“Siz Ankara'ya “devlet” deyin, ben de Hilafet'i halledeyim!”

“Siz Ankara'ya “devlet” deyin, ben de Hilafet'i halledeyim!”

Lord Curzon, Avam Kamarası'nda, "Türkler bir daha eski savlet (kahramanlık) ve şevketine (kudretine) kavuşamayacaktır. Zira biz, onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz" demişti!"

NUH ALBAYRAK - STAR

Bir yıldönümü daha geçti ama "Lozan zafer mi; hezimet mi" tartışması yine bitmedi. Aslında, baktığınız tarafa göre hem "zafer" hem de "hezimet"tir.

Peki biz nereden bakıyoruz?

"Lozan"ı doğru anlayabilmek için öncesini doğru bilmek gerekir.

İngiltere'nin Türkiye politikasının belirlendiği Şark Komitesi (Eastern Committee), Osmanlı sonrasını şekillendirmek için 23 Aralı 1918'de, George Curzon'un başkanlığında toplanmış ve "Türklerin tehdit gücünü (Hilafet'i) ellerinden alalım, Batı'ya sıkı bağlayalım" kararı almıştı!1

19 Mayıs 1919'da başlayan "yeni dönem"i yakından takip eden Lord Curzon, Kurtuluş Savaşı'nın ilk günlerinde verdiği demeçte, "İstanbul Hükümeti mefluçtur (felçtir) ve Mustafa Kemal, Türkiye'nin hakiki hâkimidir" demişti.

GÖRÜŞMELER NEDEN LOZAN'A ALINDI?

Savaş yorgunu Türk milleti canını dişine takmış ve 104 yıl önce bu günlerde gerçekleşen "Büyük Taarruz"la Yunan çapulcularını denize dökmüştü. 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan "Ateşkes Antlaşması" sonrasında da, bu zaferin tescilleneceği "Barış Antlaşması"na sıra gelmişti.

Usul gereği barış müzakereleri, "galip" devletin arzu ettiği yerde ve belirlediği ilkeler çerçevesinde yürütülürdü.

Nitekim İstiklâl Muharebesi'nin galibi olan Türkiye, barış görüşmelerinin yapılacağı yeri "İzmir" olarak belirlemiş ve muhataplar tarafından da kabul edilmişti. Ancak İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un son hamlesiyle, Barış Konferansı Lozan'a nakledilmişti!2

Bu değişiklik, cephenin galibi olan Türk tarafının masada "mağlup" olacağını gösteriyordu. Zira "Lozan" hamlesi, savaş hukukunun rafa kalktığı anlamına geliyordu. "Yedi düvele karşı galip gelen Türkiye", mağluplarca belirlenen yere davet edilmiş; belirlenen şartlar, galibin önüne konmuştu.3

Gerçekten İngiltere Temsilcisi Lord Curzon sadece "mekan"ı tayin etmekle kalmamış; müzakere şartlarını da belirlemişti. Türk Heyeti Temsilcisi İsmet Paşa da, Lozan'daki Lord Curzon'u, "Mücadeleciydi; müttefikleri etrafında toplayarak sevk ve idareye muktedir bir manevracıydı" şeklinde tarif etmişti.4

BU "KURTLAR SOFRASI"NA NİYE BİR "ACEMİ" GÖNDERİLDİ?

Mondros Mütarekesi'ne "Baş Murahhas" olarak imza atmış olmanın burukluğuyla "rövanş" için sabırsızlanan (ve çok iyi İngilizce bilen) Heyet-i Temsiliye Reisi Rauf Bey veya teamül gereği; Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek'in gönderilmesi gerekirken, bu işlerle hiç ilgisi olmayan, İngilizce bilmeyen; üstelik kulağı da duymayan İsmet Paşa gönderilmişti!

İsmet Paşa bile şaşırmış; "İlk defa çizmeyi çıkarıp iskarpin giydim. Sivil ve diplomatik hayata çok yabancıydım. Lozan'da uğradığım güçlük, askerlikten gelip amatör diplomatlık yapmamdı" itirafında bulunmuştu. Gazi ise bu tercihini, "İsmet bana her zaman kusursuz itaat etmiştir" şeklinde savunmuştu!5

ZAYIF TEMSİLİYET, PEŞİN TESLİMİYET!

Türk tarafı daha büyük bir diplomatik hata yaparak, "temsiliyet"te de; "teslimiyet" anlamına gelen bir tavır sergilemişti!

Müzakerelerin şartlarını belirleyen İngiltere'nin "çifte davet" oyunu üzerine kurulu bir "danışıklı dövüş" sayesinde, Lozan Konferansı başlamadan 10 gün önce "Saltanat" kaldırılmıştı! Halbuki mer'i Anayasa'ya göre hâlâ devletin temsilcisi Halife ve merkezi de İstanbul idi. Ankara'daki yapılanma, anayasaya aykırı bir "fiilî durum"dan ibaretti.

Yani Ankara'nın henüz uluslararası meşruiyeti yoktu. Zaten bütün dertleri, Batı nezdinde "devlet" olabilmekti!

Bunu Avrupa da çok iyi biliyordu ve o "meşruiyet" için "özel" şartlar hazırlıyordu! Nitekim İngiltere Temsilcisi Lord Curzon, "Şark Konseyi Karaları"nı cebine koyarak Lozan'a gelmiş ve 11 Kasım 1922'de başlayan görüşmeleri orkestra şefi gibi yöneterek, öncelikle coğrafi hedefleri garantilemişti!6

Asıl "pazarlık" ise, masadaki müzakerelerin dışında, İsmet Paşa'nın danışmanı Hahambaşı Hayim Nahum aracılığıyla yürütülüyordu.

Lozan'da 100 kişilik Türk heyeti vardı ama gazeteci Hüseyin Cahit, "Hepsi dans öğrenmekle, briç ve poker oynamakla meşguldü. Müzakerelerle ilgili bütün bilgileri, Hayim Nahum'dan aldık" diyordu.7

"HİLAFET KALKMAZSA LOZAN İMZALANMAZ!"

Masadaki hedeflerine ulaşan Lord Curzon, Londra'nın asıl şartını da, "Türk mukaddesatının feda edilmesi gibi muazzam bir Hristiyanî zafer ümidi olmazsa, müzakereler kesilecek ve hemen fiilî safhaya dökülecektir" şeklinde aktarmıştı.

"Danışman" Hayim Nahum, Curzon'un bu diplomatik tehdidini İsmet Paşa'ya, "Konferansın neticelenebilmesi için 'Hilâfet'in kaldırılması' şartını kabul etmeniz gerekir" şeklinde tercüme etmişti!8

Hayim Nahum, İsmet Paşa ile yaptığı gizli toplantıda da açıkça, "Hilafet kalkmazsa İngilizler muahedeyi imzalamayacak" demişti.

Nitekim görüşmeler kesilmiş ve Lord Curzon, ciddiyetinin anlaşılması için Londra'ya dönmüştü!

Ankara, Lozan'dan "Kuruluş Senedi" almak için her şeyi vermeye hazırdı ama Saltanat'tan sonra Hilafet'i de kaldırmayı gözü kesmiyordu!

İsmet Paşa da, bu "gizli" şartı görüşmek için Türkiye'ye dönmüştü.

Nahum ise, İsmet Paşa'dan önce dönmüş ve İktisat Kongresi için İzmir'de bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek "ikna" etmişti!

Hemen Londra'ya giden Nahum, Paşa'dan aldığı söze istinaden Lord Curzon'a, "Siz yeni Türkiye'nin mülkî tamamiyetini (Ankara'nın meşruiyetini) kabul edin, ben İslâmiyet'i ve İslâm temsilciliğini (Hilafet'i), ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum" demişti!9

Bu taahüt üzerine, Lozan'ın 2. Bölümü 23 Nisan 1923'te başlamıştı. Ancak, istediğini alan Lord Curzon "tali meselelerin" görüşüleceği bu bölüme gelmemişti!

Netice itibariyle 24 Temmuz 1923 günü imzalanan "Lozan Barış Antlaşması", coğrafi tavizleri tescil eden bir "Ön Mutabakat" mahiyetindeydi. Türkiye'ye, "Diğer şartları da yerine getirirsen 'devlet' olabilirsin" senedi verilmişti.

Antlaşma kamuoyunda çok tepki görmüştü. İsmet Paşa bile, "Fedakârlığı son haddine vardırdık. Toprak meselelerinde kendi zararımıza ve Müttefiklerin lehine kararlar aldık" demişti.10

Nitekim bu gayr-i millî antlaşmayı onaylaması için 11 Ağustos'ta oluşturulan "özel Meclis"in ilk işi, 23 Ağustos'ta, "Lozan Hezimeti"ni onaylamak olmuştu!11

LONDRA, LOZAN'I ONAY İÇİN "İLGA"YI BEKLEDİ!

Oysa turpun büyüğü daha heybeden çıkmamıştı!

Lord Curzon, Avam Kamarası'nda, "Türkler bir daha eski savlet (kahramanlık) ve şevketine (kudretine) kavuşamayacaktır. Zira biz, onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz" demişti!"12

Ama biz ona itibar etmeyelim, kendi kaynaklarımıza dönelim!

İcra Vekilleri Heyeti Reisi (Başbakan) Rauf (Orbay) Bey, gazeteci Feridun Kandemir'e "İsmet Paşa, Lozan'da; İngilizlerle arabuluculuk rolü oynayan Hayim Nahum Efendi'nin telkinleriyle, Hilafet'in kaldırılmasını tamamıyla benimsemiş" demişti.13

Londra-Ankara hattında yaşananlar da, bu vahameti doğruluyordu!

Zira... Antlaşmanın geçerli olması için bütün taraflarca da onaylanması gerekiyordu. Oysa İngiltere Hükümeti, bir türlü parlamentoya gönderilmiyordu.

Bu arada Ankara, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilân etmişti ama kimse ilgilenmemişti!

Nihayet, Hilafet 3 Mart 1924'te kaldırılınca, Londra da bir yıldır beklettiği Lozan Antlaşması'nı 16 Temmuz 1924'te onaylamıştı. 5 Eylül'de de Milletler Cemiyeti'nde tescil edilmiş ve Avrupa devletleri, bir yıldır tanıyamadıkları(!) Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıma yarışına girmişti!

"ANKARA, İNGİLTERE'YE GÜÇLÜK ÇIKARAN KURUMU KALDIRDI!"

İngiliz Yazar Philip Graves'in, "Ankara, Müslüman uyrukları yöneten bir gayrimüslim devlet (İngiltere) için güçlükler çıkaran kurumu (Hilafet'i) ortadan kaldırmakla, Britanya İmparatorluğu'na olağanüstü bir iyilik yapmıştır" değerlendirmesi çok manidardı! (Briton and Turk, London 1941)

Merhum Ahmet Kabaklı "Temellerin Duruşması" kitabında, "İngiltere'nin, Hilafeti Türkiye'nin elinden almak yolunda ne kadar kararlı olduğunu anlatacağız" diye başladığı bölümün sonunda, "Hilafet, İngilizlerin verdiği ufak tefek tavizlere feda edilmişse... Yazık olmuştur, çok ucuza gitmiştir" noktasına gelmektedir!14

Tabii ki, Hilafetin kaldırılması sadece başlangıçtı! Londra'nın şartına "inkılaplar" da dâhildi. Zaten Hilafet, sonraki operasyonların selameti(!) için kaldırılmıştı!

Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Charles H. Sherrill de, "8. Henry gibi Gazi de Hilafeti lağvetmiş ve ruhani sınıfın nüfuzunu ortadan kaldırmıştı. Aynı zamanda namaza davetin de, Türkçe yapılmasını istemişti" derken, büyükelçilik yaptığı 1932 yılına kadarki "devrimler"i özetliyordu! 15

***

Efendim, Lozan Antlaşması'nın 143 maddesinde "Hilafet" yokmuş!

Hilafet'ten kurtulmak için asırlardır uğraşan İngilizlerin, "yeni devletin onay makamı" konumunda oldukları Lozan'da, Hilafet'i hiç gündeme getirmediğini söylemek, hıyanet değilse ahmaklıktır.

Dipnotlar:

1- The British Library, IOR/L/PS/18/B310a: 1-2.

2- https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/lord-curzon-1859-1925/

3- Celil Bozkurt, Filistin'in Yahudileştirilmesi, Beyan Yayınları, İstanbul 2025, s. 11.

4- İsmet İnönü'nün Lozan Hatıraları-I, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul 1998, s. 104.

5- İsmet İnönü'nün Lozan Hatıraları-I, s. 125.

6- İsmet İnönü'nün Lozan Hatıraları-I, s. 104.

7- Cemal Kutay, Bilinmeyen Tarihimiz-1, Dizerkonca Matbaası, İstanbul 1974, s. 294, 305.

8- Büyük Doğu, Sayı: 29, 6 Ekim 1950, s. 10.

9- Ahmet Anaplı, Masada Kaybedilen Vatan, Profil Yayıncılık, İstanbul 2014, s. 223.

10- Ali Naci Karacan, Lozan Konferansı ve İsmet Paşa, Türk İnkılap Tarihi Ens. Yayınları, İstanbul 1943, s. 211.

11- Eyüp Durukan, Günlüklerde Bir Ömür-V, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, s. 260.

12- Büyük Doğu, Sayı: 29, 6 Ekim 1950, s. 11, 16.

13- Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, s. 147-154.

14- Temellerin Duruşması, s. 135, 148.

15- Temellerin Duruşması, s. 160-164.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir