1. HABERLER

  2. HABER

  3. ANALİZ

  4. Barış Dilini Bulmak İçin Emek Sarf etmek
Barış Dilini Bulmak İçin Emek Sarf etmek

Barış Dilini Bulmak İçin Emek Sarf etmek

'Beka' söyleminin güç dilinin siyasallaşmış zeminini daha da kemikleştirdiğini belirten Ahmet Taşgetiren, siyasetin normalleşmesi için barış diline olan ihtiyaca dikkat çekiyor.

15 Mart 2019 Cuma 12:19A+A-

Ahmet Taşgetiren’in Karar’daki köşesinde yer verilen konuyla ilgili yazısı (15 Mart 2019) şöyle:

Başarmalıydık Başarmalıyız

Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk defa Karadeniz illerinde söylediği başına “Defolup, Yallah” gibi ifadeler de ekleyerek “Kürdistan diyenler Kuzey Irak’a gitsin” sözünü Doğu – Güneydoğu’da söylemeyeceğini düşünüyordum.

Bu sözü, mesela Bahçeli her yerde söylerdi, ama Erdoğan başından beri farklı geliyordu. Genelde bu konu Türkiye siyasetinde  Batı’da farklı Doğu – Güneydoğu’da farklı söylemlerle ifade edilirdi.

Ak Parti ise meseleye çok daha temelden bir barış arayışı içinde baktığı için daha farklı bir dil geliştirmişti. “Çözüm süreci” gibi bir enstrümanı devreye sokmuş, Kürtler üzerinden Türkiye’ye ve bölgeye yönelik operasyonu devre dışı bırakmayı planlamıştı.

Karşıda bölgede emperyalizmin maymuncuğu rolü verilen PKK vardı, onun İmralı’da tutuklu bulunan lideri (?) Öcalan vardı, içerde siyasal yapılanma niteliğindeki HDP vardı. Öcalan ve HDP bir noktaya geldi, çözüm sürecine paydaş olmayı kabul etti, Kandil de sürece dahil olursa binlerce insanı toprağa gömen kanlı bir oyun sona erecekti. “Türkler ve Kürtler 1000 yıldır İslam bayrağı altında kardeşleşme”nin huzurunu yaşayacaktı. Bu söz 2013 nevruzunda Öcalan adına meydanlarda seslendirilmişti.

Amerika süreci dinamitledi. “Suriye’de size alan açıyoruz, bunu Türkiye’ye taşıyabilirsiniz” dedi. Kandil’in kafası karıştı, Kandil’in içerdeki uzantıları çıldırdı, HDP sürece sahip çıkamadı, ve hendekler, özyönetim ilanları çılgınlığın son safhası oldu.

İş o hale gelince operasyonlardan başka çare kalmazdı. Çözüm süreci aşkına bu çılgınlığa göz yumulamazdı. Kürtler örgütün tasallutundan kurtarıldı. Bu çok açık. Aslında böyle bir işgal çılgınlığı karşısında bizzat Kürt politikacıların güvenlik güçlerine çağrıda bulunması gerekirdi. Hatta o zaman  HDP’li politikacıların  militanların önüne gerilmesi gerektiğini yazdım. Altan Tan da benzeri bir çağrı yaptı. Bunu yapamadı HDP’liler.

Bugünlere geldik.

O günlerde Ak Parti’nin “barış arayışı”na MHP en sert şekilde karşı çıkıyordu. Bugün Ak Parti ve MHP’nin söylemi hemen hemen aynı.

Ya sorun?

Sorun var mı hala? Ne yazık ki sorun var. Suriye’de var, Irak’ta var, Türkiye’de var. Sorunu maalesef uluslararası odakların inisiyatifinden çıkaramadık. “Beka sorunu” diye nitelenen hadisenin bir ayağı Kürtler üzerinden yürütülmek istenen bölge dizaynı meselesi. 

Dışarda teyakkuz halindeyiz, içerde teyakkuz halindeyiz. Doğu – Güneydoğu’da 100’ü aşkın belediyenin devletin atadığı insanlarca yönetiliyor olması, problemin bir yüzü. Siyasi söylemlerin “HDP’nin şeytanlaştırılması” ve onunla en küçük teması olanın “ihanete ortaklık” suçlamasına maruz kalması problemin diğer yüzü. Kürtler konusunun ABD ile ilişkilerimizin en sarsıntılı alanı haline gelmesi bir başka yüzü.  Ve en kritik konu, bütün şeytanlaştırma  çabalarına rağmen hala HDP’ye yönelik Kürt tavrının destekten vazgeçmemesi. Bu durumda soru şu hale geliyor: HDP kötü, peki ona her şeye rağmen oy verenler?

Bunu ayrıştırmaya çalışıyor politikacılarımız, ama halk bunu kabul ediyor mu? Yoksa HDP’ye oy verilmesi de “Beka sorunu” içine mi girmiş oluyor?

Barış dilini bulmak. Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan buna çok emek verdi. Bunda ısrar etmek gerekiyor. Başarmalıyız. “Güç dili” siyasallaşmış zemini daha da kemikleştiriyor. Bence bu dil Ak Parti’nin dili değildi. Seçim sıkışması bazı şeyleri asla feda ettirmemeli. Bu da “Beka meselesi.”

 

Etiketler :

HABERE YORUM KAT