Bir mezar taşından Mescid-i Aksâ’ya uzanan hat

Bir mezar taşından Mescid-i Aksâ’ya uzanan hat

Taha Kılınç, Erenköy’deki mezarlıkta karşılaştığı Mimar Mehmet Nihat Nigizberk’in hayatı üzerinden İstanbul ile Kudüs arasındaki tarihî bağı ve Mescid-i Aksâ’nın restorasyonundaki Osmanlı mirasını anlatıyor.

Yeni Şafak / Taha Kılınç

Erenköy-Kudüs hattı

İstanbul’un çok farklı köşelerinde, İslâm coğrafyasının nice beldesinden sayısız hatıra var: Fatih Camii’nin içinde mesela, Libya Kralı İdris es-Senûsî’nin 1956’daki Türkiye ziyareti sırasında hediye ettiği “fetih hadisi” temalı mermer levhayı görürsünüz. Fevzi Paşa Caddesi üzerindeki Millet Kütüphanesi’nde, rahmetli Ali Emirî Efendi’nin ta Yemen’den getirdiği paha biçilmez eserler karşınıza çıkar. Eyüpsultan semtimiz zaten, başlı başına Medine-i Münevvere yadigârıdır. Onun üstünde Kaşgarî Dergâhı’nda Türkistan’ı, Kaşgar’ı, Buhara’yı, Semerkand’ı, Abdulhakim Arvâsî ile Doğu’nun enginliğini, Necip Fâzıl’la Maraş’ın çağıltısını bulursunuz. Boğaziçi ayrı zengindir, Üsküdar ayrı zengin, Adalar ayrı zengindir.

Geçenlerde Erenköy’deki Sahrâyıcedit Mezarlığı’na uğradım. Hâce Mûsâ Topbaş, Elmalılı Hamdi Efendi, Bekir Sıdkı Zengin Üstadımız, Fethi Gemuhluğlu Ağabey, Muallim Mahir İz… epey “kapı”yı dolaştım. Tam ayrılacakken, mezarlığın kuzeydoğu köşesinde hoş bir sürpriz çıktı karşıma: Osmanlı’nın son döneminde ve imparatorluk dağıldıktan hemen sonra Mescid-i Aksâ’nın restorasyon projelerinde görev alan meşhur mimarımız Mehmet Nihat Nigizberk’in kabrine rastladım. Doğrusu kendisinin burada medfûn bulunduğunu bilmiyordum. Erenköy’den Kudüs’e bir hat kuruluverdi böylece, İstanbul’la İslâm coğrafyası arasındaki bağlara bir düğüm daha atıldı.

Osmanlı ordusunun üst rütbeli subaylarından Mirlivâ Ahmed Şükrü Paşa’nın oğlu olarak 1881’de -kabir taşında 1882 yazılıdır- İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Nihat Bey, Mekteb-i Sultânî (Galatasaray Lisesi) mezuniyetinin ardından babasının telkin ve tavsiyesiyle Sanâyi-i Nefîse Mektebi Mimari Şubesi’ne intisap etti. 1907’deki mezuniyetiyle birlikte sahada çalışmaya başlayan Nigizberk, Haydarpaşa Garı’nın inşaatında iki yıl boyunca görev yaptı. Evkâf Nezareti (Vakıflar Bakanlığı) bünyesindeki tarihî eserlerin bakım ve onarımı için oluşturulan heyete bizzat Mimar Kemaleddin Bey tarafından seçilmesiyle, genç yaşına rağmen mesleğinde seçkin bir konuma yükselen Mehmet Nihat Bey, İstanbul’da çok sayıda külliye, han ve caminin yapım ve restorasyon faaliyetlerinde bizzat görev aldı.

Mescid-i Aksâ’da planlanan kapsamlı onarım için ön çalışma yapmak üzere, Evkâf Nâzırı Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi’nin talebiyle, Mimar Kemaleddin Bey ve Mehmet Nihat Bey 1914’te Kudüs’e gönderildi. Mekânların plan ve krokilerini hazırlayan Mehmet Nihat Bey, araya Birinci Dünya Savaşı’nın girmesiyle birlikte, çalışmalarını ancak imparatorluğun dağılmasından sonra uygulamaya koyabilecekti. 1922’de Kudüs Müftüsü Hacı Emîn el-Hüseynî’nin davetiyle yeniden Mescid-i Aksâ’nın bakım ve onarım projelerinde görev alan Mimar Kemaleddin ve Mimar Mehmet Nihat Beyler, 1926’ya kadar çalışmaları sürdürdüler. Mimar Kemaleddin, cumhuriyet döneminin ilk eserlerini vermek üzere Türkiye’ye döndükten sonra Kudüs’te kalmaya devam eden Mehmet Nihat Bey, Ankara Palas projesi için bir ara Türkiye’ye geldi. Ancak 11 Temmuz 1927 tarihli meşhur depremle Mescid-i Aksâ’nın güney cephesi harabeye dönüşünce, Mehmet Nihat Bey yeniden Kudüs’e davet edildi.

Mescid-i Aksâ’nın onarımını sadece üç ayda tamamlayan Mehmet Nihat Bey, Kudüs’te kaldığı yaklaşık üç yıl boyunca Müftü Hacı Emîn’in özel mimarı olarak görev yaptı. Müftü için inşa ettiği müstakil villanın yanı sıra çok sayıda tarihî eseri restore eden Nigizberk’in bu döneme ait en önemli eseri, hiç şüphesiz Palace Hotel’dir. Yapımı 1929’da tamamlanan bu görkemli bina, İsrail’in kuruluşuyla birlikte Batı Kudüs kısmında kalmış ve maalesef bugün meşhur bir Yahudi otel zinciri tarafından gasp edilmiş durumdadır.

Türkiye’ye döndükten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki inşaatların sorumluluğuna atanan Mehmet Nihat Nigizberk, 19 Kasım 1945’teki vefatına kadar, ömrü boyunca 70’den fazla büyük projede yer almış, 47 binayı tamamen başlayıp bitirmiş, İstanbul’dan Kudüs’e tarihî eserlerimizin günümüze ulaşmasında kritik bir rol oynamıştı.

Başımı kaldırdım, çıkış kapısına doğru yürüdüm. Asude bir mezarlığın sakin bir köşesinde, Erenköy’den Kudüs’e yaptığım keyifli bir yolculuğun ardından, yeniden İstanbul’un uğultusuna ve kalabalığına karıştım.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir