
Geçmişte ve günümüzde rejim değişikliği: İran ve Kongo
Geçmişteki rejim değişikliği planları söz konusu olduğunda, akla iki nahoş isim geliyor: Kermit Roosevelt ve Larry Devlin; biri İran’da, diğeri Kongo’da.
Fariba Amini’nin Informed Comment’de yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
“Hayal ettiğimiz gibi yaşıyoruz – yalnız. Hayal yok olurken, hayat acı içinde devam ediyor.”
― Joseph Conrad, Karanlığın Yüreği
Şubat 2026’da, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, tüm ailesi ve İran’ın siyasi ve askeri elitlerinin üyeleri, İran’a yönelik saldırılar sırasında ya ABD ya da İsrail ordusu tarafından suikasta kurban gitti. Ana hedeflerden biri açıkça rejim değişikliğiydi. Ancak sonuçta rejim daha da güçlendi.
Geçmişteki rejim değişikliği planları söz konusu olduğunda, akla iki nahoş isim geliyor: Kermit Roosevelt ve Larry Devlin; biri İran’da, diğeri Kongo’da.
Kermit Roosevelt, 1953’te Mossadegh’in devrilmesinde önemli rol oynayan bir CIA saha ajanıydı. Larry Devlin de 1960’ta Lumumba’nın devrilmesine yardım eden bir ajandı. Her ikisi de, söz konusu ülkelerdeki kişilere yüksek meblağlar ödeyerek, bu iki adama karşı sahte protestolar düzenlemelerini sağladılar.
Dr. Mossadegh, Soğuk Savaş döneminde İran petrolünü kamulaştırmaya cesaret etmişti. Patrice Lumumba, halkını Belçikalıların acımasız rejimi altında yıllarca süren sömürgecilikten kurtarmaya çalıştı. Hem İngilizler hem de Belçikalılar bu iki ülkede çıkarları vardı. İran’daki petrol, Kongo’daki elmaslar ve diğer madenler gündemdeydi. Ancak Belçika yönetimi, İngiliz yönetimine hiç benzemiyordu. Belçikalılar, Leopold döneminde Kongoluları sakat bırakmış ve istismar etmişti.
İran’ın durumunda ise durum o kadar acımasız değildi. Her halükarda İran hiçbir zaman sömürgeleştirilmedi.
Eisenhower yönetimi, Dulles kardeşlerin yardımıyla İran ve Kongo’daki demokratik olarak seçilmiş hükümetleri devirdi. Larry Devlin, ABD Kongresi’ndeki son ifadesinde şöyle demiştir: “Gottlieb’in emrin nereden geldiğini söylediği sorulduğunda, Devlin net bir şekilde ‘ABD Başkanı’ yanıtını verdi.”
İki adamın kaderi farklıydı. Dr. Mossadegh, “vatana ihanet” suçlamasıyla yargılandı, üç yıl hapis yattı ve daha sonra 1967’deki ölümüne kadar malikânesine sürgüne gönderildi. Patrice Lumumba, bir havaalanına ulaşıp ülkeden ayrılmak umuduyla bulunduğu tesisten kaçmaya çalıştı. BM’ye güveniyordu, ancak Birleşmiş Milletler güçleri hiçbir şey yapmadı. Ajan Larry Devlin ve Belçikalı muhbirler tarafından takip edildi. Lumumba, bir zamanlar müttefiki olan ve Kongo’yu durmaksızın soyan Mobutu tarafından da ihanete uğradı. Lumumba ve iki meslektaşı, ıssız bir yerde bulunarak bir ağacın dibine dizilip infaz edildi. Cesetleri iki kez gömüldü ve iki kez mezardan çıkarıldı, ancak bu yeterli olmadı. Cinayetlerin hiçbir izini bırakmak istemeyenler, cesetleri asit içine attılar. Patrice Lumumba’nın kızının katili tarafından sadece altın bir dişi bulundu ve Juliana Lumumba’ya teslim edildi.
Afrika milliyetçisi olmaya karar veren Mobutu, adını Mobutu Sese Seko olarak değiştirdi. Kongo’nun cumhurbaşkanı oldu ve yaklaşık 32 yıl boyunca demir yumrukla ülkeyi yönetti. Bir zamanlar CIA’nın maaşlı çalışanı olan Mobutu, Kongo halkı ekonomik sıkıntılar çekerken büyük bir servet biriktirdi. Biriktirdiği servetin 50 milyon ile 5 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.
O, Washington’un adamıydı ve JFK, Kongo’yu komünizmden kurtardığı için ona teşekkür etmişti. Lumumba komünist miydi? Hayır.
Mossadegh Sovyet yanlısı mıydı? Kesinlikle hayır. Aslında her iki başbakan da ABD’den yardım istemiş, ancak bu talepleri reddedilmişti.
JFK, Beyaz Saray’da Mobutu ile görüşürken şu meşhur sözleri sarf etmişti: “Her şey çökmüş olacaktı ve komünistler iktidarı ele geçirmiş olacaktı.”
Mobutu dönemi ve sonrasında Kongo, bugüne kadar bir milyondan fazla kişinin ölümüne yol açan korkunç bir iç savaşa sahne olmuştur.
Şimdi Kongo bir kez daha yolsuzluğa boğulmuş durumda ve bir ebola salgınıyla boğuşuyor. Kongo’daki madenler, tıpkı Belçikalılar döneminde olduğu gibi çeşitli madencilik şirketleri tarafından yağmalanmakla kalmıyor, aynı zamanda babası ve dedesi İsrail Elmas Borsası’nın sahipleri olan İsrailli Dan Gertlet tarafından da yağmalanıyor. Netanyahu ile yakın bağları olan ortodoks Yahudi bir İsrailli olan Gertlet, Kongo halkının sırtından milyarlarca dolarlık servet edinmiştir. İnsan hakları ihlalleri ve yolsuzluklar nedeniyle Biden yönetimi döneminde yaptırımlara maruz kalmış, ancak Epstein’ın arkadaşı avukat Alan Dershowitz’in yardımıyla Trump tarafından kurtarılmıştı. Daha önce suikasta kurban giden Laurent Kabila’nın oğlu Joseph Kabila ile yakın bağlar kurmuştu. Gertler, genç Kabila’dan şüpheli koşullar altında madencilik haklarını almıştı.
Kongo’da artık tek zenginlik elmaslar değil: günümüzün en gözde mineralleri kobalt ve tantal.
Kongo’dan nihayet ayrılırken Mobutu, Devlin’e üniformalı büyük bir fotoğrafını hediye ederek, iktidara gelmesinde ona teşekkür etti. “Eski ve değerli dostum L. Devlin’e, Kongo ve lideri sana çok şey borçlu.”
Muhammed Rıza Şah, Kermit Roosevelt ile yaptığı bir görüşmede ona şöyle dedi: “Tahtımı sana ve Allah’a borçluyum.”
Hem Devlin hem de Roosevelt, CIA’den ayrıldıktan sonra maden ve petrol anlaşmalarından büyük kazanç elde ettiler.
Günümüzde Kongo halkı hâlâ çok zorlu koşullarda yaşıyor: Bitmek bilmeyen bir iç savaş, muazzam yoksulluk ve baskı sürerken, yeni madencilik şirketleri ve Dan Gertlet gibi kişiler Kongo’nun zenginliklerinden kâr elde ediyor.
Not:
Kongo ile ilgili bilgilerin çoğu, Stuart A. Reid’in “The Lumumba Plot” adlı kitabından ve çeşitli diğer makalelerden alınmıştır.
Sydney Gottlieb, CIA için çalışan bir kimyagerdi. Toksikolog olan Gottlieb’e, önce Lumumba’yı, daha sonra Fidel Castro’yu ve diğer istenmeyen liderleri zehirleme görevi verilmişti. Konuyu daha ayrıntılı incelemek için Stephen Kinzer’in “Poisoner-in-Chief” adlı kitabını okuyabilirsiniz.
* Fariba Amini, serbest yazar ve gazetecidir. Yıllar boyunca İranlı pek çok akademisyen ve eski ABD’li diplomatlarla röportajlar yapmıştır. “En Başarılı İranlı Amerikalılar” başlıklı araştırması ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. “Ahmad Abad’dan Mektuplar” (Farsça) adlı kitabın editörüdür. Babası, Tahran belediye başkanı ve Başbakan Muhammed Musaddık’ın özel avukatıydı.



HABERE YORUM KAT