1. HABERLER

  2. HABER

  3. HAK İHLALLERİ

  4. Cumhurbaşkanı Kanunu Değil Vicdanı Esas Alın Dememiş miydi? 
Cumhurbaşkanı Kanunu Değil Vicdanı Esas Alın Dememiş miydi? 

Cumhurbaşkanı Kanunu Değil Vicdanı Esas Alın Dememiş miydi? 

Mağdur bir baba ve kemik kanseri 8 yaşında bir çocuğun durumunu anlatan mektup alan Elif Çakır, tüm bu mağduriyetlerin giderilmesi için, Cumhurbaşkanının ‘‘Kanunu değil vicdanı esas alın’’ sözünü hatırlatıyor.

21 Ocak 2020 Salı 14:29A+A-

KARAR / Elif Çakır 

‘‘Bir Çocuğu Babasına Kavuşturmak İster misiniz?’’ 

Fotoğrafa iyi bakın. Bu fotoğraf Tarsus Cezaevinde çekilmiş. Fotoğrafta gördüğünüz erkek çocuk Ahmet Burhan. İyi bakın. Ahmet Burhan sekiz yaşında ve kemik kanseri…  

*** 

Cuma günü Tarsus 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevinden aldığım mektup, başlığa çektiğim, yüreklere tonlarca ağırlık bırakan, gözdeki yaşı donduran bu soruyla başlıyordu. 

“Bir çocuğu babasına kavuşturmak ister misiniz?” 

Dünyanın en cani, en acımasız, gaddar insanını dahi merhamete getirecek bir sorudur bu.  

Kim bir çocuğu babasına kavuşturmak istemez ki? Hele de o çocuk sekiz yaşında ve kanser hastasıysa…  

***  

Mektubu gönderen FETÖ/PYD üyeliği iddiasıyla 42 aydır tutuklu olan eski polis memuru Kamil Sevindik. Ve bir baba Sevindik. İki buçuk yaşındaki oğlu babasını görevde sanıyormuş. Zordur iki buçuk yaşındaki bir çocuğa cezaevini anlatmak. Anneler ve babalar bilirler, o yaş çocuklar için merak yaşıdır, “neden” ve “niçin” sorularının sonu yoktur. Çocuk anlasa bile bir baba, bir anne çocuğuna nasıl anlatabilir, yaşadıklarını, başına gelenleri?  

Eski polis memuru Kamil Sevindik mektubu kendisi için değil, “Evet mağdurum ama benden daha mağdur ve zor durumda” dediği “koğuş arkadaşı” Harun Reha Ataç için yazmış.  

Sevindik, suçsuz olduğuna inandığı Harun Reha Ataç’ın zor durumunu şöyle anlatıyor mektubunda: 

“ Harun Reha’nın sekiz yaşındaki oğlu Ahmet Burhan kanser hastası. 2 yıldır tedavi görüyor. Durumu çok ağır. Kendisi her tarafa yazılar yazdı, Cimer’e, Adalet Bakanlığına, mahkemelere ama bir çare olmadı, vicdanlar kapalı. Her gün oğlundan kötü bir haber gelecek diye diken üstündeyiz. Allahım inşallah evladın babasına bağışlar diye dua etmekten, Allaha yalvarmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor. Bu mektubu belki kapalı vicdanlarda bir uyanma olur, belki Ahmet Burhan bir hastane köşesinde de olsa babasına kavuşabilir diye yazıyorum. 
CMK’da yer alan Adli Kontrol Tedbirleri uygulanacak olsa bile bu arkadaş tahliye edilse ve çocuğuna bir moral olacak. Eşinin üzerinden bir dağ alınacak. Hiçbir maddi imkanları yok. Belki biri çocuğa bakacak biri bir iş bulup çalışabilecek..  

Belki, belki… 

…. 

Daha detaylı bilgi alabilirsiniz diye eşinin ismini ve numarası ile birlikte Ahmet Burhan’ın bir fotoğrafını mektubuma ekliyorum…” 

*** 

Dün talihsiz Ahmet Burhan’ın annesini aradım. Durumunu sordum. Annesi önceki gün hastaneden çıkarttıklarını, kendisinin yurt dışına çıkış izni olmadığı için 8 yaşındaki Ahmet Burhan’ı, Almanya’ya babaannesiyle tedavi için yolladığını ifade etti ve şunları söyledi; 

“Yavrum küçücük yaşında defalarca kemoterapi gördü. Hastalığa yakalanması bizim gözaltına alınma dönemimizle eşleşiyor. Kemik kanseri olduğunu öğrendik. Defalarca gördüğü kemoterapi ve radyoterapi sonuç vermedi. Kürek kemiği ameliyatla alındı ancak kötü huylu tümör bedenine yayılmaya devam etti. Tümör akciğerlerine yayılmış durumda. Durumumuzu, çaresizliğimizi bilenler Ahmet Burhan’ın tedavisini üstlenmek istediler.  Almanya’da Prof. Haluk Savaş’ın tedavisini yapan hastane tedavi için davetiye gönderdi. Kasım ayında tedavisi başlayacaktı. Ancak tek başına gönderemedim. Aylarca yurtdışı yasağım kaldırılsın çocuğumu tedavi için götürebileyim diye ilgili yerlere başvurdum, yalvardım, ama derdimi anlatamadım.  

Hastalığı çok ilerledi ve artık yürüyemiyor. Gözümüzün önünde acı çekiyor. Dün küçücük yavrumu ‘yalnız gitmen ve iyileşmen gerekiyor’ diyerek ikna ettim ve 70 yaşındaki babaannesiyle birlikte gönderdim.” 

O yaşta bir çocuk iyileşebilmek için yabancı ülkedeki bir hastanede, annesi yanında olmadan tedavi görecek. Bu büyük bir dram değilse nedir?  

*** 

Haluk Reha Ataç’ın suçu ne peki? Bu dönemin adalet sorunlarının boyutunu anlatması için alın bir tipik dava örneği de Ataç’ın dosyası. Ataç iki şeyle suçlanıyor: 

Devletin FETÖ’cüleri dini cemaat ve hizmet hareketi olarak kabul ettiği dönemlerde onlara ait öğrenci yurtlarında müdür olarak görev yapmış olmak. Yine devletin suç kabul etmediği, cemaat olarak kabul ettiği dönemlerde, cemaatin sohbetlerine ve yardım toplantılarına katılmak ya da bu toplantıları organize etmiş olmak.  

Ataç adına ByLock hattının olması ve bu hattan görüşmeler yapmış olmak. 

 Ancak hukuken sorun şu ki iddianamede Ataç’a ait ByLock hattının olduğu yazıldığı halde, bu hattın içeriğine dair herhangi bir şey yok. Ataç ne konuşmuş, ne yapmış, örgüt adına ne tür kararlar almış ya da vermiş bunlara dair bir şey yok. Kanunun suç saydığı eylemleri işlediğine dair herhangi bir delil de yok iddianamede.  

Ancak hukuken sorun şu ki iddianamede Ataç’a ait ByLock hattının olduğu yazıldığı halde, bu hattın içeriğine dair herhangi bir şey yok. Ataç ne konuşmuş, ne yapmış, örgüt adına ne tür kararlar almış ya da vermiş bunlara dair bir şey yok. Kanunun suç saydığı eylemleri işlediğine dair herhangi bir delil de yok iddianamede. 

Mahkeme Yargıtay 16. Ceza Dairesinin içtihatına göre karar vermiş olsaydı Ataç bugün cezaevinde değil dışarıda olurdu. Yargılanırdı ama tutuksuz yargılanırdı. Ve Ataç bugün ölümün kıyısında olan ağır bir hastalık geçiren çocuğunun yanında olurdu. Derdiyle ilgilenmiş olurdu.  

Buradan Adalet Bakanına sesleniyorum. Yargıçlara “Kanunları bırakın vicdanınıza bakın” diyen Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum. Sekiz yaşındaki kanserli bir çocuğun annesinin yurtdışı yasağını bir daha gözden geçirin. Madem ki “Yargıya talimat verdik” diyorsunuz, verin bir talimat daha Harun Reha Ataç ve cezaevindeki benzer dosyalar yeniden gözden geçirilsin.  

Dilini, insanlarını bilmediği yabancı bir ülkenin hastanesinde tedavi gören sekiz yaşındaki bir çocuğu annesine kavuşturun. Hiçbir şey o masum çocuktan daha önemli değildir.   

Sonuçta bir babanın suçu ne olursa olsun bir anne hiçbir kanuni sebep olmaksızın hasta evladının yanına gitmekten mahrum bırakılmamalıdır. 

 

 

HABERE YORUM KAT

3 Yorum