Türkiye–Irak ilişkilerinde yeni stratejik eksen: Güvenlikten Kalkınma Yolu'na
Faruk Önalan / Star Açık Görüş
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında 23 Eylül 2026'da New York'taki Türkevi'nde Irak Başbakanı Ali Zeydi ile gerçekleştirdiği görüşme, Türkiye–Irak ilişkilerinde güvenlik ve ekonomik iş birliğini birlikte ilerleten diplomatik bir zemin ortaya koymuştur. Görüşmenin ardından açıklanan mutabakat, güvenlik iş birliğinin derinleştirilmesini, ticaret ve yatırımların artırılmasını, Kalkınma Yolu başta olmak üzere ortak projelerin hızlandırılmasını kapsamaktadır. Bu çerçeve, Ankara'nın sınır ötesindeki güvenlik önceliklerini somut taahhütlerle destekleyen ve bölgesel bağlantılardaki ağırlığını güçlendirme imkânı sunan bir gelişmedir. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge vizyonu, bu diplomatik gündemin stratejik eksenini oluşturmaktadır. Erdoğan, 24 Eylül'de Türkevi'nde bu yönelimi şöyle açıklamıştır: "Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz."
Türkiye'nin jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik konumu bu gündemin merkezindedir. Körfez ile Avrupa arasındaki ulaşım bağlantıları, Türkiye'nin enerji ve ticaret ağlarındaki merkezi rolünü güçlendiren başlıca unsurlardır. Bağdat ve Erbil'le yürütülen diplomasi siyasi etkisini, enerji ve lojistik altyapısı ise ticari ağırlığını beslemektedir. Erdoğan, 25 Eylül 2026'da yayımlanan Newsweek mülakatında Kalkınma Yolu'nu Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayan girişim olarak tanımlamış; Orta Koridor ve komşu ülkelerle yeni ulaşım bağlantılarını çok yönlü dış politikanın parçaları arasında saymıştır. Irak'la kurulan ortaklık, bu yaklaşımın güneydeki başlıca uygulama alanlarından biridir.
Kalıcı güvenliğin ölçütü
İş birliğinin güvenlik ayağında, Sincar'da devlet otoritesinin bütünüyle kurulması ve yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığının sona erdirilmesi yönündeki uzlaşma öne çıkmaktadır. Başika-Zilkan yerleşkesinin Irak Federal Hükümetine kademeli devri de Irak makamlarının güvenlik yükümlülüklerini sahada yerine getirmesine bağlanmıştır.
Kalıcı güvenliğin ölçütü, terör örgütlerinin sınır aşan faaliyet kapasitesinin tasfiyesidir. Erdoğan, Newsweek mülakatında "asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır" diyerek silah bırakma ve tasfiye sürecinin devlet kurumlarınca doğrulanması gerektiğini vurgulamıştır. Silahlı unsurların yer değiştirmesi, adını değiştirmesi veya başka yapılanmalar içinde varlığını sürdürmesi, tehdidin sona erdiği anlamına gelmez. Komuta ilişkilerinin çözülmesi, finansman ve eleman temini kanallarının kesilmesi, örgütsel devamlılığın ortadan kaldırılmasının temel koşullarıdır.
Terörle mücadelenin muhatabı, bölgenin etnik veya dinikimlikleri değil, silahlı örgütler ve onların faaliyet ağlarıdır. Erdoğan'ın aynı mülakattaki "Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir" açıklaması bu ayrımı ortaya koymaktadır. Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin, Ezidilerin ve diğer toplulukların huzur içinde yaşaması, istikrarlı komşuluk düzeninin parçasıdır. Halk üzerindeki örgüt baskısının sona ermesi, meşru temsilin önündeki engelleri kaldırmakta ve gündelik hayatı şiddetin etkisinden arındırmaktadır.
Irak'ta terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin bölgesel koordinasyonla desteklenmesi, örgütsel faaliyetlerin komşu ülkelere kaymasını önlemek için gereklidir. İstihbarat paylaşımı ve diplomatik eşgüdüm, farklı ülkelerdeki örgütsel ağların çözülmesine hizmet etmektedir. Her devletin kurumsal yapısı ve üstlendiği sorumluluklar, bu iş birliğinin biçimini belirlemektedir.
Bağdat–Erbil ilişkileri, ortak projelerin Irak'taki uygulamasını doğrudan ilgilendirmektedir. Yetki paylaşımı, gelir dağılımı ve idari sorumluluklara ilişkin ihtilaflar bu süreçte risk oluşturmaktadır. Ankara'nın hem federal hükümetle hem bölgesel yönetimle kurduğu ilişkiler, bu sorunların çözümünde ve projelerin ilerletilmesinde Türkiye'ye diplomatik avantaj sağlamaktadır.
Irak'ın enerji ihracatını Türkiye, Ürdün ve Suriye üzerinden geliştirme arayışında Türkiye hattının stratejik ağırlığı, mevcut altyapısına ve uluslararası pazarlara erişim imkânlarına dayanmaktadır. Teslimat güvenilirliği, maliyet ve işletme kapasitesi, güzergâh tercihindeki belirleyici unsurlardır. Kesintisiz enerji akışı, Irak'ın ihracat gelirlerini desteklerken Türkiye'ye transit taşımacılık ve bağlantılı hizmetler üzerinden kazanç sağlamaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın 5 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında kullandığı "Dünyanın, mutlaka alternatif güzergahlara, alternatif rotalara ihtiyacı var" ifadesi, bu ihtiyacın uluslararası boyutunu vurgulamaktadır.
BOTAŞ'ın 3 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre, bir yıllık düzenlemeyle Irak–Türkiye petrol boru hattının günlük kapasitesinin 750 bin varillik bölümü Irak devlet petrol şirketleri SOMO/NOC'ye tahsis edilmiştir. Irak Başbakanı Ali Zeydi, 1 Ağustos'taki açıklamasında anlaşmayı "önemli bir stratejik başarı" olarak nitelendirmiştir. Bu değerlendirme, Türkiye üzerinden ihracatın Bağdat'ın ekonomik gündemindeki yerini göstermektedir.
Enerji merkezi olma hedefi
Enerji taşımacılığının yerli ekonomiye katkısı, depolama, liman işletmeciliği, bakım, mühendislik ve ekipman tedarikiyle genişlemektedir. Bu hizmetlerin sanayi üretimiyle bütünleşmesi, katma değerin ve teknik uzmanlığın artırılmasına hizmet etmektedir. Ticari işlemlerin Türkiye'de yoğunlaşması da enerji merkezi olma hedefinin önemli bir boyutudur.
Doğal gaz ve elektrik alanındaki öneriler, Irak'la ortaklığı petrol taşımacılığının ötesine taşımaktadır. Irak'ın ihtiyacının Türkiye üzerinden karşılanması ve ilerleyen dönemde Irak veya Körfez kaynaklarının ters akışla Avrupa'ya ulaştırılması düşüncesi, iki yönlü bir tedarik ağını öngörmektedir. Böyle bir ağın kurulması, Türkiye'nin tedarik ve dağıtım kapasitesini geliştirme hedefinin parçasıdır.
Kalkınma Yolu, enerji girişimlerini ulaştırma ve ticaretle bütünleştiren tamamlayıcı bir projedir. Bayraktar, 22 Temmuz 2024'te bu hedefi "Yapacağımız yatırımlarla Kalkınma Yolunu aynı zamanda bir 'Enerji Yolu' olarak da tesis edeceğiz" sözleriyle ifade etmiştir. Projenin ekonomik bütünlüğü, demiryolu, karayolu ve enerji yatırımlarının birbirini tamamlayacak biçimde planlanmasına bağlıdır.
Tiflis'teki Avrupa Üniversitesinde uluslararası ilişkiler profesörü Emil Avdaliani, 11 Eylül 2026'da The Türkiye Analyst'te yayımlanan analizinde, Hürmüz'deki krizin Türkiye üzerinden geçen kara koridorlarının stratejik önemini artırdığını vurgulamaktadır. Avdaliani, Kalkınma Yolu'nun önemini Türkiye'nin Avrupa tedarik zincirlerindeki ağırlığı, Körfez'le ekonomik bağları ve Irak'taki etkisi üzerinden açıklamaktadır. Projeyi deniz ticaretini tamamlayan bir ulaşım hattı olarak ele alan analist, ticari başarının Faw Limanı'na güvenli erişim ve Irak içindeki güvenlik ve koordinasyon koşullarıyla bağlantısını da ortaya koymaktadır.
Ekonomik koridorların güvenliği, terörün finansmanıyla mücadelenin de bir parçasıdır. Taşımacılık ve inşaat faaliyetlerinden kayıt dışı tahsilat yapan veya baskıyla pay alan silahlı yapılar, ticaretin işleyişini tehdit etmektedir. Denetime açık ihaleler, etkin gümrük kontrolleri ve şirketlerin haklarını koruyan başvuru mekanizmaları, bu gelir kanallarını kesmenin başlıca araçlarıdır.
Projelerin Irak'taki yerleşimlere sağlayacağı istihdam ve hizmetler, yerel halkın ekonomik hayata katılımını artırma hedefi taşımaktadır. Mesleki eğitim ve küçük işletmelerin tedarik zincirlerine katılması, inşaat döneminin ötesine geçen geçim kaynakları oluşturmanın yollarıdır.
Türkiye'nin sınır illerinde öncelik, transit hareketliliğin yerel üretime ve istihdama yansımasıdır. Lojistik merkezler, işleme tesisleri ve depolama yatırımları, sınır ticaretini yerel sanayiyle bütünleştirmektedir. Gümrük işlemlerinde süre ve kuralların belirginliği, küçük ihracatçıların pazara erişimini kolaylaştırmaktadır. Bekleme sürelerinin kısalması ve ulaştırma altyapısının gelişmesi ise firmaların maliyetlerini düşürme hedefini desteklemektedir.
Yerel kalkınmanın kırsal ayağını ise su, tarım ve çevre alanlarındaki ortak çalışmalar oluşturmaktadır. Sulama verimliliği, tarımsal ürünlerin pazara erişimi ve çevresel etkilerin yönetimi, teknik verilere dayalı çözümler gerektirmektedir. Kırsal üretimin güçlenmesi, ekonomik iş birliğinin toplumsal tabanını genişletmektedir.
Türkiye'nin güçlü konumu, askeri caydırıcılığı diplomatik girişimlerle tamamlayan ve bölgesel yatırımlara yön veren kapasitesine dayanmaktadır. Erdoğan–Zeydi görüşmesiyle ortaya konan iradenin kalıcı değeri, güvenlik taahhütlerinin uygulanmasında ve ekonomik projelerin sonuç vermesinde yatmaktadır. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge vizyonunun Irak'la ilişkilerdeki karşılığı, sınır ötesindeki tehditlerin tasfiyesiyle üretim ve ticaretin gelişmesini aynı stratejik hedefte buluşturmaktır.

