1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Dünya Kupası’nda medya bir ahlaki kontrol noktası kurdu
Dünya Kupası’nda medya bir ahlaki kontrol noktası kurdu

Dünya Kupası’nda medya bir ahlaki kontrol noktası kurdu

ABD’li ve Avrupalı oyuncular sadece futbol oynamaya odaklanırken, Küresel Güney’den gelen futbolcular siyasetle ilgili sorulara maruz kalıyor.

03 Temmuz 2026 Cuma 10:22A+A-

Patrick Gathara’nın al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


“Neden Afrika ve Orta Doğu takımları hükümetlerinin yaptıklarından sorumlu tutulurken, Avrupa takımları tutulmuyor?” Güney Afrikalı komedyen Trevor Noah, geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir Dünya Kupası izleme partisi sırasında bu soruyu sordu.

Noah, Batı’daki gazetecilerin maçların ardından İranlı oyunculara yönelttikleri sorulara tepki gösteriyordu. Ancak bu soru, İran’ın çok ötesine uzanıyor. Bu durum, küresel gazetecilikte alışılagelmiş bir hiyerarşiye işaret ediyor: Bazı oyuncuların sadece sporcu olmalarına izin verilirken, diğerleri ise elçilere, sanıklara ve ahlaki sergilere dönüştürülüyor.

Dünya Kupası, genellikle futbolun siyasetin üstünde yer aldığı bir etkinlik olarak sunulur. Bu her zaman bir yalan olmuştur. Siyaset ve ikiyüzlülük, bu sporun her zaman bir parçası olmuştur. Bazı takımlar, hükümetlerinin politikaları nedeniyle turnuvayı boykot etmiş ya da turnuvadan men edilmiştir. Rusya, Ukrayna’yı işgal ettiği için men edildi. Güney Afrika ise sonunda apartheid nedeniyle men edildi. Oysa İsrail, Filistin, Lübnan ve Suriye’yi işgal etmesine, İran’ı bombalamasına ve Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü ile BM uzmanlarının, Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği ve kendi ülkesinde ve işgal altındaki topraklarda bir apartheid sistemi sürdürdüğü yönündeki bulgularına rağmen eleme maçlarında oynamaya devam ediyor. ABD de, sayısız saldırı savaşına rağmen hiçbir zaman men edilmedi.

Dünya Kupası da bir istisna değildir. Uluslararası kültür ve spor yarışmaları, ilke kisvesi altında gizlenmiş siyaset ve ikiyüzlülüklerle doludur. İsrail’in Eurovision’a katılımı etrafındaki tartışmalara bakmak yeterlidir.

Noah’ın sorusu, kendisini iktidara meydan okuyan bir gazetecilik olarak görmeyi seven, ancak çoğu zaman iktidarın varsayımlarını yansıtan bir gazeteciliğe yönelik bir eleştiri niteliğindedir. Rusya ve Katar hükümetlerinin izlediği politikalar göz önüne alındığında, bu ülkelerin 2018 ve 2022 Dünya Kupaları’na ev sahipliği yapmasının uygunluğu konusunda pek çok şey yazıldı. Oysa ABD’nin İran ve Venezuela’ya saldırırken, sığınmacıları sınır dışı ederken ve turnuva yetkilileri, oyuncular ile taraftarların seyahatlerini engelleyip kısıtlarken bu turnuvaya ev sahipliği yapmasının uygunluğu konusunda çok daha az sorgulama yapıldı.

Kurumların genelinde görülen seçici hesap verebilirlik – kimin girişinin yasaklandığı, kimin ev sahipliği yapmasına izin verildiği – basın tribününde de geçerlidir. Dolayısıyla, bazı siyasi soruların belirli takımlara yöneltilip diğerlerine yöneltilmemesi bizi şaşırtmamalıdır.

Seattle’da Mısır ile oynayacakları ve yerel basında “Onur Maçı” olarak adlandırılan maç öncesinde, hem İran hem de Mısır takımlarına LGBTQ hakları hakkında sorular yöneltildi. Hatta bir FIFA yetkilisi, İran’ın sadece maçla ilgili soruları yanıtlamak istediğini belirten bir açıklamayı okudu. Yine de medya ısrar etti. Mısırlı yetkililer de oyuncularını benzer sorulardan korudu.

Tekrar belirtelim ki mesele, savaşın, baskıların, ayrımcılığın, apartheidin veya soykırımın önemsiz olduğu değildir. Bunlar son derece önemlidir. Gazeteciler zor sorular sormalıdır. Ancak zor sorular, belirli pasaportlara sahip kişilere ayrılmış bir ritüel haline gelmemelidir.

Amerikalı oyunculardan rutin olarak ABD’nin bombalamaları, sınır politikası, ırkçılık, polis şiddeti veya İsrail’e verilen destek konusunda hesap sorulmaz. İngiliz oyunculara da İngiliz silah ihracatı veya sömürge mirası hakkında alışkanlık haline gelmiş bir şekilde soru sorulmaz. Fransız oyunculardan Afrika’daki askeri müdahaleler için hesap vermesi beklenmez. Alman oyunculara ise Berlin’in Filistin yanlısı protestoları bastırması konusunda baskı yapılmaz.

Ve Avrupa takımları siyasetin içine çekildiğinde – OneLove kol bantları, Katar 2022’de takım fotoğrafı için ağızlarını kapatan Alman milli takımı, Euro 2020’de diz çöken İngiltere – bu, konuşmalarına izin verilmeden önce kendilerinden talep edilen bir itiraf değil, kendi iradeleriyle yaptıkları bir protesto idi. Hiçbir muhabir, bir maçı tartışmanın bedeli olarak hükümetlerini kınamalarını şart koşmadı.

Batılı futbolcular, tesadüfen bir ülkeyi temsil eden bireyler olarak görülür. İran, Mısır, Güney Afrika, Suudi Arabistan, Fas, Senegal veya Gana’dan gelen oyuncular ise daha kolay bir şekilde rejimlerin temsilcileri haline getirilir.

Küresel Güney’den gelen birçok oyuncu için turnuva basın toplantısı ideolojik bir kontrol noktası haline geliyor. Taktikler, sakatlıklar ya da rakip takımın orta sahası hakkında konuşmalarına izin verilmeden önce, hükümetlerini, toplumlarını, dinlerini, yasalarını ve savaşlarını açıklamaları isteniyor.

Kulağa tanıdık geliyor mu?

Gazze’deki soykırımdan bahsedebilmeleri için Filistinli röportaj konuklarının her röportajın başında Hamas’ı kınamaları istendiğini hatırlıyor musunuz? Bunun amacı açıklığa kavuşturmak değildi. Sınıflandırmaktı. Konuşma başlamadan önce ahlaki hiyerarşiyi belirliyordu: İsrail iyi, Hamas kötü. Filistinlilerin çektiği acılar, ancak Batı’nın onayı kontrol noktasından geçtikten sonra duyulabilirdi.

Aynı mantık, bu Dünya Kupası basın toplantılarında da göze çarpıyor. İranlılar İran’ı kınamalı. Mısırlılar Mısır’ı kınamalı. Afrikalılar, konuşmalarına güvenilebilmesi için Batı’nın ahlaki söz dağarcığını anladıklarını kanıtlamalı. Ancak Amerikalılardan ABD’yi kınamaları istenmeyecek, İngilizlerden de Birleşik Krallık’ı kınamaları istenmeyecek.

Noah’ın sorusunun gerçek cevabı budur. Mesele, siyasetin spora ait olup olmadığı değildir. Siyaset her zaman sporun bir parçası olmuştur. Mesele, kimin siyaseti üstlenmeye zorlandığı ve kimin sadece oyun oynamasına izin verildiği.

Batı medyası sadece soru sormakla kalmıyor. Batı hükümetleri ve kurumları tarafından uzun süredir sürdürülen bir anlatıyı dayatıyor: Batı ahlakın ölçütüdür ve dünyanın geri kalanı sürekli olarak kendini savunmak zorundadır.

 

* Patrick Gathara, The New Humanitarian’da Kapsayıcı Hikâye Anlatımı Sorumlusudur.

HABERE YORUM KAT