
“Evet, biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyleki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi. Fakat şimdi, bizim gerçekten yere gelip onu çevresinden eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde, üstün gelenler onlar mı?” (Enbiya: 44)
"Bu insanlar, bizim lütuf ve ihsanımıza aldanıyorlar. Yaşadıkları zenginlik ve iyi hayatın kişisel hakları olduğunu ve bunu kendilerinden alabilecek hiç bir gücün olmadığını düşünüyorlar. Üzerlerinde kaderlerini iyiye de kötüye de yönlendirebilecek bir Allah'ın var olduğunu unutuyorlar."
Herşeye gücü yeten Allah'ın yeryüzünde her an, her yerde salgın hastalıklar, kıtlık, fırtına, deprem ve diğer afetler şeklinde ayetlerini gösterdiğinin farkında değiller mi? Milyonlarca insan ölüyor, yerleşim bölgeleri ve hasatlar yok oluyor ve insanların düzenini bozan daha nice zararlar meydana geliyor."
"Bütün hayat kaynaklarının ve nimetlerin bizim elimizde olduğunu ve bunları dilediğimiz gibi azaltıp çoğaltabileceğimizi bildiklerine göre bizim cezamıza karşı kendilerini koruyacak bir güç ve kuvvete sahipler mi bari? Bu "ayetler"den güçlerinin, zenginliklerinin ve lükslerinin sonsuz olmadığını ve kendilerini hesaba çekip cezalandıracak bir Allah'ın var olduğunu anlamıyorlar mı?"
Atalarından devraldıkları, öteden beri süren bol nimetli hayat onların fıtratlarını bozmuştur. Nimet içinde yüzmek, rahat bir hayat sürdürmek beraberinde vurdumduymazlığı, sorumsuzluğu getirir. Vurdumduymazlık ise kalbi bozar, duyguları köreltir. En sonunda insanın Allah’a karşı duyarsızlığına, basiretinin körelmesine, onun ayetleri üzerinde düşünemez duruma gelmesine kadar varır. İnsanın uyanık bulunmadığı, kendini kontrol etmediği, sürekli olarak Allah’la ilişki halinde bulunmadığı, O’nu unuttuğu zaman nimetler ile böyle sınanır işte.
Kur’anın ifade tarzı kudret elinin, toprağı dürüşünü, çevresini daraltmasını, boyutlarını küçültmesini, o kadar canlı çiziyor ki, latif bir hareketin, ürpertici korkuların yeraldığı büyüleyici bir sahne beliriyor gözlerimizin önünde.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî'nin bu ayete dair öne çıkardığı temel açıklamalar şunlardır:
1- Râzî, ayetin başındaki "Biz onları da babalarını da faydalandırdık" ifadesini açıklarken, Yüce Allah’ın inkârcılara mal, mülk ve uzun ömür vermesinin onlara bir ikram değil, bir istidrac ve imtihan olduğunu belirtir.
Müşrikler ve inkârcılar, kendilerine verilen bu refahı hak ettiklerini veya doğru yolda olduklarının bir kanıtı olduğunu sanıyorlardı.
Râzî’ye göre Allah, onlara mühlet vererek lütufta bulunmuş, fakat onlar bu nimetleri şükürle karşılamak yerine şımarmış ve aldanmışlardır.
2- Ayet-i kerimede geçen "nihayet ömür kendilerine uzun geldi" ibaresi üzerinde duran Râzî, iki temel yoruma dikkat çeker:
Zamanın Uzaması: Onlar uzun yıllar boyunca bolluk ve sıhhat içinde yaşadılar. Bu durum onlarda gaflete sebep oldu ve azabın hiçbir zaman gelmeyeceğini düşündüler.
Tûl-i Emel (Bitmeyen Arzular): Dünyada kalacakları süreyi çok uzun zannederek ahireti unuttular, kalpleri katılaştı. Râzî, insanın dünyalık refah süresi uzadıkça, peygamberlerin uyarılarına karşı duyarsızlaştığını vurgular.
3. "Yeryüzünün Uçlarından Eksiltilmesi" Ne Demektir?
Râzî’nin Tefsir-i Kebîr’de en geniş yer ayırdığı ve lügat/tevil alimlerinin görüşlerini serdettiği kısım "Bizim yeryüzüne gelip onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı?" ifadesidir. Bu konuda şu tefsirleri aktarır:
İslâm'ın Fetihleri ve Müşriklerin Toprak Kaybetmesi (Cumhurun Görüşü): Râzî’ye göre buradaki eksiltmeden murat, Müslümanların müşriklere karşı zafer kazanması, küfür diyarının azalarak İslam diyarının genişlemesidir. Allah, müşriklerin hakimiyetindeki toprakları "uçlarından eksilterek" Müslümanlara nasip etmektedir. Râzî, Mekke müşriklerinin etraflarındaki kalelerin ve kabilelerin birer birer İslam'a geçmesini izledikleri halde hala nasıl kibirlendiklerini hayretle karşılar.
Alimlerin ve Fazilet Sahiplerinin Vefatı: Râzî, İbn Abbas ve Şâbi gibi alimlerden naklederek, arzın eksilmesinin "fıkıh alimlerinin, hayırlı insanların ve fazilet sahiplerinin ölümü" anlamına geldiğini de belirtir. Bir memleketin en büyük kaybı, toprak kaybetmesi değil, içindeki yetişmiş, salih insanları kaybetmesidir.
Kıtlık, Yıkım ve Harap Olma: Bir diğer vecih ise, yeryüzündeki bazı bölgelerin kuraklık, afetler veya helak edilen kavimler sebebiyle bereketsizleşmesi, nüfusunun azalması ve harap olmasıdır.
4- Râzî, ayetin sonundaki inkâri soru üzerinde durur: "Şu halde üstün gelenler onlar mıdır?"
Müşrikler sayıca, güççe ve malca Müslümanlardan üstün olduklarını iddia ediyorlardı. Râzî, Allah’ın bu soruyla onların bu sahte özgüvenlerini yıktığını ifade eder. İlahi irade karşısında hiçbir beşeri gücün ayakta kalamayacağını, toprakları ellerinden çıkarken ve ömürleri tükenirken asıl "mağlup" olanların kendileri olduğunu idrak etmeleri gerektiğini savunur.
Tefsir-i Kebir'e göre bu ayet; dünyadaki zenginlik ve uzun ömre aldanarak kibirlenenlerin sahte gücünü yüzlerine vurur. Allah'ın yeryüzündeki kudret akışını (fetihler, ölümler, coğrafi ve siyasi değişimler) görmezden gelen insanoğlunun, mutlak galip olan Allah karşısında asla muzaffer olamayacağını ilan eder.
TEFSİRİ KEBİR


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.