Ahmed Dremly’nin +972 Dergisi’nde yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Beş yaşındaki İbrahim Abdullah, haftada dört gün, el-Mevasi’deki ailesinin çadırından Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne üç kilometre yol kat ediyor ve burada diyaliz makinesine bağlı olarak yaklaşık dört saat geçiriyor. O, Gazze’deki en genç diyaliz hastası.
Yolculuk günün büyük bir kısmını alıyor. İbrahim’in anne babası, sırayla ona eşlik ederken diğeri üç kızıyla birlikte çadırda kalıyor. Güvenlik koşulları elverirse ve hastane otobüsü varsa onu kullanıyorlar. Aksi takdirde, bulabildikleri her türlü toplu taşıma aracını kullanıyorlar — genellikle hasarlı arabalar, küçük otobüsler ya da eşek ve atların çektiği arabalar — ve bu yolculuklar savaş öncesine kıyasla en az beş kat daha pahalıya mal oluyor. Ulaşım imkânı olmadığında, babası Muhammed onu tekerlekli sandalyesinde savaşın izlerini taşıyan sokaklarda iterek götürüyor.
“Hastaneye gitmekten nefret ediyor,” dedi Muhammed +972’ye. “Çok yoruluyor. Sabah saat 7 civarında çadırdan çıkıyoruz ve akşam saat 5 civarında geri dönüyoruz. Annesi ve ben, bulabildiğimiz herhangi bir atıştırmalık ya da çikolatayla dikkatini başka yöne çekmeye çalışıyoruz.”
Tekerlekli sandalye, son zamanlarda hayatına giren bir şey. Birkaç hafta önce İbrahim, yüksek tansiyon nedeniyle beyin kanaması geçirdi ve bu olay vücudunun sol tarafını felç etti. O günden beri iyileşmeye başladı, ancak artık düzenli diyaliz ve kan nakillerinin yanı sıra nörolojik rehabilitasyona da ihtiyacı var.
Babası, savaştan önce İbrahim’in kardeşleriyle ve arkadaşlarıyla oynamayı seven enerjik bir çocuk olduğunu söyledi. O ve dokuz yaşındaki kız kardeşi Naima, ikisi de kalıtsal böbrek atrofisi hastası, ancak durumları kontrol altında tutulabiliyordu.

28 Temmuz 2026 tarihinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde, her ikisi de kalıtsal böbrek atrofisi hastası olan beş yaşındaki İbrahim Abdullah ve kız kardeşi Naima. (Amr Tabash)
“Gazze’de sağlıklı yiyecekler ve temiz su vardı,” diyor Muhammed, soykırımın başlamasından önceki zamanları. “Doktorlar durumlarını takip ediyordu ve bir gün böbrek nakli de dâhil olmak üzere ihtiyaç duydukları tıbbi müdahaleleri alabileceklerini umuyorlardı.”
Şimdi ise İbrahim, hastanede olmadığı zamanlarda genellikle yalnız kalmayı tercih ediyor. “Kimseyi görmek istemediğini söylüyor,” dedi Muhammed, “çünkü sürekli yorgun.”
Durumunun kötüleşmesi, çok daha geniş çaplı bir krizi yansıtıyor. Gazze’nin her yerinde, hayatta kalabilmeleri sürekli tıbbi bakıma bağlı olan insanlar, artık rutin tedavilere bile güvenilemeyeceğini fark ediyor. İsrail’in sıkı ablukası altında, ilaç, ekipman, temiz su ve yeterli gıda eksikliği nedeniyle düzenli diyaliz tedavisi kesintiye uğradı. Kanser hastaları kemoterapi ve diğer temel tedavilere erişebilmek için mücadele ediyor. Hastaneler yıkıldı, aileler defalarca yerlerinden edildi ve ilaçlar ile tıbbi malzemeler tükendi. Hâlâ faaliyette olan az sayıdaki tesisten birine ulaşmak bile bir çile haline gelebilir. Bir zamanlar tedavi edilebilir veya kontrol altına alınabilir olarak görülen durumlar giderek daha tehlikeli hale geldi.
İbrahim için bu keskin düşüş, savaşın hemen ardından başladı. Tekrarlayan böbrek taşlarını tedavi etmek için B6 vitamini alıyordu, ancak birkaç ay içinde eczanelerde stoklar tükendi. Ailesi, bu ilacı bulmak için yedi ay boyunca arayış içindeydi.
“İbrahim’in sağlığı hızla kötüleşti,” dedi Muhammed. “Dokuz taş çıkardı. Bazıları nohut kadar büyüktü.” Taşlar giderek büyüdü ve daha sık ortaya çıkmaya başladı; bu durum kanamaya ve şişmeye neden olarak İbrahim’in böbreklerine daha fazla zarar verdi.
Aynı zamanda, el-Mevasi’deki ailenin çadırlarının yakınında yürütülen İsrail askeri operasyonları, onların hastanelere veya kliniklere ulaşmasını defalarca engelledi. “Kıtlık sırasında bulabildiğimiz her şeyi yiyorduk, çoğunlukla mercimek ve makarna ve hayır kurumlarından alabildiğimiz, temiz olmayan suyu içiyorduk,” dedi Muhammed.

20 Aralık 2024 tarihinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde, yerinden edilmiş Filistinliler yardım kuruluşları tarafından dağıtılan suyu taşıyor. (Abed Rahim Khatib/Flash90)
Temmuz 2025’e gelindiğinde İbrahim’in durumu o kadar ağırlaştı ki, Eylül ayına kadar hastanede kaldı. Muhammed, kan değerlerinin tehlikeli derecede düştüğünü ve doktorların acil diyalize ihtiyacı olduğuna karar verdiklerini söyledi. İbrahim artık diyaliz seansları sırasında kan nakli de alıyor.
Ancak doktorlar, İbrahim’in Gazze’nin harap olmuş sağlık sisteminin sağlayabileceğinden çok daha sık diyalize ihtiyacı olduğunu belirtiyor. El-Rantisi Hastanesi nefroloji bölümü başkanı Dr. Nabil Ayad, +972’ye verdiği demeçte, İbrahim’in neredeyse her gün diyalize girmesi gerektiğini, ancak kıtlıkların tedavinin neredeyse her yönünü etkilediğini söyledi. Diyaliz hastalarında anemiyi tedavi etmek için kullanılan epoetin alfa gibi temel böbrek ilaçları, temel diyaliz ekipmanlarıyla birlikte yetersiz durumda. Ayad, “Diyaliz kateterleri de her zaman mevcut değil” diyerek, doktorların sıklıkla geçici kateterlere güvenmek zorunda kaldıklarını ve “bunun da ek riskler ve komplikasyonlara yol açtığını” açıkladı.
İbrahim’in dokuz yaşındaki kız kardeşi Naima’nın durumu da kötüye gidiyor. Ayad, Naima’nın da artık diyalize ihtiyaç duyduğunu, ancak doktorların sınırlı tıbbi malzemeleri idareli kullanarak en acil vakalara öncelik verdikleri için diyalize başlanmasını mümkün olduğunca geciktirmeye çalıştıklarını belirtti. Sonunda, iki kardeşin de böbrek nakline ihtiyacı olacak.
Babasının anlattığına göre, İbrahim Aralık 2025’te tedavi için Gazze’den ayrılması yönünde bir tıbbi sevk aldı. Sekiz ay sonra hâlâ orada. “Doktorlar, tedavi alamaması nedeniyle durumunun kötüye gittiğini söylediler,” dedi Muhammed. “Onu kaybetmeden önce tedavi için seyahat etmesi ya da en azından ilaçlarının Gazze’ye getirilmesi gerekiyor.”
‘Hastayız, yavaş yavaş ölüyoruz’
+972, üç ay önce 47 yaşındaki Basel El-Dahdouh ile ilk kez görüştüğünde, oğlu Usame onu tekerlekli sandalyede, moloz ve kumla kaplı sokaklardan geçerek, Gazze Şehri’nin merkezindeki Al-Shuhada Caddesi’ndeki aile çadırından El-Şifa Hastanesi’ne kadar üç kilometre boyunca itmişti. Basel, orada diyaliz için saatlerce bekledi. Sandalyeye oturtulduğunda, yorgunluktan yüzü solmuştu.

13 Ağustos 2026 tarihinde, Gazze Şehri’nin merkezindeki Al-Shuhada Caddesi’ndeki çadırında, oğullarının yardımıyla diyaliz tedavisi gören Basel Al-Dahdouh. (Hussain Al-Jerjawi)
Bu tedavi bile savaş öncesinde aldığı tedavinin sadece bir kısmını oluşturuyordu. Diyaliz seansları dört saatten üç saate indirilmişti, bu da ciddi komplikasyon riskini artırıyordu; buna karşılık, bağımlı olduğu ilaçlar ya piyasadan kaybolmuştu ya da çok pahalı hale gelmişti.
“Savaştan önce sağlığım iyiydi. Şimdi ise ilaç kıtlığı nedeniyle yardım olmadan tuvalete bile gidemiyorum,” dedi.
Dört çocuk babası olan Basel, 2020 yılında diyalize başladı. Gazze o zamanlar da zaten ciddi kısıtlamalar altındaydı, ancak bugün sunulan bakımla karşılaştırıldığında, savaş öncesi sistemi “mükemmel” olarak hatırlıyor. Ambulanslar onu hastaneye götürüyordu. Diyaliz dört saat sürüyordu. İlaçları her zaman mevcuttu.
Şimdi ise temel tedavileri bile almak zor olabiliyor.
“Kanımdaki hemoglobin seviyesini yükseltmek için gereken iğneler yok,” dedi Basel. “Bulabilseniz bile, fiyatı 40 şekel (13 dolar) yerine 700 şekel (234 dolar). Hastanede artık kalsiyum vitaminleri bile bulunmuyor, bu yüzden kendimiz almak zorundayız.”

Basel Al-Dahdouh, 13 Ağustos 2026 tarihinde Gazze Şehri’nin merkezindeki Al-Shuhada Caddesi’nde bulunan ailesinin çadırında, böbrek hastalığını tedavi etmek için temin edebildiği ilaçları gösteriyor. (Hussain Al-Jerjawi)
Yıllardır süren hastalığı, açlık, yerinden edilme ve zorlu yaşam koşullarının da eklenmesiyle, vücudunda gözle görülür bir yıpranma yaratmıştı. Basel zar zor yürüyebiliyordu ve koltuk değneklerine muhtaçtı. Retina kanaması, görme yetisini ciddi şekilde bozmuştu.
İsrail güçleri Kasım 2023’te El-Şifa Hastanesi’ne baskın düzenlediğinde, Basel orada sığınmıştı. Hastaların yeterli yiyecek, su veya elektrikten mahrum bırakıldığını ve bu durumun diyaliz tedavilerinin durdurulmasına neden olduğunu söyledi.
“Bizi dövdüler ve ‘Rehinelerin nerede olduğunu söyleyin, sizi tedavi için İsrail’e nakledelim’ gibi sorular sormaya başladılar,” dedi Basel. “Neredeyse ne görüyorum ne de yürüyebiliyorum — bunu nasıl bilebilirim ki? Elektriği ve yiyeceği kestiler. Haftalarca diyalize giremedim.”
O dönemde durumu vahim bir hal aldı. Basel, vücudunda 15 kilogramdan fazla sıvı biriktiğini ve geçici olarak görme yetisini kaybettiğini söyledi. “Beni vursunlar diye yalvardım. Artık bu acıya dayanamıyordum,” dedi.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) sonunda onu Deyr el-Belah’taki El-Aksa Hastanesi’ne nakletti; burada diyalize yeniden başladı ve daha sonra görme yetisini geri kazandı.

5 Mayıs 2026, Gazze’nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta bulunan El-Aksa Şehitleri Hastanesi’ndeki bir laboratuvar. (Doaa Albaz/Activestills)
“Hepimiz [diyaliz hastaları] çok hastaydık,” dedi Basel. “Olanlar yüzünden birçok kişi hayatını kaybetti.”
Üç ay sonra, Basel’in durumu dramatik bir şekilde kötüleşti. +972, hastanede onunla birlikte olan aile üyeleriyle telefonla görüştüğünde, Basel konuşamayacak kadar bitkin durumdaydı.
Ziyaretten iki hafta önce, diyaliz seans sayısı yeniden azaltılmıştı: Haftada üç seansdan ikiye düşürülmüş ve her seans sadece üç saat sürüyordu. 52 yaşındaki kardeşi Kasım, doktorların, diyaliz sıvısının temel bileşeni olan bikarbonat stokunun ay sonuna kadar tükenebileceği konusunda uyarıda bulunduklarını söyledi.
“İki seans, kanındaki toksinleri atmak ya da vücudundaki su ve tuz dengesini düzenlemek için yeterli değil,” dedi Kasım. “Kan şekeri sürekli yüksek.”
Ancak diyaliz seanslarının azaltılması, ailenin yaşadığı krizin sadece bir parçasıydı. Ekim 2025’te, bir fare, Basel’in ayak parmaklarından birini mülteci kampında ısırmıştı. Yara iyileşmedi. Ailesi bunu diyabet, tıbbi malzeme kıtlığı, yetersiz sterilizasyon ve çadırlarındaki zorlu hijyen koşullarının birleşimine bağladı. Yara enfekte oldu ve diyabetik kangrene dönüştü.
Doktorlar önce bir ayak parmağını, ardından ikincisini, sonra da üçüncüsünü kesti. Yine de enfeksiyon yayıldı. Sonunda, Basel’in bacağının diz altından kesilmesi gerektiği sonucuna vardılar.
“Doktorlar ona bir ayak parmağını kesmek zorunda kalabileceklerini söylediğinde, korkudan tansiyonu düştü,” dedi Kasım. “Terlemeye başladı ve bayıldı. Dehşete kapılmıştı. Ona bunun sadece bir ayak parmağı olduğunu ve protezle yine de yürüyebileceğini söyleyip durduk. Ama enfeksiyon yayılmaya devam etti.”

Diyaliz hastası Basel Al-Dahdouh ve oğullarından biri, 13 Ağustos 2026 tarihinde Gazze Şehri’nin merkezindeki Al-Shuhada Caddesi’ndeki çadırlarında. (Hussain Al-Jerjawi)
Ameliyatın ardından Basel, Filistin Kızılayı’na ait El-Saraya Saha Hastanesi’nde yaklaşık bir hafta gözlem altında kaldı. Gazze’deki ağrı kesici ilaçların ciddi kıtlığı, iyileşme sürecini zorlaştırdı. Kasım, diyaliz için ambulansla nakledilirken Basel’in ağrısının o kadar şiddetlendiğini ve neredeyse bilincini yitireceğini söyledi.
Basel aynı zamanda yas tutuyordu. İki hafta önce, 57 yaşındaki kız kardeşi Büşra, önceden var olan bir rahatsızlık nedeniyle aylarca süren titremeler ve tekrarlayan burun kanamalarının ardından hayatını kaybetmişti. Savaş başlamadan kısa bir süre önce, Büşra Gazze dışında tedavi görmesi için onay almıştı ve 13 Ekim 2023’te ayrılması planlanıyordu. Ancak oraya hiç varamadı.
Şimdi Basel’in ailesi, onun da aynı kaderi paylaşacağından korkuyor. Ayrıca, Basel hastaneden taburcu olduktan sonra nasıl idare edeceklerini de bilmiyorlar. Ameliyattan önce bile, onu diyalize götürmek için tekerlekli sandalyesini Gazze’nin harap olmuş yollarında itmek gerekiyordu; bu yolculuklar sırasında sık sık düşüyordu ve çoğu zaman ayakta duramayacak kadar başı dönmüş halde varıyordu. “Tek bacakla bu yolculuk daha da zor olacak,” dedi Kasım.
Tüm diyaliz hastaları gibi Basel de potasyum, fosfor, sodyum ve sıvı alımında kısıtlamalar içeren sıkı bir diyete ve temiz içme suyuna güvenilir bir erişime ihtiyaç duymaktadır. Gazze’deki gıda kıtlığı ve ekonomik çöküşü yaşayan bir mülteci aile için bu gereksinimleri karşılamak neredeyse imkânsızdır.
“Bulabildiğimiz her şeyi yiyor: fasulye, konserve ve yardım mutfaklarından gelen yemekler,” dedi Kasım. “Taze gıda veya meyve alacak paramız yok. Yiyeceklerin yanı sıra vitaminlere, tıbbi bakıma ve her şeyden öte güvenli ve temiz bir yaşam alanına ihtiyacı var.”

8 Aralık 2025 tarihinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde yerinden edilmiş Filistinlilere ekmek dağıtılıyor. (Abed Rahim Khatib/Flash90)
Savaştan önce Basel, ailesiyle birlikte Beyt Lahiya’da büyük bir evde yaşıyordu. Ev, savaşın ilk aylarında İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısında yıkıldı. “Bahçesi, ağaçları, soğuk içme suyu ve iki banyosu vardı,” dedi Kasım. “Onurlu bir hayat sürüyordu. Bugünkü durumla karşılaştırıldığında, cennette yaşıyorduk.”
Şimdi ise tuvaleti olmayan, fareler ve sıçanlarla çevrili, dayanılmaz sıcağa maruz kalan bir çadırda yaşıyor. “Basel bana defalarca, böyle yaşamaya devam etmektense ölmeyi tercih edeceğini söyledi,” dedi Kasım.
Basel’in savaş öncesi hayatıyla şimdiki hayatı arasındaki zıtlık, Gazze’de hastalığın, hastaların katlanmak zorunda kaldıkları yerinden edilme ve yoksunlukla ne kadar ayrılmaz bir bütün haline geldiğini gösteriyor. “Gazze’deki hayatımız sadece acı ve ıstıraptan ibaret,” diye yakındı Kasım. “Hayatı seviyoruz ve onurlu bir şekilde yaşamak istiyoruz. Gazze dışındaki hayvanlar bile bizden daha iyi yaşıyor. Hastayız, yavaş yavaş ölüyoruz.”
“Gecikilen her gün daha fazla cana mal oluyor”
Diyaliz hastaları bu durumdan tek başına muzdarip değiller. Gazze’deki kanser hastaları da kemoterapi ilaçları, ağrı kesiciler ve diğer temel tedavilerde yaşanan ciddi kıtlıkların ortasında, sürekli tıbbi bakımın çöküşüyle karşı karşıya kalıyor.
39 yaşındaki Maisaa Eliwa, üst çenesinden başlayan ve daha sonra sağ göğsüne ve akciğerlerine yayılan ileri evre kansere yakalanmış durumda. Akciğerlerindeki bir tümör 18 santimetreye kadar büyümüş.

Maisaa Eliwa, Gazze Şehri’nin batısındaki çadırında dinleniyor.
Şu anda Gazze Şehri’nin batısındaki sahil yakınlarında bir çadırda yaşıyor. Kasım 2024’te Şucaiyye’deki evi bir İsrail hava saldırısı sonucu yıkılmış; bu saldırıda kocası, oğlu ve 28 akrabası hayatını kaybetmişti.
Maisaa, bugüne kadar El-Şifa Hastanesi’nde üç kez kemoterapi tedavisi gördü. Ancak 14 Temmuz’dan bu yana hiç tedavi görmedi. “Doktorlar, sınırlardaki kısıtlamalar nedeniyle kemoterapi ilacı bulunmadığını söylediler,” dedi. “Ateşim sürekli yüksek, bazen 42 santigrat dereceye (107 Fahrenheit) ulaşıyor. Akciğerlerimde ve sağ bacağımda su birikmiş durumda. Her gün kan kusuyorum ve vücudum ağrıyor.”
Doktorlar ayrıca kemiklerini korumak, ağrısını dindirmek ve hareket kabiliyetini korumak için zoledronik asit enjeksiyonları reçete ettiler. Maisaa, ilacın bazen Gazze’deki eczanelerde bulunduğunu, ancak 2.400 şekel (800 dolar) gibi bir fiyatının kendi imkânlarının çok ötesinde olduğunu belirtti.
18 yaşındaki kızı Arwa, iğnelerin masrafını karşılamak için önce altın küpelerini, ardından telefonunu sattı. Diğer zamanlarda ise aile, yardım kuruluşlarından aldıkları gıdaları sattı, mutfak tüpünü sattı ve akrabalarından ve arkadaşlarından borç aldı.
“Artık kimse bana bir şey ödünç veremiyor çünkü insanlar da ekonomik olarak zor durumda ve borcumu ödeyecek bir gelir kaynağım yok,” dedi Maisaa. İlaç almadığında ise, “Çadırda yatıyorum ve vücudumu hareket ettiremiyorum,” diye ekledi.
Altı ay önce, Maisaa’ya Gazze’den ayrılması için acil bir tıbbi sevk verildi. Doktorlar, sağ akciğerindeki ve göğsündeki tümörlerin alınması için ameliyat olması gerektiğini söylediler. Hâlâ bekliyor.

24 Ocak 2026 tarihinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’taki el-Nasır Hastanesi’nde kanser hastaları tedavi görüyor. (Doaa Albaz/Activestills)
Kemoterapi imkânı olsa bile, tedaviye ulaşmak saatler sürebiliyordu. Maisaa sabah saat 7 civarında çadırından çıkıp ulaşım aracı arardı. Eğer bulamazsa, hastaneye kadar üç saatlik bir yürüyüşle gitmek zorunda kalırdı. Hastaneye vardığında, doktorlar öncelikle vücudunun kemoterapi almaya yeterince dayanıklı olup olmadığını belirlemek zorundaydı.
“Doktorlar, seanslara aç karnına geldiğimi biliyorlar, bu yüzden tedaviyi almadan önce bana iki saat boyunca damardan besin solüsyonu veriyorlar,” dedi.
Hastanedeki aşırı kalabalık da başka bir sorun oluşturuyordu. “Tedavi gördüğüm sırada hastanede yeterli yatak yoktu, bu yüzden bazen aynı yatakta diğer iki kadınla birlikte oturmak zorunda kalıyordum.”
“Biz kanser hastaları olarak Gazze’de tedavi görme hakkına sahibiz, ya da en azından tıbbi sevk belgelerimizle tahliye edilip tedavi gördükten sonra geri dönebilme hakkına sahibiz,” dedi Maisaa. “Çadırlarda, hijyen ve temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun, zorlu koşullarda yaşıyoruz. Her gün bin kez ölüyorum.”
“Tüm bu acılarımızın sebebi, temel haklarımızdan mahrum bırakan ve normal insanlar gibi yaşamamıza izin vermeyen İsrail işgalidir,” diye ekledi.

24 Ocak 2026 tarihinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’taki el-Nasır Hastanesi’nde bir kanser hastası tedavi görüyor. (Doaa Albaz/Activestills)
Nasır Hastanesi’ndeki Gazze Kanser Merkezi’nin başkanı Dr. Muhammed Ebu Nuda, +972’ye verdiği demeçte, Gazze’de şu anda radyoterapi ve ileri düzey tanı testleri dahil olmak üzere hayati önem taşıyan kanser hizmetlerinin eksik olduğunu belirtti. Bunun sonucunda, teşhislerin geciktiğini ve tedavilerin kesintiye uğradığını söyledi.
“Gazze’de kemoterapi malzemeleri, destekleyici ilaçlar, ağrı kesici ilaçlar ve hedefe yönelik tedavilerde yüzde 60’lık bir eksiklik var,” dedi.
Kaynakların bu kadar tükenmiş olması nedeniyle, tıbbi ekipler malzemeleri kısıtlamak ve hangi hastaların tedavi göreceğine karar vermek zorunda kalıyor. Merkez, ilaç ve ekipmanların girişini kolaylaştırmak ve durumu kritik olan hastaların tahliyesini sağlamak için Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO), Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) ve diğer uluslararası kuruluşlara çağrıda bulundu.
Ebu Nuda, Gazze’de şu anda yaklaşık 11.000 kişinin kanserle yaşadığını ve her yıl yaklaşık 2.000 yeni vakanın teşhis edildiğini belirtti. Yaklaşık 4.000 hasta, yurtdışında tedavi için acil sevk almıştır ancak hâlâ ayrılmamaktadır. “Kemoterapi alamama ve tedavi için yurtdışına seyahat edememe nedeniyle her gün üç hasta hayatını kaybediyor” dedi.
Ebu Nuda, “Gazze’deki kanser hastalarının ilaçtan daha fazlasına ihtiyacı var” dedi. “Tedaviye erişimi garanti altına alacak acil bir insani müdahaleye ihtiyaçları var.” Ateşkes ve insani yardım anlaşmalarının garantörü olarak hareket eden Mısır, Katar ve Türkiye’ye, İsrail’e baskı uygulayarak ilaçların ve mamografi cihazları, ultrason cihazları, tomografi tarayıcıları ve MR sistemlerini de içeren teşhis ekipmanlarının kısıtlamasız girişine izin vermesi çağrısında bulundu.
“Gecikilen her gün daha fazla cana mal oluyor,” dedi.
Refah’tan 58 yaşındaki Sana Abed için yerinden edilme, açlık ve kayıplar nihayetinde yıkıcı sonuçlar doğurdu. Savaştan önce kendisine karaciğer kanseri teşhisi konmuş ve tedavi için Mısır’a gitmişti; orada sekiz ay boyunca karaciğer nakli için hazırlık yapmıştı. 39 yaşındaki oğlu Muhammed, karaciğerinin bir kısmını bağışlamayı planlıyordu.
Muhammed, doktorların ameliyattan önce Sana’nın kilo vermesini istediklerini, bu nedenle anne ve oğlunun diyet programına devam ederken Gazze’ye döndüklerini anlattı. Savaşın başlamasından sadece iki gün önce oraya vardılar.
Tekrarlanan yerinden edilme ve gıda kıtlığı, kısa sürede reçete edilen diyeti uygulamayı imkânsız hale getirdi. Birkaç ay içinde Mısır’dan getirdikleri ilaçlar tükendi.
Muhammed, “Bu ilaçların çoğu Gazze’de bulunmuyordu, bu yüzden annemin sağlığı, özellikle [2025 Haziran’ında bölgenin güneyinde yaşanan] kıtlık ve tam abluka sırasında kötüleşmeye başladı,” dedi.
Kanser yayıldıkça Sana bir kez daha başka bir hastaneye sevk edildi ve tedavi için Gazze’den ayrılmak üzere bekleme listesine alındı, ancak izin hiçbir zaman gelmedi.
Eylül 2025’te, Sana’nın iki oğlu bir İsrail saldırısında hayatını kaybetti. Muhammed, bu kaybın annesini derinden etkilediğini söyledi. Fiziksel durumu kötüleştikçe, “yaşama isteğini kaybetmiş gibi görünüyordu.”
Sonunda kanser sindirim sistemine yayıldı ve böbrekleri iflas etmeye başladı. Doktorlar diyalize ihtiyacı olduğu kararına vardılar ve Sana, Nasır Hastanesi’nde bir seans diyaliz tedavisi gördü.
Sana ertesi gün hayatını kaybetti. Bir hafta sonra, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Muhammed’i arayarak tedavi için seyahate hazırlanmasını söyledi.
* Ahmed Dremly, Gazze’li bir gazetecidir ve yazıları Middle East Eye, Mondoweiss, The Electronic Intifada, The Intercept, Al-Monitor ve diğer yayınlarda yer almıştır. Mayıs 2026’da Gazze’den ayrıldıktan sonra şu anda İtalya’da eğitim görmektedir.