1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ayasofya Türkiyeli Müslüman Kimliğinin Ortak Sembolüdür
Ayasofya Türkiyeli Müslüman Kimliğinin Ortak Sembolüdür

Ayasofya Türkiyeli Müslüman Kimliğinin Ortak Sembolüdür

Ayasofya Türkiyeli Müslüman kimliğinin ortak sembolüdür. Kişilerden bağımsız bu milletin hafızasıdır. Müze özelliğinin korunarak açılması gerekir.

27 Haziran 2020 Cumartesi 10:35A+A-

Ayşe Böhürler, Yeni Şafak gazetesindeki köşe yazısında Ayasofya tartışmalarını değerlendirdi:

Geçen haftalarda pek çok tartışıldı. Bu tartışmaların odağında bir tarafta 1934 yılında müze yapan 1. Cumhurbaşkanı Atatürk, diğer tarafta ise 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan yer aldı. Doğrusu makul sağ siyasetin ortak davası olarak gördüğüm bu meselede tartışmalardaki argümanlar da şaşırtıcıydı, taraftarları da!

Bu konu eskiden dindar sağ-milliyetçi sağ ile Kemalist-seküler-sosyalist iktidar odakları arasında tartışılırdı. Milli Görüş’ün ve milliyetçilerin üzerinde anlaştıkları sembollerden birisiydi. (1980 sonrası ana akım sağ siyasetlere tümden karşı çıkan İslamcılar bu ittifak içinde değerlendirilemez. Onlar milliyetçilik ile İslamcılık arasını ayırdıkları için bu konuya o zaman da sıcak bakmazlardı, bugün de en çok itiraz oradan geliyor.) Erbakan’ın salon toplantılarında, mitinglerde Akıncıların, ülkücülerin yayınlarında Arif Nihat Asya’nın Fetih şiirine illa ki bir Ayasofya sloganı eşlik ederdi. Şule Yüksel Şenler’le başlayan tüm Anadolu’ya yayılan kadın konferanslarının içeriğinde illa ki Ayasofya vardı. Özetle Ayasofya dindarı, dindar olmayanıyla sağ siyasetin bir iç sızısıydı.

Bugün yeniden başlayan bu tartışmada ise taraflar da fikirler de kimlikler de karışık. Kemalistler-Batıcılar-bilimsel sosyalistler ile muhafazakarlar-dindarlar-milliyetçiler arasında süregelen bu tartışmada muhafazakar-liberal sağ muhalifler de birinci tarafta yer aldı. Bu bir fikir çatlağı mı yoksa bir hafıza kaybı mı bilmiyorum ama beni düşünmeye sevk ettiğini söyleyebilirim. Afazi yani bir sembol kaybı olarak okudum meseleyi.

Huntington ya haklı değilse…

İtiraz edenlerin bir başka bölümü ise Ayasofya’nın Batı için sembolik anlamına bakarak dikkat uyarısı yapıyor. Müze kararını aldıran sebeplerin hala izale edilmediğini düşünenler de var. Bu kararın Türkiye’nin başına bela olacağını söylüyorlar. Avrupa aşırı sağının bu kararla Müslümanlara hayatı daha çok dar edeceği, İslamofobiyi körükleyeceği ve bir tür provokasyon gibi algılanacağı inancındalar. Huntington’un medeniyetler çatışması tezinden giderek, Ayasofya kararını bir pim gibi görüp, buna değer mi diyorlar. Olayın bir üçüncü tarafında da İstanbul’un Hristiyanlık tarihi için oynadığı merkezi rol, Batı Roma ve Doğu Roma Kilisesi arasındaki çatışmalar, Rusya’nın Doğu Roma Kilisesi’ni yeniden güçlendirme isteğiyle, buna karşı çıkan Batı ülkeleri var. Olay sadece İslam-Hristiyanlık çatışmasına hapsedilemeyecek kadar geniş. Kiliseler arası çatışmalardan kültür sanat lobilerine ve onlarla bağlantılı iş adamlarına; konunun ilgilileri uzayıp gidiyor.

Wikipedia’ya karşı Metapedia…

Bir tarafımız kaos çağı bir tarafımız bilgi çağı. Böyle olunca da kaos çağının baş silahı bilgi oluyor. Bilginin en özet hali ise semboller. Özellikle sembol kelimeler bu savaşta en önemli araç haline geliyor. Bir milleti millet yapan anlamları taşıyan semboller, zip’li dosyalar gibi yüzlerce manayı birleştirir. Ayasofya kelimesi sadece bizim için değil Avrupa için de zip’li dosya… Gerek Yeni Zelanda’da bir camide 51 kişiyi öldüren Tarrant gerekse Danimarka’da 77 kişiyi öldüren Breivik’in manifestolarında Ayasofya ismi sık olarak geçiyor. Her ikisi de ırkçı Avrupa sağının ideoloğu oldular. Bu kelimenin Avrupa aşırı sağı için ne anlama geldiğini görmek için Wikipedia’ya değil Metapedia’ya bakmanızı öneririm. İsveçli aşırı aktivistler Wikipedia’ya karşı Metapedia’yı Avrupa’nın liberal önyargılı araştırmacılarının tekelinden kurtarmak için kurmuşlardı… Tarrant’ın kullandığı silaha yazdığı isimler arasında Osmanlılara karşı savaşmış Lazar Hrebeljanovic gibi birçok sembol isim yer alırken, manifestonun ‘To Turks’ (Türklere) kısmında ise şöyle yazıyor: “…Avrupa’ya gelirseniz sizi öldüreceğiz. Konstantinopolis’e gelir, tüm cami ve minareleri yıkarız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak…” Tarrant’a ilham olan Breivik’in sitesinde de Osmanlı tarihi kısmında İstanbul’un fethi sırasında Ayasofya’ya giren müezzinden, Asurlular soykırımını başlatan Kürtlerin adlarına kadar yüzlerce konu yer alır.

Fetih’ten önce ilk bina360 yılında ahşap çatılı bir bazilika biçiminde yapılmış, 404’te bir ayaklanma sırasında çıkan yangında harap olmuş, 415’te tekrar açılmıştır. Bu kilise de yanınca İmparator İustinianos, Anthemios ile İsidoros adındaki iki mimara yeniden yaptırmış, 10.000 işçiyle 6 yıl içinde tamamlanmış, 27 Aralık 537 günü büyük bir törenle açılmıştır. Ayasofya bazilika biçimine göre yapılmış, buna rağmen, iki mimar bu yapının üstünü büyük bir kubbe ile örtmüşlerdir. Fakat statik açıdan yapının bu ağırlığı karşılayamaz, depremlerde kubbe tekrar tekrar çöker. IV. Haçlı Seferinde işgalci Latinler tarafından da büyük tahribata maruz kalan mabed 1453’e kadar harap ve bakımsız halde kalır.

Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’nın onarımını yaptırır ve yanına bir de medrese ilave eder. Batı’daki yarım kubbenin yanına ilk minareyi inşa ettirir. Ayasofya’da ilk namazı kıldıktan sonra camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfeder. II. Selim zamanında Ayasofya, etrafını saran ve yapıya zarar veren evlerden kurtarılır. Mimar Sinan tarafından takviye payandaları yapılarak yapının çökmesi önlenir. Bu vesileyle bir de minare yapılır. Ayasofya’nın etrafında sultan türbelerinin yapımına bu sırada başlanır. İlk türbe II. Selim için Mimar Sinan tarafından inşa edilir. III. Murad zamanında da iki minare ile minber, kürsü ve mahfil ilâve edilir. Bergama’da bulunan, İlkçağ’dan kalma, iki büyük küp getirtilerek caminin içine şadırvan yapılır. Bu küpler, yekpare mermerden oyulmuştur. Daha sonra, III. Murad ve III. Mehmed için türbeler inşa edilmiştir. Bu türbeler Osmanlı devri Türk mimarisinin en güzel eserlerinden sayılır. 1728’de Sultan III. Ahmed ortaya büyük bir top kandil astırır ve yeni bir hünkâr mahfili inşa ettirir. 1739’da Sultan I. Mahmud, duvarları çini kaplı ve dolapları renkli nakışlı güzel bir kütüphane yaptırır. Sıbyan mektebi ve arka tarafta bir aşhane-imaret inşa ettirir. Avluya bir şadırvan yaptırır. Bu şadırvanın dünyada başka bir benzeri yoktur. Sultan Abdülmecid, bir hünkâr mahfili ve muvakkithâne ilave ettirmiştir. Avluyu çeviren duvarı da yenilemiştir.

Bana göre ise; Ayasofya Türkiyeli Müslüman kimliğinin ortak sembolüdür. Kişilerden bağımsız bu milletin hafızasıdır. Müze özelliğinin korunarak açılması gerekir.

 

HABERE YORUM KAT