1. YAZARLAR

  2. MURAT AYDOĞDU

  3. Fıkıh Toplumu ve Hareket Fıkhı -2
MURAT AYDOĞDU

MURAT AYDOĞDU

Yazarın Tüm Yazıları >

Fıkıh Toplumu ve Hareket Fıkhı -2

07 Ekim 2010 Perşembe 23:22A+A-

FIKHIN BAŞLICA FONKSİYONLARI

. Durağan anlayışın kaybettirdiği fıkhın yeniden işlerlik kazanması toplumsal hareket içinde önemlidir. Fıkıh’ın Kuran’da belirtilen başlıca beş fonksiyonu/işlevi bunu sağlar.

1- Kolaylaştırıcıdır: Fıkıh işi kolaylaştırır, göğüsleri açar ve sözü anlaşılır kılar.

Rabbim göğsümü aç,  işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.” 20/25-28

“İnce bir anlayışa sahip olanlar için ayetleri açıklamışızdır.” 6 En’am98

2- Basireti Artırır: Kuran, fıkıh kelimesinin maddi duyusal işlevin yanında niyet, samimiyet ve önyargısızlık gibi kalbi yönlerine de vurgu yapar.

“Biz, Rabbin ayetlerinden yüz çeviren ve unutan zalimlerin kalplerine, iyice anlamalarına engel örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk.” 18 Kehf 57

3- Cesaret Verir, Nifak Kapısını Kapatır: Fıkhetme yeteneği, özellikle nifak ve mücadele azmi olmayan kişilerde noksanlık gösterir. Bu kendini kandırma ve kendine bahane bulma şeklinde ortaya çıkar.

“Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat hoşlarına gitmedi. ‘Cehennem ateşi daha sıcaktır.’ Keşke anlayabilselerdi.” 9 Tevbe 81

“Geri kalan acizlerle beraber olmaya razı oldular. Kalpleri kapanmıştır, anlamazlar.” 9 Tevbe 87

4- Fakihler (Anlayışta Derinleşen Kişiler) Oluşturur: Toplumun geniş katmanlarını aydınlatacak, uyaracak münevver kişiler oluşturur. Fakih” adı ile anılan bu münevverler, toplumdan kopuk ayrı bir sınıf değildir.

“Müminlerin tümünün savaşa çıkması gerekmez. Onlardan bir grup, çıktığında, bir grup da dinde derin bir kavrayış edinmek ve diğerleri geri döndüğünde onları sakındırmak için kalabilir.” 9Tevbe 122

5- Toplumsal Bilinç Oluşturur: Topluluklar insanlar gibi özellikler gösterir. Bireysel anlayışın yanında topluluklarda bilinç şeklinde topluluk fıkhı ortaya çıkar. Bu topluluğa güç ve dinamizm katan, topluluğu başarıya ya da başarısızlığa götüren özelliktir.

“Onların kalbine Allah’tan çok siz korku salıyorsunuz. Bu da onların anlayışsız bir topluluk olmalarındandır.” 59 Haşr 13

“Allah, anlayışsız bir topluluk oldukları için onların kalplerini uzaklaştırmıştır.” 9 Tevbe 27

 “Müminleri savaş için hırslandır. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz kafirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar anlayışsız bir toplumdur.” 8 Enfal 65

Özellikle son kısımdaki “Toplumsal Bilinç”, diğerlerinin oluşmasında ve gelişmesinde önemli bir faktördür. Toplumda yankı bulmayan akademik kalmış ve belli bir sınıfa mahsus bırakılmış fıkıh(!) çalışmaları, kolaylaştırmak bir yana kısır  tarihi tartışmalara neden olur.  Fıkhetmeyen bir toplum, karşılaştığı sorunlarda basiretsizlik gösterir, cesareti kaybolur. Fıkhını geliştirmemiş bir toplum fakih  yetiştiremeyeceği gibi, gerçek anlamı ile fakih olarak öne çıkmış bir çok kişi de, cahili bir toplum tarafından değerlendirilmez. Diğer yandan fıkıh yoksunu toplum içerisinde yüzeysel değerlendirmeler ve geleneksel tepkiler önemli bir gündem kaybı oluşturur.

Çoğu durumda fıkıh’tan söz edildiğinde İslam hukuku anlaşılır.

“Fıkıh, Kişinin hak ve vazifelerini bilmesidir.” Ebu Hanife

Bu gerçekte doğru bir tanımlama olmasına karşı hukuk anlayışının da özüne döndürülmesi gerekir.

“Fıkıh, İslam toplumunda meşruiyet kriterlerinin belirlenmesidir” George Makdisi, The  Rise of Colleges

Meşruiyet, güç sahiplerinin halka vermesi gereken bir hesap olmalı ki, yaklaşımlar daha isabetli olsun. Melikiyet dönemlerinin hukuk anlayışında, merkezde devlet olarak tanımladıkları kendi iktidarları vardır. Hukuk adaletin sağlanmasından çok, iktidarın sürekliliği ve güvenliği için şekillenir ve fıkıh/anlayış da bu çerçeveye hapsolunur, daha doğrusu gerçek anlamından kayar. 

“Fıkıh usulü, teorik bir spekülasyon ve retorik bir meşrulaştırma aracıdır.” Sherman Jackson, Fiction and Formalism. Toward a Functional Analysis of “Usul al-Fıkh”

Sherman Jackson gibi Batılı düşünürlerin de fark ettikleri bu durum gerçekte ters çevrilmiş bir meşruiyet anlayışıdır. Bizim bahsettiğimiz “Toplumsal Fıkıh”, “Devlet” denilen güç aygıtı’nın değil “Toplum” merkezli bir anlayıştır. Şimdi meşruiyet, halkın devlete sorumluluğundan daha çok yönetimlerin halka sorumluluğu olarak ele alınmalıdır. Batı düşünce sisteminde, siyasal yönetimler bazında oldukça gelişkin halk vurgusu, hukuk bağlamında hala rasyonel ve otoriter bir anlayıştadır. Allah’ın bir sıfatı olarak “Hak” sözcüğünün türevi “Hukuk”, yine yaratılış türevi “Ahlak” ve “Halk” arasındaki bağlantılar, bizim fıkıh anlayışımızın temel dinamiğidir. Bu bağlantı “Rasyonalist Batı Düşüncesi” için de temel noksanlıktır.

“Fıkıh, hukuk ile ahlakı birleştirerek İslam hukukuna eşsiz bir karakter kazandırır.” Fazlurrahman, İslam ve Çağdaşlık

“Fıkıh, insan irade ve tasarrufunun ötesinde, objektif bir anlam olarak keşfedilmeyi bekleyenbir varlık alanıdır.” Bernard Weiss, Exotericism and Objectivity in İslamic Jurisprudence”

Hukuk ahlaki boyutu ile birlikte ele alındığında, toplumsal yaptırım gücü de oluşturacak geniş bir anlama sahiptir.

İslami duyarlığa sahip bireyler ve guruplar arasında diyalog, iletişim ve istişare hangi hukuk çerçevesinde işliyor?

Müslüman topluluk, bu konuda nasıl bir otokontrol ve düzeltici tepkilerle bunu şekillendiriyor?

Genellikle tartışma ve sataşmalardan zevk alan ve hukuku hiçe sayan bir anlayışla, üzüntü içerisinde (sorumluluklarından) kaçan anlayış at başı yarışıyor. Bu sözünü ettiğimiz “Toplumsal Fıkıh” anlayışı ile aşılmak zorundadır. Kendi iç hukuk’unu tanımayan, bunu değerleri ile birleştiremeyen, toplumsal fıkıhsızlık denilebilecek yapı önemli bir sorun’dur. Otokontrol diyebileceğimiz toplum tavrı, en iyi işleyen bir mahkemeden daha etkili ceza ve ödül hukukunu oluşturur. Bunun için de hiyerarşik bir devlet yapılanması ve iktidar şartı da yoktur. Zira iki kişi arasında oluşan iletişimden itibaren toplumsallaşma, sorumluluk paylaşımı ve yaptırım güçleri oluşmaya başlar.

ÇATIŞMA VE BATIDAKİ İZDÜŞÜMÜ, FUNDAMENTALİZM

Fıkıh noksanlığının Batı toplumlarında yansıması, “Fundamentalizm” şeklinde ortaya çıkar.

Fundamentalizm, gerçekte İncil'in “Kelimesi Kelimesine okunup savunulması ve hayata uygulanması için başlatılan Protestan bir akımdır.

Türkiye laiklerinin “Dini esaslı asli ilkelere dönmek ve bu ilkelere katı bir biçimde bağlı olan diğer görüşlere karşı toleranssız ve laiklik karşıtı dinî hareket veya bakış açısı.” kolaycı tanımlaması ile etiketleme ve yargılama seviyesizliği içinde hoyratça kullanılıp harcananmış tır. Genel anlamı ile “Fundamentalizm” İslam ile uyuşmayan bir kavramdır. Çünkü mevcut İncil İsa’nın hayatını aktaran insanların yazımı olup Kuran üslubundan farklıdır. Buna karşılık bu tanımlama Batı toplumunda sosyolojik olarak ortaya çıkan bir durum olup, Doğu ve Batı kültürel değerleri arasında sıkışmış toplumumuzda da belli oranda tanımlayıcıdır. Bu açıdan kavramı biraz incelenmekte yarar var.

Fundamentalistlerin iki ana düşünce temeli vardır: 

1-            “Değişmezlik” düşüncesi: Kavram Amerika'da Evanjelik Protestanlar tarafından geçen yüzyıl kullanılmaya başlar. İncilin yorumları yerine; Esasına, sürekli ve değişmez bir yapıya sahip fikir ve değerlere bağlılığı ön plandadır. Ama ilginç bir şekilde, harfi harfine kitaba göre yaşamak yerine İncili daha eylemci bir bakış açısıyla, yani uygulamaya yönelik okurlar. Burada asıl problem ilk kısımdaki durağanlık değişmeyen yaklaşımlardır.

2-            “Çatışmacılık” düşüncesi: Fundamentalistlerin ana gayeleri dünyada ilahi iradeyi hakim kılmaktır. Karşı çıkanları görüş ayrılığının ötesinde, amaçlarını engelleyen kafirler olarak görürler. Bu şekliyle fundamentalizm Mesih gelecek, Armagedon savaşı çıkacak üzerinden çatışmacı bir dünya görüşüdür.

Sosyal ve siyasal bir akım olarak bu düşünce tarzındaki “Değişmezlik” bizim fıkıh anlayışımızla, “Çatışmacılık” ise çok kültürlü yapımızla çelişmektedir. Ve maalesef bazı İslami akımlar ciddi bir şekilde bu iki olumsuz özelliği taşıyorlar. Fıkıh üreterek hareket alanını genişletme çalışmaları, ilkelerden taviz olarak değerlendiriliyor. Vesayete girmeme ve müdahene (yağcılık) yapmama üzerine şekillenmesi gereken siyasi tavır, yanlış okunarak çatışmacı bir zihniyete dönüştürülüyor.

Mücadele de, topluma çıkış yolu sunamayan ve zulme karşı etkin tavrını koyamayan hareketlerde eleştirilerin içeriye döneceği ve kısır tartışmalarla kendini tüketeceği açık bir sosyolojik kuraldır. 

Çıkış yolunun aşırı idealize edilmesi, toplumsal zemininin bulunmaması da o hareketi marjinalize eder, yalnızlaştırır.

Kısır tartışmacı ve kavgacı polemikler, fıkhını oluşturamamış kesimlerin özelliklerindendir.

“-Bizim ilahlarımız mı daha iyidir, yoksa o mu? diyerek... Bunu sana sadece tartışmak için söylüyorlar. Zaten onlar kavgacı bir toplumdur.” 43 Zuhruf 58

“Kavgacı bir toplum, düşmanlıkta aşırı giden, tartışmayı ısrarla sürdürmede uzmanlaşmış bir toplumdur. Çünkü onlar daha baştan itibaren Kur'an-ı Kerim'in ve Hz. Peygamberin ne demek istediklerini anlamışlardı. Ama sözlerini çarpıtmış, genellik ifade edişinden yola çıkarak zihinleri bulandırmaya, birtakım kuşkular ortaya atmaya çalışmışlardı. Buradan hareketle şu inatçı tartışmaya girmişlerdi. Nitekim, samimiyetten yoksun, yönünü kaybeden, gerçek karşısında büyüklenen, bir sözcükte, bir ifadede bulunan bir kuşkuya ve gerçeğe ters düşen bir açığa dayanan herkes bu yola başvurur. Bu yüzden Allah Elçisi  amacı gerçeği ortaya çıkarmak olmayan, sadece nasıl olursa olsun üstünlük sağlamayı hedefleyen tartışmaya girmeyi şiddetle yasaklamıştır.” Seyyid Kutup, Fizilal Kuran Zuhruf 57-62

FIKIH TOPLUMUNUN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE SONUÇLARI

Meselelerin yanlış zeminlerde tartışılması, analizinin iyi yapılmaması, ortam koşullarının ve faktörlerin (etkenlerin) bilinmemesi ile yapılacak değerlendirmeler fıkıh noksanlığıdır. İyi analiz, tali faktörlere kadar kapsamlı çalışma fıkıh’ın gücünü arttırır ve problemlerimizin çözümü de kolaylaştırır.

Fıkhetme özelliğini oluşturmamış, “Hareket Fıkhı” veya “Toplumsal FıkIh” geliştiremeyen kişi ve topluluklarda savrulmaya neden olan değişik problemler:

1- Kolaylıkla yozlaşırlar, başka hareketlere entegre olurlar. Gündem belirleyemeyen, sürekli başkalarının ortaya koyduğu tezlere sarılan yapılara dönüşürler.

2- Sloganik tavırlar oluşmaya başlar. Bu diğer görüşleri etiketleme ve itham şekline dönüşür. Saldırganlığa dönüşen süreç yaşanır, ilkeler mermilere dönüşür. Kuran ayetleri düşünülen ve hayata çözüm üreten okuyuş yerine, fıkhetme sürecine girmiş Müslümanlara karşı kullanılır.

3- Muhafazakar, savunmacı yapılar oluşur. Öyle ki temiz kalma, taviz vermeme ve uzlaşmama gibi eğilimler bile, kendi içinde muhafazakar tavırlara yol açar. Sürekli kendi dışında oluşan bütün gündemlere reddiye üzerinden siyaset üretir.

4- İçine kapanmaya neden olur. Toplumdan kopuk gettolaşmış bir Din oluşur.

5- Muhatapların zararlarının tespitinde zaaflar ve ciddi hedef sapmaları ortaya çıkar.

6- Toplumsal talep ve algı olamadığı durumlarda Fakih özellikte kişilerde problemler ortaya çıkar. Bunların bir kısmının yüzeysel meselelerle uğraşarak kendilerini geliştirip yenilemeleri zorlaşırken, diğer bir kısmı ise kendilerini toplum üstü algılamaya başlar toplumsal yaşamdan uzaklaşırlar.

7- Bir kısım Müslümanlar Zalimlerden daha fazla zaaf sahibi Müslümanlara düşmanlık besler, hatta kendisi gibi düşünmeyen diğer Müslüman guruplarla mücadeleye öncelik verirler.

8- Hareketin sürekliliği aksar, başarı ya da kısmı başarılara rağmen kendi üst müstekbir sınıfımız oluşur.

HAREKETİN İÇİNDEKİ FIKIH

Hükümlerin, yasaların, ilkelerin, belli dönemde şekillenmiş pratiklerin/uygulamaların üzerine bina edildiği değerler, bunların algılanma biçimleri ve hayata yansıtılmaları daha önemlidir. Bir çok düşünce ve arayışımız, aşırı rasyonalize etmek, tarihselcilik, fazla ideolojik okumak ya da fazla alegorik/mecazi okumak şeklinde algılanabilir. Bu akımların çıkış noktalarında haklılık payları da vardır. Her gaybi ve tarihi bilginin, bizim yaşantımızda bir karşılığı ya da yansıması vardır. Sorun haddin/hududun aşılıp, aşılmadığıdır ki, bu da Müslümanların birbirleri üzerindeki borçlarıdır.

Fıkıh doğrudan pratiktir ve pratiğin içinde gelişir. Kendisi ortaya pratik koyamayan, buna karşılık başka kesimlerin hareket tarzlarını eleştirmekten başka bir şey yapamayan yapılar ciddi bir fıkıhsızlık batağındadırlar. Bu tip yapılar, toplumun problemlerini iktidar sürecinin sonuna öteleyecek sanal hedefler oluştururlar. Sonuçta, cahili yapılardan beraat gibi zaruri bir süreci yaşayan, ama bunun savrulması ile toplumdan kopan kesimlerde, yaşanan hayatın sorunlarına karşı duyarsızlık oluşur.

“Harekete geçmeyenler,  harekete dönük olarak yaşamayanlar, uzun süre kitaplar arasında donuk incelemeler ve araştırmalarla uğraşsalar bile, dinin özüne ilişkin olarak hiçbir şey kavrayamazlar. Gerçekleri gün yüzüne çıkaran aydınlık, bu dini insanların hayatına egemen kılmak için hareket eden, cihat hareketine katılan kimselere görünebilir.

Bu dinin fıkhı, ancak hareket yurdunda ortaya çıkabilir, gelişebilir. Dinin özü, harekete dönük bir hayat biçimi olarak yaşaması gerekirken, yerinde oturan bir fıkıhçıdan alınamaz, öğrenilemez.

İslâm fıkhı, İslâmi hareketin ürünüdür. Önce tek başına Allah'a boyun eğme olayı gerçekleşmiştir. Önce sadece Allah'a itaat edilmesi gerektiğini kabul eden, cahiliye yasalarını, gelenek ve göreneklerini bir kenara bırakan, insan aklının ürünü yasaların hayatın herhangi bir yönüne egemen olmasına imkân vermeyen bir toplum oluşmuştur. Sonra bu toplum, şeriatın özünden kaynaklanan ayrıntılara ilişkin hükümlerin yanında, şeriatın genel ilkeleri doğrultusunda pratik olarak yaşamaya başlamıştır. Bu toplum, Allah'ın dininin egemenliğini gerçekleştirmek için pratik hayatını sürdürürken, pratik hayatında yenilenen durumların etkisiyle ortaya çıkan ayrıntıya ilişkin sorunlarla da karşılaşmıştır. İşte sadece bundan dolayı fıkhi hükümler çıkarmaya çalışmıştır. İslâm fıkhının gelişmesi bu noktadan başlamıştır. İşte bu fıkhı ortaya çıkaran etken, bu dinle birlikte hareket etme olayıdır. Gelişmeyi sağlayan bu harekettir. Fıkhı uygulayan canlı Müslüman toplum, pratik hayatı ile iç içe oluşlarının ürünüdür.” Seyyid Kutup, Fizilal Kuran Tevbe 122

Karşılaşılan sorunlarla iktidar olanakları olmadan nasıl baş edilir?

Tavır almak ile kurumsal cahili yapılara eklenmenin karıştırılmasından kaynaklanan problemler savrulmanın ya da soyutlanmanın ana sebebidir.

Savrulmanın bir kanadında iktidarın kutsanması oluşur. Organik olarak iktidarların gölgesinde ve onlara eklemlenerek hareket ortaya koymak, bunu bir hareket metodolojisi görmek çürümenin, yozlaşmanın başlangıcıdır. Ama bu pratik hayatta karşılaşılan problemlerde iktidarlarla çeşitli kesimlerle manevralar, destekler ya da diyalogları tümüyle kapatma anlamına gelmez. Aksi halde, kadim biçimde sorunu yaşayanlarca, adil bir iktidar’ın olmadığı/olamayacağı, İslam düşüncesinin sürekli muhalefette kalacağı şeklinde diğer bir savrulma gerçekleşir.

Her iki durumda pratikten kopmayla sonuçlanacaktır. Müslümanların dışındaki kesimlerin (sosyal ya da siyasi konular dahil) fıtri doğruları mümkündür ve bunlara karşı çıkmak daha önce vurguladığımız çatışmacı zihniyetin ürünüdür.

 İslâm toplumunda Allah'ın şeriatını uygulamaya kararlı ve O’ndan başkasına boyun eğmeyen  bir Müslüman toplumun varlığı zaruridir. Bundan sonra -ama kesinlikle önce değil- kendisini ortaya çıkaran toplumun boyuna göre, ayrıntılı bir İslâm fıkhı oluşur. Ama kesinlikle önceden hazırlanmış bir "giysi" olarak değil. Çünkü her fıkhi hüküm -tabiatı itibariyle- genel şeriatın, belli bir oranda, belli bir kalıpta ve belli koşullarda pratik durumlara uygulanışının kurallaşmış ifadesidir. Bu durumları İslâm çerçevesinde -uzağında değil- ortaya çıkaran oranını, şeklini ve koşullarını belirleyen hayatın akışıdır. Bunun için derhal bu durumların "boyuna" uygun, "ayrıntılı" hüküm belirlenir. Kitapların sayfaları arasındaki kalıplaşmış hükümlere gelince, bunlar, pratik olarak İslâm şeriatının egemenliği esasına dayalı olarak süren İslâmi hayatın var olduğu dönemlerde ortaya çıkan belli durumlar için belirlenmiş, ayrıntılı biçimde konulmuş kurallardır. Bunlar ortaya çıktıkları dönemde donuk ve "kalıplaşmış" kurallar değil, canlı ve hayat dolu kurallardır” Seyyid Kutup Fizilal Kuran Tevbe 122

Konuyu biraz daha açıp örnekleyelim;

İran devriminin hareket fıkıhı, neredeyse kusursuz bir seyir takip etmiştir. Devrimin lideri eklemlenmeye ve sistem içi bir eleman olmaya hiç yanaşmaz, ama Musaddık benzeri hareketleri sınırlı destekler. 1979’da devrimin son safhasında, vesayet içermeyen bir teklif dahi geri çevrilecektir. Zira artık kılıçlar çekilmiş, geri dönüşü olmayan çatışma başlamıştır. Hareket fıkhındaki bu tutarlılığa rağmen, toplumsal fıkıh ve üretken fıkıh anlayışındaki noksanlıklar nedeni ile devrim sonrasının problemler ortaya çıkar, artık iktidar kutsallaştırılmıştır.

Lübnan İslami hareketi, pratikte karşılaşılan saldırgan dış tehlikeye karşı eylem fıkıhı gerçekleştirir. Vesayet dayatmak bir yana, otoritesine boyun eğen Laik/seküler, ulusalcı ya da sosyalist hareketlerle ittifak yapar. Bu Lübnan gibi oldukça heterojen/farklı kesimlere sahip toplumdaki başarının anahtarıdır.

Allah Elçisinin Mekke mücadelesinde bir sahneyi hatırlayalım; Velid b. Muğire Mekke müşriklerine bir öneri getirir; ”Bu mesaj bütün Arapları birleştirir ve düşmanlarımıza üstünlük sağlar. Gelin ona tabi olalım, Araplar Muhammed’i öldürürse kurtuluruz yok eğer başarılı olursa biz de güçlü oluruz”  Mekke’nin kibirli eşrafı bu teklifi kabul etmez, kabul edecek olsa öz aynı kalmak kaydı ile tarih farklı yazılabilirdi. Bu farazi bir durum denilirse, Kuran da anlatılan önceki Elçilerin mücadeleleri bu örneklerle doludur

“Sizi gruplara ayırarak birbirinizle denemeye kadîr olan O’dur. Belki anlayış gösterirler diye ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak!”6 En’am 65

“Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğün zaman Kuran’dan başka bir söze dalana kadar onlardan yüz çevir. Eğer şeytan bunu sana unutturursa, hatırladıktan sonra, artık zalim toplulukla beraber oturma.” 6 En’am 68

“Allah’ın Resulünün yanındaki kimselere infakta bulunmayın ki dağılıp gitsinler, diyen münafıklar anlayamazlar. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır” 63 Münafikun 7

İşte en önemli nokta da burası, fıkhı kaybetmek nifak ve zulüm üretir.

Son olarak Allah Elçisinin hareket tarzı, Vahyin sürekli teşvik ve çıtayı yükseltmesi ile gerçekleşir. Bu bir yerde takılıp kalmadan çıkış yolları ve yeni hareket sahaları açarak  gerçekleşir.

“Biz, senin göğsünü genişletmedik mi?

Ve yükünü indirip atmadık mı?

Ki o belini bükmüştü.

Senin zikrini yüceltmedik mi?

Zorlukla beraber kolaylık vardır.

Öyleyse bir işi bitirince diğerine giriş.

Ve yalnızca Rabbine rağbet et.” İnşirah 1-8

Ancak fıkhetmek üzerinden okunan/takip edilen Kuran, toplumsal başarı ve sonrasındaki istikrarı getirir.

“Sana vakitten sorarlar, de ki; Evlere/barınaklara yanlış kapıdan/vasıtalardan girmeyin, doğru kapıdan/vasıtalardan girin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” 2 Bakara 189

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum