Ramona Wadi / Middle East Monitor
Gazze yas tutarken, uluslararası toplum görmezden gelmeye devam ediyor. Bu hafta Salı günü, Sabra mahallesinde düzenlenen toplu cenaze töreninde Abu Şaria ve el-Hasayna ailelerinden 112 kişi toprağa verildi. Cesetler, 2023 yılında İsrail’in soykırımı sırasında yıkılan evlerin enkazından kısa süre önce çıkarılmıştı. Gazze Sivil Savunması’na göre, yaklaşık 8.000 Filistinlinin cesedi hâlâ enkazın altında bulunuyor, ancak koşullar hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin cesetlerinin tamamen çıkarılmasını imkânsız kılıyor.
Gazze Sivil Savunması sözcüsü Mahmud Basal, “Bazı cesetler kayboldu. Bazıları ise çok küçük parçalara ayrılmış durumda, bu da kimlik tespitini son derece zorlaştırıyor” dedi.
Aile üyeleri enkazdan çıkarılan ve dün toprağa verilen kişiler arasında yer alan Lara Ebu Şaria, acısını dile getirdi. “O çuvalı kucaklamak istedim. Onlardan geriye kalan her ne varsa onu kucaklamak istedim.”
Bu iki ifade arasında, Filistinlilerin Gazze’de İsrail’in uyguladığı soykırıma maruz kalma deneyimi açıkça ortaya konuyor. Cesetlerin çıkarılması ve kimliklerinin tespit edilmesi süreciyle kayıp hissi aktarılırken, bu görevin tamamlanmasının imkânsız olduğu da biliniyor. Lara için, İsrail’in hava saldırısında akrabalarını kaybetmesinden neredeyse üç yıl sonra, insan kalıntılarını toprağa gömme süreciyle yas süreci yeniden başladı.
Uluslararası toplum, sessizliğiyle, kamuoyuna yansımayan ya da çıkar getirmeyen olayların Gazze’de yaşanmasının hiçbir önemi olmadığını açıkça ortaya koydu. Dünya liderleri ve uluslararası kuruluşların yetkilileri, toplu cenaze töreni konusunda sessiz kaldılar.
Buna karşılık, 2024 yılında Gazze’de toplu mezarlar keşfedildiğinde, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk dehşetini dile getirmiş ve bağımsız soruşturmalar yapılması çağrısında bulunmuştu. Bu dehşet elbette kısa sürdü, ancak BM’nin sorumluluklarından kaçarken uluslararası hukukun kuralları çerçevesinde hareket ediyormuş gibi görünmesi için yeterliydi. İsrail, Gazze’deki soykırımına devam etti ve Filistinliler, sadece toplu mezarlarla değil, uluslararası toplumun durdurmayı reddettiği ve ancak geç de olsa kabul ettiği devam eden soykırımla da başa çıkmak zorunda kaldı.
Toplu bir cenaze töreni, bir toplu mezarın keşfi kadar görsel olarak şok edici değildir; işte bu yüzden uluslararası siyasette sessizlik ve bariz bir insanlık dışı tutum hâkimdir. Oysa her ikisinin ardındaki siyaset ve savaş suçları aynıdır. Uluslararası toplum, hangi ihlallere veya savaş suçlarına odaklanacağını seçmeyi tercih ettiği gibi, toplu mezarlar ve toplu cenaze töreni konusunda da aynısını yapmıştır. Bu nedenle, tıpkı sömürgeci şiddet konusunda olduğu gibi, BM’nin hangi zulümler hakkında konuşacağına dair tercihini ortaya koyacağı sonucuna varılmalıdır; bu, sadece formalite icabı kaydedilmiş bir açıklamadan başka bir şey elde edilemese bile. Gazze, ister sessizlik yoluyla ister bayat açıklamalar yoluyla olsun, her halükarda istismar edilecektir.
Soykırımdan sağ kurtulan Filistinliler için keder, kararların alınmasıyla ya da alınmaması ile çözülmeyecektir. Toplu mezarlardan toplu cenaze törenlerine kadar, uluslararası toplumun açıklamaları ya da sessizliği insanlıktan tamamen yoksundur.
Asıl dehşet, BM yetkililerinin 2024’te soykırımı ele almadan ifade ettikleri sözler değildir; asıl dehşet, İsrail’in uluslararası toplumla işbirliği içinde bu halkı yok etmek için elinden geleni yaparken, bu halkın insanlığını korumaya devam etmesini izlemektir.
* Ramona Wadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.

