1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Donald Trump, Amerika'yı yeniden savaşları kaybetmeye sürüklüyor
Donald Trump, Amerika'yı yeniden savaşları kaybetmeye sürüklüyor

Donald Trump, Amerika'yı yeniden savaşları kaybetmeye sürüklüyor

​​​​​​​Şimdi, ABD’nin küresel itibarına ve ulusal özgüvenine Afganistan ya da Irak kadar sembolik olarak zarar verecek utanç verici bir başarısızlık kapıda.

25 Mart 2026 Çarşamba 08:47A+A-

Simon Tisdall’un The Guardian’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Donald Trump dünyayı tehdit ediyor. O, dünyanın bir numaralı halk düşmanı. Başlattığı ama durduramadığı İran’la olan gayrimeşru savaşı giderek kaybediyor. Şiddete bağımlı İsrailli yardımcısı Binyamin Netanyahu ise Lübnan’ı terörize ediyor. Ve her yerdeki sıradan insanlar, güvenlikleri tehdit altında kalırken, onun pervasız çılgınlığının yol açtığı devasa ekonomik faturayla karşı karşıya.

Trump'ın savaş çığırtkanlığını, demokrasiyi her gün küçük düşürmesine, Rusya'yı yatıştırmasına, cezai gümrük vergilerine, iklim krizini inkâr etmesine ve uluslararası hukuku hiçe saymasına ekleyin; bu Beyaz Saray fiyaskosunun yeterince uzun sürdüğü açıktır. Amerikalılar kendi evlerini düzene sokmalı ve hepimizi tehlikeye atan birini durdurmak için kararlı bir şekilde harekete geçmelidir.

Trump, bir planı olmayan bir adamdır. İran'da bundan sonra ne yapacağı konusunda en ufak bir fikri yok, olayları kontrol altında tuttuğunu zannederek kendini kandırıyor. ABD ve İsrail, Tahran ve diğer şehirleri ne kadar çok bombalarsa, İslam rejimi o kadar çok direniyor. ABD'nin bölgedeki üsleri ve Körfez'deki Arap müttefikleri, misilleme saldırılarından ciddi zarar görüyor.

İran, Trump'ın şaşırtıcı bir şekilde savunamadığı Hürmüz Boğazı'nı kapatmayı başardı (ve şu anda mayın döşediği bildiriliyor). Artan petrol ve gaz fiyatları, uluslararası ticarete zarar veren, enflasyonu körükleyen ve gıda ve ilaç kıtlığına yol açan küresel bir enerji şokuna neden oluyor. En çok yoksul ülkeler zarar görecek. Ancak çok azı Trump vebasından kurtulabilecek. O, yeni Covid'dir.

Trump bocalarken Netanyahu’nun en kötü içgüdüleri serbestçe hareket ediyor. Durmak bilmeyen, orantısız İsrail hava saldırıları İran’daki evleri, altyapı tesislerini, bankaları, kültürel miras alanlarını ve camileri vuruyor. Bu saldırıların, tersine etki yaratarak rejime milliyetçi desteği artırdığı söyleniyor.

Lübnan’da da aynı suç hikâyesi yaşanıyor: Öldürülen siviller, yerinden edilen yüz binlerce insan, yıkım, işgal – hepsi de sözde Hizbullah terörünü ezmek için gerekli. Ama bu daha da kötüsü: Devlet terörü. Bunu Batı Şeria’da İsrail yerleşimcilerinin kontrolsüz yağmalamalarıyla karşılaştırın. “Büyük İsrail” projesi her cephede ilerliyor; zeytinlikler kökünden sökülürken, köyler boşaltılıyor.

Piyasaların çöküşünden korkarak, Trump geçen hafta zafer ilan etmeye çalıştı, ancak o bile bu kadar büyük bir yalanı sürdüremezdi. En azından George W. Bush, 2003'te Irak'ta (aptalca) inançlarının cesaretine sahipti. Bush, sadece kara işgalinin hedeflerine ulaşmasını sağlayacağını biliyordu. Trump'ın bunun için cesareti yok. İran'da, havadan hızlı ve acısız bir zafer aradı.

Bunun yerine onun – ve dünyanın – elde ettiği şey, potansiyel olarak, bir başka sonsuz savaş. Rejim, giderek daha asimetrik yöntemlerle savaşmaya devam edecek; bu devam ettiği sürece halk ayaklanması olamaz. İsrail, İran ve Lübnan'ı Gazze gibi yapmak istiyor: kalıcı hava saldırı bölgeleri. Ve Trump sayesinde, ABD ortada kalmış durumda.

Trump ve İncil’i elinden düşürmeyen Pentagon sözcüsü Pete Hegseth, “görev tamamlandı” ilanını bir an önce yapmak istiyorlar. İran’ın askeri gücünün ciddi şekilde zayıflatıldığı yadsınamaz, ancak bu durum Washington için iyi sonuçlanmayacak.

Utanç verici bir başarısızlık kapıda ve bu, ABD'nin küresel itibarına ve ulusal özgüvenine, Afganistan veya Irak kadar sembolik olarak zarar verecek gibi görünüyor. Ceset torbaları eve dönüyor. Ve savaşın maliyeti haftada 11 milyar doları aşıyor. Fiyatların yükseldiğini gören ara seçim seçmenleri, bu dikkatsiz mimarı kolay kolay affetmeyecek. Donald J. Trump: Amerika'yı yeniden kaybetmeye mahkûm ediyor.

İran’ın şüpheli nükleer niyetlerinin temel sorunu hâlâ çözüme kavuşmamış durumda. Ülkenin tesisleri bir değil, iki kez “yok edildi”. Yine de İran, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumdan oluşan gizli bir stokun yanı sıra, bombalarla yok edilemeyecek bilimsel bilgi birikimine sahip. Trump müzakereleri baltalamamış olsaydı, bu stok barışçıl yollarla teslim edilebilir ya da seyreltilebilirdi.

Bazı sertlik yanlıları, rejimin hayatta kalmasını sağlamak için Kuzey Kore’yi örnek alarak nükleer silah üretmek istiyor. Bugüne kadar İran, dönemin dini lideri Ali Hamaney’in fetvası nedeniyle bu son adımı atmadı. Şimdi o suikasta kurban gittiğine göre, durum hızla değişebilir. İran nihayetinde nükleer silaha sahip olursa, bunun sorumlusu Trump ve Netanyahu olabilir.

Tahran'ın devam eden saldırıları gösterdiği gibi, İran'ın füze ve insansız hava aracı tehdidi azalmış olsa da ortadan kalkmış olmaktan uzaktır. Pentagon'un İran'ın saldırı kapasitesini “kalıcı olarak” yok ettiğini övünmesi tamamen saçmadır. İran, savunma zafiyetlerinden nasıl yararlanacağını öğrenirken, ABD Körfez'deki askeri üslerinde saldırılara maruz kalıyor ve kayıplar veriyor. Tahran ayrıca yedek olarak vekil milisleri de elinde tutuyor.

Hegseth’in “barbarlar” ve “vahşiler” hakkındaki öfkeli sözleri, düşmanlarından çok kendisi ve patronu hakkında daha çok şey anlatıyor. Görünüşe göre “savaş bakanı”, birçok ABD’li ve İngiliz askerin el yapımı patlayıcı cihazlar (IED’ler) tarafından öldürüldüğü Irak ve Afganistan’da görev yaparken bazı travmatik deneyimler yaşamış olabilir. Buna karşılık, askerlikten kaçan Trump muhtemelen IED’yi bir doğum kontrol cihazı sanıyordur.

ABD’nin yaklaşan yenilgisi ahlaki ve hukuki bir yenilgidir. 28 Şubat’ta Minab’da bir ABD Tomahawk füze saldırısında 100’den fazla kız öğrencinin öldürülmesinden doğan suçu başkalarına atmaya yönelik Trump’ın yalan dolu çabaları son derece aşağılık bir tutumdur. Kasıtlı olsun ya da olmasın, Minab’da yaşananlar bir savaş suçudur ve sorumlular hesap vermelidir.

Bu bağlamda, Trump’ın gerekli Kongre yetkisi olmadan savaşa girmiş olması, Cenevre Sözleşmelerini hiçe sayması ve uluslararası hukuku göz ardı etmesi önem arz ediyor. ABD askerleri hiçbir çatışma kurallarına uymuyor. Etik açıdan sorunlu Hegseth, askerlerin cezasız bir şekilde istediklerini yapabileceklerini iddia ediyor. Hayır, yapamazlar.

Trump’ın “küçük gezisi” büyük jeopolitik sonuçlar doğuracak. Protestoculara acımasızca vaat ettiği rejim değişikliği, ABD'nin gündeminden kayboluyor. Bunun yukarıdan dayatılabileceğini varsaymak her zaman gerçekçi değildi. Netanyahu ise, en azından yeniden seçilme şansını artırabileceği için, hâlâ rejimin çökmesini umuyor. Trump savaşın bittiğini ilan etse de etmesede, kendisine uygun olduğunda İran ve Lübnan'ı (ve Gazze'yi) bombalamaya devam etmek isteyecektir.

İngiltere de dâhil olmak üzere müttefikler, Trump’ın danışmayı kibirli bir şekilde reddetmesi ve Hürmüz Boğazı fiyaskosunda da görüldüğü gibi stratejik planlamadaki ölümcül eksikliği karşısında dehşete düşmüş ve kendilerinden uzaklaşmış durumdalar. Trump, İran’ın Hark Adası’ndaki petrol terminalini “sırf eğlence olsun diye” bombaladığını söyleyerek savaşı sorumsuzca tırmandırıyor; bu da küresel fiyatları daha da yukarı çekebilir. Aynı zamanda, aynı müttefiklerinden boğaza savaş gemileri göndererek kendisine yardım etmeleri için doğrudan müdahil olmalarını istiyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, şu ana kadar kimse bu teklifi kabul etmedi. Bu arada, Ukrayna'nın büyük zararına “geçici olarak” ABD'nin petrol yaptırımlarından muaf tutulan Rusya ve Çin, Trump'ın savaş çığırtkanlığı ve küresel kamuoyuna karşı gösterdiği küçümseme tavrından kâr ediyor.

Dünyada hâlâ adalet varsa, Trump’ın Cumhuriyetçileri Kasım ayındaki seçimlerde cezalandırılacaktır. Ancak bu, olması gereken en az şey. ABD ve İsrail liderleri, ulusal ve uluslararası mahkemelerde savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan yargılanmalıdır. İngiltere ve diğer olumsuz etkilenen devletler, ABD’den tazminat talep etmelidir. İran ve Lübnan tazminat almalıdır. Ve Trump, sayısız ağır iktidar suistimali nedeniyle Kongre’de görevden alınmalıdır.

İnsanlar bunun asla gerçekleşmeyeceğini söyleyebilir. Ama mesele şu ki, gerçekleşmeli – ve gerçekleşmek zorunda. Bu, en güçlü liderlerin bile uymak zorunda olduğu evrensel bir standarttır; aksi takdirde her şey kaybedilir. Trump’ın görev süresinin bitmesine neredeyse üç yıl kaldı; sınırsızca ortalığı kasıp kavurmasına izin verilirse başka neler yapabilir?

Başarısız ve çaresiz kalan Trump, ABD ve dünya için açık ve acil bir tehlike oluşturuyor. Şimdi onu devirin.

 

*Simon Tisdall, Guardian gazetesi dışişleri yorumcusudur.

HABERE YORUM KAT