1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Avustralya, İran kadın futbol takımını nasıl istismar etti?
Avustralya, İran kadın futbol takımını nasıl istismar etti?

Avustralya, İran kadın futbol takımını nasıl istismar etti?

Mart ayında, sığınmacıların kamuoyunda sömürülme şekli aniden değişti.

19 Mart 2026 Perşembe 20:42A+A-

Dr. Binoy Kampmark’ın MEMO’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Sığınmacılar söz konusu olduğunda, Avustralya’nın siyasi mekanizması, acımasızlığı ve uluslararası hukuka kasıtlı olarak dar bir bakış açısıyla yaklaşmayı bir gurur kaynağı olarak görmüştür. Haklar ve insani değerlerin üstüne “sıkı bir egemenlik” yüceltilirken, siyasi çıkarlar, denize elverişsiz teknelerle ada kıtasına doğru yol alan karanlık, açlık çeken kalabalıkları iğrenç bir şey olarak görmüştür. 1990’ların başından itibaren BM Mülteciler Sözleşmesi giderek kısıtlanmaya başlanmış ve iç politikada uygulanabilirliği küçümsenmiştir. 1996'da John Howard'ın muhafazakâr hükümeti iktidara geldiğinde, Avustralya'yı gelişimi durmuş, şüpheci vatandaşlardan oluşan dev bir köye dönüştürmüşken, sığınmacılar seçim yemi haline geldi; savaşın yıkıma uğrattığı bölgelerden ve zalim rejimlerden kaçan karanlık, kasvetli gelenlerin, rahat yaşamlarını bir şekilde bozacağından endişelenen seçmenleri cezbetmek için oltaya takılan yemlerdi.

O andan itibaren, ölümcül kıyılara doğru yolculuğa çıkmaya istekli olanları caydırmak ve dehşete düşürmek için bir halkla ilişkiler makinesi geliştirildi. Denizleri aşmak isteyenleri uyarmak amacıyla Orta Doğu'da dağıtılan reklamlara büyük miktarda para harcandı.

Örneğin Şubat 2014’te Avustralya yetkilileri, “Olmaz. Avustralya’yı vatanları yapamayacaklar” sloganıyla bir kampanya başlattı.

Bu iğrenç girişimin başrolünde, bir gözaltı merkezinde bitkinlik verici bir ıstırap çeken sığınmacıları anlatan bir çizgi roman yer alıyordu. Gümrükte hiçbir şeyden habersiz yabancıları alay konusu yapan “Border Security” gibi reality TV programları da ekranların vazgeçilmezleri haline geldi.

Mart ayında, sığınmacıların kamuoyunda sömürülme şekli aniden değişti. Avustralya topraklarında düzenlenen AFC Kadınlar Asya Kupası’na katılan İran Kadın Futbol Takımı, Avustralya hükümetinin Orta Doğu rejimlerinden kaçanların sığınma taleplerini takdir edebileceğini göstermek için muhteşem bir fırsat sunmuştu. Güney Kore ile oynayacakları maç öncesinde milli marşı söylememeleri, ülkedeki yorumcuların sert eleştirilerine yol açmıştı.

İdare başlangıçta ne yapacağı konusunda kararsızdı. Avustralya’nın siyasi muhabirlerinin iktidarın iç işlerine ne kadar yakın olduğunu ima eden ismiyle de oldukça uygun olan ABC’nin “Insiders” programında bir araya gelen gazeteciler, sığınma talebinde bulunma hakkını vurgulamayı reddederek, tarif edilemez bir tavır sergiledi. Belirsiz, muğlâk öneriler temkinli bir şekilde ortaya atıldı: ekibin vize süreleri daha uzun bir kalış için ayarlanabilir; refahları için bazı önlemler alınabilir; İran rejimi vahşi, propagandacı vb. Ancak “sığınma” kelimesi kirli kalmaya devam etti ve ulusal yayıncının küfürlü kelimeler listesinde “s…” argo kelimesinden bile daha aşağıda yer aldı. Avustralya'nın İran'a yönelik yasadışı saldırıyı Birleşmiş Milletler Şartı'nın ihlali olarak nitelendirmeyi reddederek bu saldırıya tam destek vermiş olması, bu tavrı daha da aşağılık hale getirdi.

Ancak bu, Albanese hükümeti için kaçırılmayacak kadar iyi bir fırsattı. Senaryo kendiliğinden yazılıyordu: otel odalarında hapsedilmiş ezilen kadınlar; Tahran'daki baskıcı dinî rejim; korku, terör ve gözetim. Bir annenin kızına “seni öldürecekler” diyerek geri dönmemesi için uyardığı bildirildi.

Ardından ABD Başkanı Donald J. Trump müdahale ederek, Canberra’nın kadronun “büyük olasılıkla öldürülecekleri İran’a geri gönderilmesine” izin vererek “korkunç bir hata yaptığını” vurguladı. Onlara sığınma hakkı verin çağrısı geldi.

Yedi ekip üyesine insani vize verilmesi süreci usulüne uygun olarak devam etti; ancak İran’daki aileleri ve mal varlıkları için endişelenen beş kişi, o zamandan beri kararlarını değiştirdi. Ulaştırma Bakanı Catherine King, bu kişilerin kalmalarını teşvik etmek için her türlü çabanın gösterildiğini belirterek, olayı olgun bir tavırla ele almaya çalıştı. Oldukça iğrenç bir şekilde, “Avustralya’nın bu kadınlara bu seçeneği sunmuş olmasından” gurur duyduğunu ifade etti.

İnsani vize verilmesi için birbirlerini tebrik edenler çok olsa da, Avustralya'nın göç politikasının iki yüzlü yapısı hâlâ devam ediyordu. Vizelerin verilmesinden birkaç saat sonra, Albanese hükümeti, İçişleri Bakanı'na hâlihazırda geçici vize almış kişilerin Avustralya'yı ziyaret etmesini engelleme yetkisi veren 2026 Göçmenlik Değişikliği (2026 Tedbirler No. 1) Tasarısı (Cth) şeklinde 1958 Göçmenlik Yasası'nda (Cth) değişiklikler yaptı. Acil olarak yapılan bu değişikliklerle ilgili 1,5 saatlik bir komite oturumunda İçişleri Bakanlığı yetkilileri, seyahat yasağının 6 ila 12 ay süreceğini ve Orta Doğu'dan gelen 61.000'e kadar vize sahibini etkileyeceğini belirtti.

Koalisyon, bu değişiklikler için geçerli nedenler buldu. Liberal Senatör Jonathon Duniam'ın da belirttiği gibi, ziyaretçi veya turist vizesi gibi geçici seyahat belgeleri verilen “çatışmaya maruz kalan bir bölgeden” gelen kişilere, “vizenin süresi dolduktan sonra da kalacakları, muhtemelen sığınma talep edecekleri ve belki de yasadışı olarak kalacakları” şüphesiyle yaklaşmak için her türlü neden vardı. (Savaştan kaçanların ne kadar fırsatçı olabileceği!) Vicdanını ve parti üyelerinin vicdanlarını rahatlatmak için Duniam, bu tür durdurma kararlarının geçici nitelikte olduğunu belirtti. “Bu, insanların bu ülkeye girişinin kalıcı olarak engellenmesi anlamına gelmiyor.”

Yeşiller Partisi’nin göçmenlik sözcüsü Senatör David Shoebridge, Canberra’daki gazetecilere yapılan değişikliklerin özünü şöyle özetledi: “İşçi Partisi, bir avuç cesur İranlı futbolcuya bu tek şansı tanıdığı aynı gün, vize almış ve güvenlik incelemesinden geçmiş 7.200 diğer İranlıya kapıyı kapattı.” Parlamentoda değişikliklere karşı konuşan Shoebridge, bu kişilerin “bu ülkeye gelip bu rejimden, İsrail bombalarından, ABD füzelerinden ve İsrail ile ABD bombardımanının sonucu olarak yağan asit yağmurundan ve kara yağmurdan korunma arayışında olamamasını” son derece grotesk buldu. Shoebridge’e göre bu önlemler, “One Nation tarafından geride bırakılma korkusuyla” alınmıştı. “One Nation’ın İslamofobisine tepki veriyorsunuz.”

Avustralya Yeşiller Partisi lideri Senatör Larissa Waters, İçişleri Bakanı Tony Burke’ün, “futbol sahasında kendilerini kanıtlamış bir avuç İranlı genç kadına sığınma hakkı verirken, aynı zamanda Avustralya’ya gelme hakkına zaten sahip olan binlerce kişiye kapıyı kapatması” nedeniyle kendini övmesinin tatsız doğasını gözlemledi. “Bir hükümetin ne kadar acımasız olabileceğine dair kuralları gerçekten yeniden yazdınız.”

Bağımsız Senatör Lidia Thorpe ise daha da alaycı bir tavır sergiledi ve milletvekili arkadaşlarına bunun “İşçi Partisi’nin yeni Beyaz Avustralya politikası” olduğunu söyledi. Bu, “Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu İran’a yönelik yasadışı bombardımanları nedeniyle tebrik eden dünyadaki ilk hükümet” olduğunu kanıtlamış bir iktidara yakışır bir tutumdu. Canberra ayrıca Körfez’e savunma personeli ve bir uçak göndererek bu çatışmaya kendi katkısını da yapmıştı. “Ve Albanese hükümeti şiddetin tırmanmasına yardım ettiği tam o anda, kaçmak zorunda kalacak insanlara da kapıyı çarpıyor.” Shoebridge ve Waters gibi o da ırk kartının cömertçe oynandığını gördü; bu, “İşçi Partisi, Koalisyon ve One Nation’ın, bunun siyasi başarıya giden yol olduğunu düşündükleri için en acımasız ve en ırkçı olmak için nasıl rekabet ettiklerinin bir örneği.”

Thorpe, bazen argümanı çarpıtacak kadar sert olduğu için eleştirilebilir, ancak bu hükümetin sergilediği sinizm ruhu dikkat çekiciydi. Avustralya Mülteci Konseyi'nin eş CEO'su Paul Power, önerilen değişikliklerde uygun bir şekilde korkunç bir tarihsel paralellik gördü. 1930'ların sonlarında, ülkeler vatandaşlıklarından mahrum bırakılan Avrupalı Yahudilere kapılarını kapattı.

1938 yılının Temmuz ayında düzenlenen Evian Konferansı’nda, Avustralya da dâhil olmak üzere 32 ülkeden gelen delegeler, Yahudi mültecileri kabul etme konusunda genel isteksizliklerini teyit ettiler.

Konferansın kara yüzü, “Avustralya’nın bir ‘ırk sorunu’ ithal etmek istemediği için yardım etmeyeceğini” açıklayan Avustralya Ticaret ve Gümrük Bakanı Thomas White’dı. Hükümetler gelir geçer, ama fırsatçılık hiç bitmez.

 

* Dr. Binoy Kampmark, Cambridge’deki Selwyn Koleji’nde Commonwealth bursiyeriydi. Şu anda RMIT Üniversitesi’nde ders vermektedir.

HABERE YORUM KAT