
Bir ilahi, belli bir kesimi yine kelimenin tam anlamıyla “kudurttu”
bir ilahinin Türkiye’yi deyim yerindeyse kasıp kavurmasının bile politik bir zemine çekilmesi, kutuplaşma malzemesi yapılması, “laiklik elden gidiyor” paranoyasını ateşlemiş olmasıdır.
Aydın Ünal / Yeni Şafak
Samsun’un Canik ilçesinde umreden dönenleri ilahi ekibi eşliğinde ziyaret etmek gibi güzel bir gelenek varmış. AK Parti Canik İlçe Başkanı Muhammed Emin Duran’ın, yanına Celal Karatüre, def çalan arkadaşı İsa Punar ve Zikir yapan Hasan Koşucu’yu alarak yaptığı bir ziyaretin videosu sosyal medya üzerinden tüm Türkiye’ye yayıldı. “Kabe’de hacılar Hû der Allah” ilahisi her yerde yankılanmaya, çocuk, genç, yaşlı herkesin dilinde terennüm edilmeye başladı. Akıma okullar da katıldı, teneffüs saatlerinde çalınan ilahiye bahçedeki çocuklar da “Allah” diyerek koro halinde ve coşkuyla dahil oldular. Güzel, şirin, kıpır kıpır görüntüler Ramazan günlerimize neşe kattı.
En son, ilahinin söz yazarı ve bestekarı Abdurrahman Önül, Celal Karatüre ve ekibiyle güzel bir klip çekerek yayınladı. Klibin sosyal medyada izlenmesi 1 milyonu aşmış durumda.
Kuşkusuz bu bir akımdır. Belli ki bir süre daha bütün Türkiye bu ilahiyi huşu içinde dinleyecek, söyleyecektir. Uzun müddet bu ezgi Batılıların deyimiyle “ear worm”, yani “kulak kurdu” olacak, istemsizce zihnimizde, dilimizde dolaşıp duracaktır. Ama sonra akım sönümlenecek, belki yerini başka bir ilahiye belki başka bir şarkıya bırakacaktır. Buradan bir “dindarlaşma”, “öze dönüş” veya benzeri sonuçlar çıkarmak abartı olacaktır.
Asıl dikkatimizi çeken, bir ilahinin Türkiye’yi deyim yerindeyse kasıp kavurmasının bile politik bir zemine çekilmesi, kutuplaşma malzemesi yapılması, “laiklik elden gidiyor” paranoyasını ateşlemiş olmasıdır. Bir ilahi, belli bir kesimi yine kelimenin tam anlamıyla “kudurtmuştur”.
Batı’da, özellikle de Amerika kıtasında “gospel” adı verilen bir müzik türü var. Türkçedeki tam karşılığı “Hristiyan ilahisi” ya da “Hristiyan dinî müziği”. Gospeller Hristiyan âleminde çok yoğun şekilde dinleniyor. Çok sayıda gospel sanatçısı her yıl yeni parçalar üretiyor ve yüz milyonlarca Hristiyan’a ulaşıyor. Her pazar günü kiliselerde gospeller koro halinde çalınıyor, söyleniyor.
Rock müziğin tarihini yazanlar, işin başlangıcını, Somalili Müslüman kölelerin bir tahtaya gerilmiş tek telli çalgıyla çalıp söyledikleri hüzünlü şarkılara götürüyorlar. Kölelerin Hristiyanlaştırılması sonrasında tarlalarda ya da akşam dinlenme saatlerinde söylenen hüzünlü şarkılar dini müzik formunda kiliselere taşınıyor. Siyahî kölelerin bu şarkıları zamanla renkleniyor, çeşitleniyor, kölelerin en büyük dayanağı haline geliyor. Bu gospel parçaları, 20’nci Yüzyıl’ın başlarında kiliselerden taşıyor, beyazlara da ulaşmaya başlıyor. Rock, rockn roll, jazz, blues, RNB ve daha nice Batılı müzik formu, pop müziğe, metale varıncaya kadar işte bu gospellerden doğuyor. Amerika’yı, Avrupa’yı, Hristiyan dünyayı aşarak, küreselleşen, Müslüman toplumları bile etkisi altına alan, trilyon dolarlık bir endüstriye dönüşen, gençlere yaşam tarzlarını da dayatan Batılı müziğin temelinde “Hristiyan ilahileri” var. Klasik Batı müziğinin Avrupa’da kilisede doğduğunu söylemeye zaten gerek yok.
Batılılar bize gospellerden doğma müziklerini hatta bazen doğrudan gospellerini dinletirken bizde durum ne? Tekkelerde, zaviyelerde, dergahlarda, zikirler eşliğinde üretilen, yüzyıllar içinde gelişen, çeşitlenen, renklenen, rafine bir sanata, aynı zamanda popüler ürüne dönüşen, türkülerimizle kardeş, varlığımızla özdeş sufî musikimiz, kültürümüzün diğer damarları gibi kesilip atılıyor. Türkü dinlemek yasaklanıyor, ilahi dinlemek, söylemek ağır suç sayılıyor. Bizzat devlet eliyle gospellerden türeme müzikler teşvik edilirken, gençlere dayatılırken, bu toprakların musikisi önce yasaklanıyor, sonra “gericiliğin” göstergesi olarak dışlanıyor, horlanıyor, öteleniyor.
Celal Karatüre ve arkadaşlarının Türkiye’yi aynı ezgide, bizden bir ezgide buluşturmasını “öze dönüş”, “zincirlerin kırılması”, “devrim” gibi kavramlarla izah etmek için henüz çok erken. Ancak bu dil ve gönül birliğinde bir “özlemi” görmek mümkün. Bir dönem yasak olan, önü kesilen, gelişmesi engellenen, dinleyenlerin etiketlendiği, tıpkı arabesk müzikte olduğu gibi gizli, çekingen, mahcup dinlenen ilahilerimizin okulları bile kuşatacak kadar, teneffüslerde hep birlikte coşkuyla söylenecek kadar alenileşmesi kuşkusuz bir şeylerin, güzel bir şeylerin alameti.
Alfabeyi değiştirerek, dili çoraklaştırarak, kılık kıyafet dayatarak, türkülerini, ilahilerini yasaklayarak, ibadetine engel koyarak, okullarda çocuk formatlayarak bir toplumu değiştireceklerini, milletin geçmişiyle irtibatını koparacaklarını, özünden uzaklaştıracaklarını, yeni bir ulus “yaratacaklarını” sandılar; yanıldılar. Millet, fırsatını buldukça kendisine biçilen dar zırhta gedikler açıyor.
Celal Karatüre ve arkadaşları, ilahileriyle, gospel dayatmasına karşı derinden gelen bir isyanın popüler figürleri oldular. Celal Karatüre ve arkadaşlarını güya aşağılayanlar, aslında derindeki o isyanı çok iyi görüyorlar. Telaşları ve tepkileri o isyanın büyüyecek olmasından kaynaklanıyor. Beyhude ağlıyorlar: Bugün ya da yarın, gospel kaybedecek, ilahiler ve türküler kazanacak.




HABERE YORUM KAT