1. YAZARLAR

  2. MURAT KAYACAN

  3. Dünya ve ahirette nimetler kimin için?
MURAT KAYACAN

MURAT KAYACAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Dünya ve ahirette nimetler kimin için?

01 Ocak 2026 Perşembe 14:02A+A-

A‘râf sûresinin 32. ayeti, dindarlık ile nimet arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmemizi isteyen güçlü bir soru ile başlar: “Allah'ın, kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram etti?” Bu soru, aslında hepimize yöneliktir. Hayatı daraltmayı takvâ zanneden yaklaşımlar mı yoksa nimeti sınırsızca tüketmeyi özgürlük sayan anlayışlar mı bizi Allah’a yaklaştırır? Yukarıdaki kısmıyla ayet, insan fıtratına hitap eden bu alanın baştan problemli olmadığını, asıl meselenin ölçü ve yöneliş olduğunu sezdirir. Burada karşı karşıya olduğumuz temel mesele şudur: Allah’ın helâl kıldığı bir alan, hangi gerekçeyle daraltılabilir? Bu yazının hareket noktası, söz konusu ayetin bu soruya verdiği cevap üzerinden şekillenmektedir. Kanaatimiz şudur ki ayet, nefsin her arzusunu kutsayan bir rahatlığa da dünyayı toptan dışlayan bir zühd (1) anlayışına da mesafe koyar. Aksine, “meşru haz” şeklinde ifade edilen bir dengeyi hatırlatır: nimet vardır, helâldir fakat anlamını niyetten, sınırını ise ahlâktan alır. Ayetin sunduğu bu çerçeve, bizi yasak üretmeye değil, sorumluluk bilinciyle yaşamaya çağırmaktadır.

Ziynet ve Rızkın Meşruiyeti: Kur’ânî Çerçeve

Yüce Allah, insanlar için yarattığı kıyafeti haram kılmaz, aksine giyinmeyi teşvik eder. Ayrıca güzel şeyler yiyip içmek de ölçülü olmak şartıyla helaldir. Şu ayette Hz. Peygamber’e (s) iki defa “De ki” denilerek söz konusu iki hükmün şahsî değil, vahiy temelli olduğu şöyle vurgulanmıştır: “De ki: Allah'ın, kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram etti? De ki: Onlar kıyamette kendilerine has olmak üzere dünya hayatında iman edenler içindir. İşte bilmeyen bir topluma ayetleri böyle açıklıyoruz.” (el-A`râf 7/32). Ayetteki “Allah'ın … ziyneti” ifadesi, süsü yüce Allah’a atfen belirterek kötü bir şey olmadığını ortaya koyar. Yine ayetteki temiz rızıkları” ifadesini, “hoş rızıklar” şeklinde de anlamlandırmak mümkündür. Yani israftan uzak durarak ve ahiretten gafil olmaksızın nefsin hoşuna giden şeylerden yemek mubahtır. Yine dünya nimetlerinden uzak durmak gerektiğini söyleyenlere itiraz olarak ayette yer alan o nimetleri “kim haram etti” sorusu, israfa kaçmadan süslü giyinmeyi ve iyi yemek yemeyi kimsenin haram kılamayacağını ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla “bir lokma bir hırka” esası üzere yaşamayı tavsiye edenler, bunu sadece kendi tercihleri olarak görmelidir. Nefsin isteklerini takip etmek ve başkalarına güzel görünmek, açık bir yasağa aykırı olmamak şartıyla meşrudur; ancak bu tercihler niyet, ölçü, israf ve kibir boyutlarıyla Kur’ân’ın ahlâkî ilkelerine arz edilir.

Gösterişçi Zühd Eleştirisi: İbnü’l-Cevzî Örneği 

Ebû'l-Ferec İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1201), peştemale bürünmeyi ve yamalı elbiseler giyinmeyi şu dört sebepten ötürü mekruh görürdü: “Evvela bu, selef-i salihin giydiği şeylerden değildi. Onlar, zaruret dolayısıyla elbiselerini yamıyorlardı. Böyle bir giyim yoksulluk iddiası içerir. Oysa insan, Allah’ın kendisine verdiği nimetleri görünür kılmakla emrolunmuştur. Güya yaptıkları zahitlik gösterisidir. Oysa biz zahitliğimizi örtmekle emrolunduk. Bu, şeraitten uzaklaşan kimselere benzeme isteğidir. Bir kavme benzemeye çalışan ise onlardandır.” Taberî (ö. 310/923) de “Helâl yoldan ulaşma imkânı varken pamuk ve keten yerine kıl ve yün elbiseyi tercih eden kimse hata etmiştir.” derdi. (2

Mümin–Kâfir Ayrımı Bağlamında Nimet

Nimetlerin “dünya hayatında iman edenler” için olması, kâfirlere de dünya nimetlerinin verilmiş olmasını dolaylı kılar. İmtihan gereği inkârcılar dünya nimetlerinden daha fazla faydalanıyor olabilirler. Bununla birlikte asıl hedef, dünya nimetlerinin şükredenlere verilmesidir. Dolayısıyla müminler, dünya nimetlerinden faydalandıkları için asla cezalandırılmayacaklardır. Ahirette ise nimetler müminlere özeldir. Kâfirleri bekleyen ise sıcak su (Muhammed 47/15), kanlı irin (el-Hâkka 69/36), ateş (el-Beyyine 98/6) vb. şeylerdir.

Sonuç

Bu yazıda ele alınan A‘râf sûresinin 32. ayeti, bizi şu sonuca götürdü: Din, hayatı daraltmak için değil, hayatı anlamlı kılmak için vardır. Ayetin, yüce Allah’ın nimetlerini “kim haram etti?” sorusu, yalnızca tarihsel bir yanlış uygulamayı değil, bugün de sıkça karşılaştığımız bir zihniyeti sorgular; nimeti ya suçlulukla tüketen ya da sınır tanımaz bir iştahla harcayan modern dönem insanını ölçülü olmaya çağırır. Bu çerçevede ulaştığımız temel bulgu, Kur’ân’ın ziynet ve rızık alanında yasak üretmekten çok sorumluluk bilinci inşa ettiğidir; nimet helâldir ama niyetle anlam kazanır ve ahlâkla sınır bulur. Klasik tefsir geleneğinde (özellikle İbnü’l-Cevzî ve Taberî çizgisinde) karşılığını bulan bu yaklaşım, günümüzde “meşru haz” diye adlandırılan dengeye güçlü bir Kur’ânî zemin kazandırmaktadır. Bu yazının katkısı, değerlendirilen ayeti ne savunmacı bir rahatlık ne de katı bir zühd diliyle okumadan, fıtrat merkezli bir hayat anlayışı içinde yeniden düşünmeye davet etmesidir. Bugünün insanı için ayetin uygulamalı mesajı açıktır: Ne nimeti inkâr ederek arınabiliriz ne de nimete teslim olarak özgürleşebiliriz. Ele alınan ayet, bize helâlin içinden yürüyen, şükrü hayat tarzına dönüştüren ve başkasına “delilsiz bir şekilde” din adına sınır çizmeyi kendine görev saymayan bir bilinç önerir. Belki de ayetteki en güçlü uyarı şudur: Allah’ın geniş tuttuğu bir alanı daraltmak, O’nun çizdiği sınırları yok saymak kadar tehlikelidir.


1-Erken dönemde zühd pratiği, “bedensel çilecilik (zühd), azıksız dolaşma/gezginlik (siyâha), cinsel perhiz (ʿuzle, ʿafâf) ve aşırı gönüllü oruç (savm)." olarak tanımlanmıştır. Bk. Sara Abdel-Latif, Gendering Asceticism in Medieval Sufism (Toronto, Ontario: University of Toronto, Ph.D. Dissertation, 2020).

2-Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-aḥkâmi’l-Ḳurʾân, thk. Ahmed el-Berduni - İbrâhim el-Itfiyyiş (Kahire: Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, 1384/1964), 7/197.

 

YAZIYA YORUM KAT