla tekrar edilirse gerçek olarak kabul edilir.”

Goebbels’e göre insanların büyük çoğunluğu rasyonel değil, duygusal tepkilerle hareket eder. Öfke ve mağduriyet duygusu sürekli beslenirse, gerçekler arka planda kalır.

Bugün aynı yöntemlerin hâlâ büyük bir ustalıkla uygulandığını görmek gerçekten çok şaşırtıcıdır.

Suriye hükümeti tarafından Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik başlatılan operasyon, beklendiği üzere bazı çevreler tarafından “Kürt katliamı” söylemi etrafında bir ajitasyon malzemesine dönüştürüldü. DEM Parti’den İHD’ye, EMEP’ten Barış Anneleri’ne; çeşitli gençlik örgütlerinden, adını ilk kez duyduğumuz sözde platformlara kadar uzanan geniş bir yelpaze, neredeyse tek bir ağızdan “Halep’te Kürt Katliamı”nı protesto etmeye başladı.

Aynı senaryoyu daha evvel 2015 yılında Hendek Olayları sırasında izlemiştik. PKK militanları tarafından Sur, Lice, Cizre, Nusaybin gibi şehirlerde Öz yönetim talebiyle mahalleler işgal edilerek hendekler kazılmış, dışarıdan gelen militanlar mahalle gençleri diye tanıtılmış, hendekleri başlarına geçirilince de devlet katliam yapıyor diye yaygara koparmışlardı. Halep’te aynı senaryo uygulanıyor.

İster Dürzilerin, ister Nusayrilerin, ister Baas artığı yapıların ya da PYD’nin kaos üretmeye dönük herhangi bir eylemine müdahale edildiğinde sonuç hiç değişmiyor. “katliam korosu” aynı anda sahne alarak devreye giriyor ve katliam hikâyeleri anlatmaya başlıyor.

Bir gün “Suriye’de Alevi katliamı” manşetleri atılıyor, ertesi gün “Dürzi katliamı”, bir başka gün “Kürt katliamı” söylemi dolaşıma sokuluyor. Olayların bağlamı, sahadaki silahlı unsurlar ya da çatışmanın niteliği bilinçli biçimde görmezden geliniyor. Müdahalenin kime ve neye karşı yapıldığı değil, hangi kimlik üzerinden sunulabileceği esas alınıyor.

Böylece Suriye’de emniyet ve asayişi sağlamaya yönelik yapılan her operasyon, kimlik temelli bir trajedi hikayesine dönüştürülüyor. Katliam söylemi, artık yaşanan olayları anlamak için değil, önceden belirlenmiş bir politik ajandayı beslemek için kullanılan hazır bir kalıba dönüşmüş durumda.

Ulusalcı, Kemalist, Solcu ya da Siyasal Alevici çizgide konumlanan ideolojik çevrelerin, Suriye’nin yiğit evlatlarına yönelik olarak “cihadist”, “çete” gibi ithamlar kullanması, en azından kendi zihniyet dünyalarıyla tutarlı bir tutum olarak okunabilir. Bu kesimlerin tarihsel ve ideolojik bagajları, bu tür tanımlamaları üretmelerini şaşırtıcı kılmıyor.

Ancak, PYD ile Şam hükümeti arasındaki her ihtilafı “Kürtlerin mazlumiyeti” anlatısına dönüştürerek etnik bir ajandaya indirgeyen, dahası, kardeşlik ve ümmet gibi kavram ve değerlerimizi itibarsızlaştıran kimi muhafazakârları anlamak mümkün değildir.

PYD - Şam arasında yaşanan çelişki ve ihtilafları Arap – Kürt çatışması şeklinden okuyanlar; PYD’yi de Suriye devrimini de anlamamışlardır. Bunca bedel ödeyerek bu rejime karşı direnen insanların derdi neydi peki? Baas rejimi zaten Arapçılığı en kaba, en dışlayıcı ve en baskıcı biçimiyle yıllardır uyguluyordu.

Sonuç olarak PYD ile Şam hükümeti arasındaki çatışmalar; PYD’nin 10 Mart Mutabakatını hayata geçirmek istememesi üzerine başladı. Bu mutabakat hükümlerinde, Kürtlerin temel insani hak ve taleplerine aykırı olan bir husus varsa gelin hep birlikte bunlar için mücadele edelim.

Halep gibi metropol bir şehrin herhangi bir mahallesinde öz yönetim, kantonal yapı, kurtarılmış mahalle gibi uygulamaların hayata geçirilmesi ne aklen ne fiilen mümkün değildir. Halep olayı, tarihî ve toplumsal gerçekleri ıskalayanların Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olamayacağını bir kez daha göstermiştir.

YAZIYA YORUM KAT