
Avrupalı Yahudi ve Filistin düşmanları neden Siyonizmi benimsedi?
Protestan emperyalistler, antisemitik hükümetler ve Siyonist yerleşimciler, Filistinlileri vatanlarından mahrum bırakmaya çalıştılar. İki yüzyıl geçmesine rağmen, bunu başaramadılar.
Joseph Massad’ın Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
12. ve 13. yüzyıllarda Katolik Haçlıların sürülmesi ve onların “Latin Krallığı” adlı yerleşimci kolonisinin ortadan kaldırılmasının ardından Filistin, Avrupa’nın fanatik Hıristiyanlarının hedefinde kalmaya devam etti.
Hıristiyanlığın yeni bir akımı olan Protestanlığın takipçilerine, 18. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın fanatik emperyalistleri de katıldı.
O günden beri, Filistin halkının Avrupalı düşmanları, onları vatanlarından mahrum bırakma çabalarını sürdürdüler.
Napolyon Bonapart, 1799 yılının Şubat ve Mayıs ayları arasında Gazze'den Yafa'ya ilerleyerek Filistin'in güney ve orta bölgelerini fethetti, ancak daha sonra Akka'da yenilgiye uğradı.
Fransız Protestan Huguenot düşünürlerinden esinlenerek Nisan 1799'da yaptığı bildiride, Avrupa'daki Yahudileri ülkeyi kolonileştirmeye çağırdı, ancak bu çağrı dikkate alınmadı.
Bu arada, 18. yüzyılın sonlarından itibaren İngilizler, Avrupalı Yahudileri Anglikan Protestanlığına döndürmek ve onları Filistin’e göndererek Filistinlilerin vatanlarını ellerinden almak ve aynı zamanda İsa Mesih’in İkinci Gelişini hızlandırmak için aktif bir çaba içindeydiler.
Filistinlilerin düşmanları arasında İngiliz ve Fransız rejimlerinin yanı sıra, 19. yüzyılda Filistin'de beyaz Protestan kolonileri kuran evanjelik beyaz Amerikalı Protestanlar, evanjelik İngiliz ve İskoç Protestanlar ile evanjelik Alman Protestanlar da yer alıyordu.
19. yüzyılın sonlarında, bunlara Rus Yahudi yerleşimciler, 1897’de Theodor Herzl tarafından kurulan Siyonist Örgüt ve her ikisini de finanse eden Batı Avrupa Yahudi burjuvazisi de katıldı.
Birinci Dünya Savaşı sona ermeden önce, Filistin halkının bu amansız düşmanlarına Batı Avrupa’nın büyük bir kısmındaki rejimler ve Amerika Birleşik Devletleri de katılmıştı. Bunların hepsi bugün de Filistinlileri vatanlarından mahrum bırakma konusunda aynı kararlılıkla hareket etmektedir.
Açıkça belirtmek gerekirse, Filistinlilerin tüm bu düşmanları aynı zamanda Avrupalı Yahudilerin de düşmanlarıydı. İngiliz yetkililer ve beyaz evanjelik Protestanlar, Filistin'e kendileri yerleşmek ve Avrupalı Yahudileri, aynı Protestanlar olarak onlara katılıp ülkeyi kolonileştirmeleri için dinlerini değiştirmelerini sağlamaya çalıştılar.
Protestan İngiliz İmparatorluğu, Avrupalı Yahudileri Filistin'e kolonist olarak yerleştirmek için dinlerini değiştirme çabalarının başlıca destekçisiydi.
Ortak düşmanlar
Siyonist Örgüt, Avrupa ve Amerika’daki Yahudi toplumunun tüm önemli kesimleri tarafından haklı olarak Yahudilerin düşmanı olarak görülüyordu.
Bunlar arasında, 1897’de Herzl’i ve ilk Siyonist Kongresi’ni Münih’ten kovmuş olan Ortodoks ve Reform Yahudiliğinin hahamları; İngiltere, ABD, Fransa ve Almanya’daki asimile olmuş liberal Yahudiler ve Doğu Avrupa ile Rusya’daki sosyalist ve komünist Yahudiler de yer alıyordu.
Batı Avrupa Yahudi burjuvazisi ve asimile olmuş Yahudi aydınlar, yoksul Doğu Avrupalı Yahudilerin Batı Avrupa’ya göç etmesine karşı çıktılar; bunun Batı Avrupa Yahudiliğinin kazanımlarını zedeleyeceğinden ve antisemitizmi körükleyeceğinden korkuyorlardı.
Bunun yerine, antisemitik Batı Avrupa hükümetlerinin de paylaştığı bir hedef doğrultusunda, bu Yahudileri Avrupa’dan tamamen kovmak amacıyla, onların Amerika kıtasına ve Filistin’e kolonist olarak göç etmelerini kolaylaştırıp finanse ettiler.
1897'de kurulan anti-Siyonist Uluslararası Yahudi İşçi Birliği'nin (Jewish Labor Bund) kendi ülkelerinde yoksulluğu aşmalarına ve hakları için mücadele etmelerine yardım etmeye çalıştığı gibi davranmak yerine, onların ayrılmalarını finanse ettiler.
Bugün tüm bu gruplar ve ülkeler, Yahudileri sevdiklerini iddia ediyorlar; bunu Siyonizm'e destekle eşdeğer görüyorlar. Oysa çoğu Yahudi, İkinci Dünya Savaşı'na kadar Siyonizm'e, antisemitik güçler tarafından desteklenen bir anti-Yahudi hareket olarak karşı çıkmaya devam etmişti. Hatta bazıları Filistinlileri sevdiklerini iddia ederek, bunu işbirlikçi Filistin Yönetimi rejimine destek vermekle eşdeğer tutuyorlar.
Aslında hepsi her iki halkın da düşmanı olmaya devam ediyor. ABD ve Avrupa'nın anti-Yahudi Siyonist Örgüt ve anti-Filistin Filistin Yönetimi'ne yönelik sözde sevgisi de aynı mantığı izliyor.
Antisemitizmin yeniden şekillendirilmesi
İronik bir şekilde, Hıristiyan ve Yahudi Siyonizmi ile Protestan emperyalizminin antisemitizmi, 1917'den sonra, özellikle de 1945'ten sonra, savunucuları tarafından “Yahudi yanlısı” bir tutum olarak tanımlanmaya başlarken, anti-Siyonist Yahudiler, özellikle 1967'den sonra, aynı antisemitik Siyonistler tarafından ‘antisemitik’ ve “kendinden nefret eden Yahudiler” olarak tasvir edilmeye başlandı.
Filistinlilerin, 19. yüzyıldan beri ülkelerinin Hıristiyan ve Yahudi kolonizasyonuna ve emperyalist vesayete karşı verdikleri sömürgecilik karşıtı mücadele de, aynı sömürgeci ve antisemitik emperyal güçler tarafından “antisemitik bir mücadele” olarak tasvir edilmeye başlandı.
Çoğu Yahudi'nin görüşlerine aykırı olarak, Siyonizm tüm Yahudileri temsil ettiğini iddia ederken, onların adına Filistin'i sömürgeleştirmeye çalıştı. Filistinlilerin bu sömürgeleştirmeye karşı direnişi, “sömürgecilik karşıtı mücadele” olarak değil, sözde “Yahudi karakterine” düşmanlık olarak yeniden tanımlandı.
Bu mantıksız propaganda, tıpkı bugün olduğu gibi, yalnızca antisemitleri, emperyalistleri ve onların ırkçı destekçilerini ikna etmiştir.
1948'den beri, özellikle de 1967'den beri, Avrupa ve ABD'deki Yahudilerin çoğunluğunun anti-Siyonizmden non-Siyonizm ve pro-Siyonizme dönüştüğü doğrudur. Ancak son çeyrek yüzyılda, Batı Yahudilerinin önemli bir kesimi anti-Siyonist tutumlarını yeniden benimsedi ve şu anda İsrail'in sömürgeleştirme ve soykırım savaşlarına karşı kararlı bir şekilde duruyor.
Filistinliler arasında, 1970'lerin ortalarında başlayan kurtuluş mücadelesinin ikincil konuma düşmesine rağmen – bu süreç, 1993'te Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İsrail'e nihai teslimiyetiyle doruğa ulaştı – çoğu, İsrail'in sömürgeci yağmacılığına ve hayal edilemez sömürgeci ve soykırımcı sadizm ve ırkçılığa karşı her gün direnmeye devam ediyor.
Yine de her iki halkın düşmanları, Yahudilik tarihinin en antisemitik Yahudi hareketi olan Siyonizmi ve emperyalist ABD ve Avrupa gündemine tam boyun eğmesi ve işbirliği yapmasıyla Filistin tarihinde de eşi benzeri görülmemiş olan Vichy tarzı Filistin Yönetimi'ni desteklemeye kararlıdır.
İşte bugün ABD ve İsrail’in Avrupalı destekçilerinin karşı karşıya olduğu çıkmaz budur. Onlar, tüm Filistinlileri İsrail’in sömürgeci ve soykırımcı politikalarına boyun eğmeye zorlayabilecekleri ve tüm anti-Siyonist Yahudileri aforozla tehdit edebilecekleri bir dünyaya inatla bağlı kalmaya devam ediyorlar.
Direniş devam ediyor
Filistinlilere ve onların Müslüman destekçileri bir yana, Yahudi ve Hıristiyan destekçilerine karşı başlatılan savaş, Filistinlilerin vatanını tamamen çalma veya Siyonist yerleşimci kolonisinin hayatta kalmasını garanti etme konusunda tam bir başarısızlığa uğramasına rağmen, 19. yüzyılın başından beri hiç azalmadı.
Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, Filistin halkının bu düşmanları kaybedecekleri bir savaşın içindeler – bu savaşın, İsrail devletinin soykırımcı ve ırkçı yapılarının çöküşüyle sonuçlanabileceğini de biliyorlar.
İsrail bu ay 78. kuruluş yıldönümünü kutlarken, Batı medyası ve patronları, Batılı şirketler, akademik özgürlüğü bastırmaya ve ulusal güvenlik devletlerini korumaya adanmış dalkavuk Batılı üniversiteler ile zorlayıcı ABD ve Avrupa rejimlerinin baskıcı ve yargısal kolları, bunu muhafaza etme görevi için seferber olmaya devam etti.
Filistin’in çalınmasını iki yüzyıl boyunca destekleyip teşvik eden bu Filistin halkının düşmanları, sömürgeci görevlerini tamamlayamadılar.
Ancak Filistinlileri vatanlarından mahrum bırakma konusundaki kararlılıkları her zamanki gibi inatçı.
Filistin direnişi de en az onlar kadar dayanıklı olduğunu kanıtladı. Haçlı Katolik sömürgecileri kovmuş olan 12. ve 13. yüzyıl öncülleri gibi, fanatik Amerikan evanjelik Protestan sömürgecilerin 19. yüzyılda Filistin'de birçok koloni kurmasından bu yana durmadı. İlki, 1851'de Yafa'da kurulan “Mount Hope” idi; bunu 1854'te “Amerikan Misyon Kolonisi” ve ardından pek çok diğerleri izledi; bunların hepsi nihayetinde ortadan kaldırıldı.
Bu direniş, bugün de “İsrail” adı verilen Filistin toprakları genelinde, aynı derecede fanatik Siyonist sömürgecilere ve onların sömürgeci yapılarına karşı devam etmektedir.
Filistinlilerin Batılı sömürgeci düşmanları ve onların yerel ajanları tarafından sürekli olarak tasarlanan yağmacı planların önünde duran şey, işte bu direniş ve onun, Batılı Yahudi toplulukları da dâhil olmak üzere, tüm dünyada beslediği dayanışmadır.
* Joseph Massad, New York’taki Columbia Üniversitesi’nde modern Arap siyaseti ve entelektüel tarih profesörüdür. Çok sayıda kitap ile akademik ve gazetecilik makalesinin yazarıdır. Kitapları arasında Colonial Effects: The Making of National Identity in Jordan (Sömürgeciliğin Etkileri: Ürdün’de Ulusal Kimliğin Oluşumu); Desiring Arabs (Araplara Duyulan Arzu); The Persistence of the Palestinian Question: Essays on Zionism and the Palestinians (Filistin Sorununun Devamı: Siyonizm ve Filistinliler Üzerine Denemeler) ve en son olarak Islam in Liberalism (Liberalizmde İslam) yer almaktadır. Kitapları ve makaleleri bir düzine dile çevrilmiştir.


HABERE YORUM KAT