Osman Atalay / Serbestiyet
Arnavut halkının tarihsel olarak en belirgin özelliklerinden biri sözünden dönmemesidir. Arnavutluk’ta verilen sözün namludan çıkan kurşun gibi olduğu söylenir. Şimdi o kurşunlar namludan çıktı. Balkanlar’ın kabına sığmayan ülkesi ve kabına sığmayan lideri, ülke tarihinin en büyük sınavlarından biriyle karşı karşıya.
Edi Rama’yı anlamak için son on üç yılı hatırlamak gerekiyor. Balkan jeopolitiğinin en stratejik ülkelerinden biri olan Arnavutluk’u yöneten Rama, ABD, Avrupa Birliği, Sırbistan ve Yunanistan’la ilişkilerinde pragmatizmin ipinde yürüyen bir cambaz gibiydi. George Soros’tan Amerikalı liderlere uzanan ilişkilerini içeride siyasi bir güvenceye dönüştürmeyi başardı. Popüler, karizmatik, Avrupa ve Amerikan medyasını etkilemeyi bilen sıra dışı bir siyasetçiydi.
Ancak şimdi ilk kez çanlar onun için çalıyor.
Kıvılcım beklenmedik bir yerden çaktı. Haziran ayında Sazan Adası’nın Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in lüks tatil köyü projesine tahsis edilmesini protesto eden bir Arnavut çevrecinin polis tarafından tekmelenmesi, biriken öfkeyi açığa çıkardı.
2010 yılında Tunus’ta 26 yaşındaki işsiz üniversite mezunu seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin kendisini ateşe vermesiyle başlayan ve Arap Baharı’na dönüşen olayları hatırlamak yeterli. Büyük toplumsal patlamalar bazen küçük bir olayın yıllardır biriken öfkeyle buluşmasıyla başlar.
Elbette Sazan Adası meselesi, yolsuzluk iddiaları ve yüksek eğitim maliyetleri bugünkü olayları tek başına açıklamıyor. Asıl sorun, Rama hükümetinin son üç yıldır görmezden geldiği toplumsal ve ekonomik sıkıntıların artık patlama noktasına ulaşması.
Protestocular yaygın yolsuzluğu, artan yaşam maliyetlerini, organize suç bağlantılarını ve halk geçim sıkıntısı çekerken büyük arazi anlaşmalarından kazanç sağlayan oligarkları hedef alıyor.
Rama hükümeti son üç yıldaki protestoları fazla ciddiye almamış, çeşitli yöntemlerle kontrol altında tutmayı başarmıştı. Ancak bu kez hiç beklemediği bir yerden yara aldı.
Üstelik Rama üzerindeki baskı yalnızca sokaktan gelmiyor.
Arnavutluk Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanırken, yolsuzluk ve organize suçlarla mücadele amacıyla kurulan bağımsız özel savcılık ve yargı yapısı SPAK, hükümetin üst düzey isimlerini hedef alan soruşturmalar yürütüyor. Rama’nın en yakın çalışma arkadaşları hakkında alınan kararlar iktidarın hareket alanını daraltıyor.
Rama uzun süre bu gelişmeleri yeterince ciddiye almadı. Trump yönetimiyle kurduğu yakınlığın, Avrupa Birliği’nin hukukun üstünlüğü ve yapısal reformlar konusundaki baskısını dengeleyeceğini düşündü. Ancak şimdi bu hesap tutmuyor gibi görünüyor.
Haziranda yaşlılar sokaktaydı, ekimde gençler. Yaz boyunca farklı toplumsal kesimlerin katıldığı gösteriler devam etti. Okulların açılmasıyla birlikte işsizlik, eğitim masrafları ve yolsuzluğa karşı başlayan öğrenci protestoları yeni bir aşamaya geçti.
Arnavut gençliği yüz günden fazla bir süre tek bir cam kırmadan protesto yaptı. Ancak son gösterilerin beşinci gününde şiddetli çatışmalar yaşandı. Artık göstericiler polisle karşı karşıya gelmekten çekinmiyor. Araçlar ve barikatlar ateşe veriliyor, bazı kamu binaları ve iş yerleri zarar görüyor.
Polis müdahaleleri sertleştikçe kalabalıklar büyüyor. Gösteriler Tiran’ın dışına yayılırken Balkanlar’ın ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan Arnavutlar da başkente gelerek protestolara katılıyor.
Göstericilerin hedefinde yalnızca Edi Rama yok. 82 yaşındaki eski Başbakan ve Demokratik Parti lideri Sali Berişa’nın da tutuklanmasını talep ediyorlar.
2025 seçimlerini kazanarak dördüncü dönemine başlayan Rama ise 15 Ekim’de yaptığı açıklamada istifa etmeyeceğini yineledi. Muhalefetin yolsuzluk suçlamalarını reddetti.
Bu kez üniversiteler de hareketin içinde.
Arnavutluk akademik personel birliği dersleri boykot etme ve her gün öğrenci protestolarına katılma kararı aldı. Tiran’daki üniversitelerde görev yapan profesörler dersleri bırakarak öğrencilerle dayanışma yürüyüşlerine katıldı.
Dinî topluluklar da gelişmeler karşısında pozisyon alıyor. Sünni Müslümanlar, Katolikler, Ortodokslar ve Evanjelikler protestoları desteklerken Bektaşiler sessiz kalıyor. Yahudi topluluğu ise Rama’nın yanında yer alıyor.
Son üç yılda hiçbir muhalefet partisi ya da siyasi gösteri iktidarı bu ölçüde zor durumda bırakmamıştı.
Fransa ve İtalya’da olduğu gibi Arnavutluk’ta da Z ve Y kuşakları siyasi ve toplumsal hayatın akışını değiştiriyor. Genellikle apolitik olarak tanımlanan bu kuşakların tepkisi, ülkenin geleceğinde yeni bir siyasi gücün ortaya çıkabileceğini gösteriyor.
Muhalefet ise gençlik hareketine kendi siyasi çerçevesini kazandırmaya çalışıyor.
Muhalefetin söylemine göre Rama, Arnavutluk’u tarihsel kimliğinden uzaklaştırdı. İsrail’le yakınlaşarak ülkeyi Siyonist çevrelerin etkisine açtı. Bu nedenle gençlerin isyanını yalnızca ekonomik taleplerle değil, ulusal ve insani onurun yeniden kazanılması mücadelesiyle de ilişkilendiriyor. Şiddet, korku ve yalan üzerine kurulu olduğunu savunduğu siyasi düzenin değişmesini istiyor.
Rama’nın cevabı ise protestoların arkasında dış aktörlerin bulunduğu iddiası oldu. Ancak hangi devletleri kastettiğini açıklamadı ve dış müdahale iddiasını destekleyen somut bir kanıt ortaya koymadı.
Hükümetin gündemindeki sert tedbirler de tartışmaları büyütüyor. Protestolara katılan gençlerin tutuklanması, gösterilerde meydana gelen zararların ailelerine ödetilmesi, öğrencileri protestolardan uzak tutmayan öğretim görevlilerinin işten çıkarılması ve gösterilerde görev alan polislere ek ödeme yapılması gibi uygulamalar gündeme geliyor.
Ancak Rama’nın önünde yalnızca sert müdahale seçeneği yok. Toplumsal muhalefetle uzlaşarak krizden çıkma ihtimali de bulunuyor.
Erken seçim kararı ya da geçici bir kabine kurulması Arnavutluk için sürpriz olmayabilir. Protestoların kontrol altına alınamaması halinde Avrupa Birliği’nin siyasi çözüm yönündeki baskısı artabilir. İktidar partisinden bazı milletvekillerinin ayrılması da ihtimaller arasında.
Balkanlar’daki jeopolitik dengelerin şekillenmesinde Avrupa’nın belirleyici rolü sürüyor. AB, Arnavutluk’a uzun süredir hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve demokratik kurumların güçlendirilmesi konularında uyarılarda bulunuyor. Bu alanlardaki gelişmeler doğrudan üyelik müzakerelerini etkiliyor.
Rama ise son yıllarda farklı bir dış politika dengesi kurmaya çalıştı. Gazze Savaşı sırasında Avrupa kamuoyunun önemli bir bölümü Filistin’e destek verirken, Rama İsrail’le yakınlaşmayı tercih etti. Netanyahu yönetimiyle kurduğu ilişkileri siyasi ve ekonomik açıdan bir avantaj olarak değerlendirdi.
Ancak İsrail’le yakınlaşmanın ülkenin iç sorunlarını çözmeye yetmediği görülüyor.
Bugün yaşananları, Avrupa’nın Balkanlar’da siyasi ve ekonomik yolsuzluklarla mücadele üzerinden yürüttüğü daha geniş bir yeniden yapılanma sürecinin parçası olarak okumak da mümkün.
1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, 1991’de Yugoslavya’nın dağılması ve ardından Balkan ülkelerinin NATO ve AB ile bütünleşmesiyle şekillenen jeopolitik düzen, yeni bir aşamaya giriyor olabilir.
Bütün bu gelişmelerin üzerinde ise Arnavutların hafızasındaki büyük bir korku duruyor: 1997 banker krizi.
O yıl piramit sistemiyle çalışan bankerlik şirketlerinin çökmesi, ülkeyi büyük bir toplumsal kargaşaya sürüklemiş, devlet otoritesini dağılma noktasına getirmişti. Bugün Arnavutluk’un en büyük endişelerinden biri, yaşanan siyasi ve toplumsal krizin benzer bir istikrarsızlığa dönüşmesi.
Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme var.
Protestoların altıncı gününde Türkiye’den Arnavutluk’a TOMA gönderildiği yönündeki haberler, Kosova, Arnavutluk ve Almanya’daki sosyal medyada geniş tartışmalara yol açtı.
TOMA’ları şirketler satıyor olabilir. Ancak böyle bir dönemde yapılan satışın zamanlamasının kamuoyuna iyi anlatılması gerekiyor.
Arnavutlar, Jared Kushner’in adadaki yatırım projesine ve ülkelerindeki siyasi düzene karşı protestolar düzenlerken, sosyal medyada “Erdoğan’ın Türkiye’si bu protestoları bastırmak için tazyikli su gönderiyor” algısı yayılıyor.
Bu algının Türkiye-Arnavutluk ilişkilerine zarar vermemesi için gerekli açıklamaların yapılması önemli.
Balkanlar demek, büyük ölçüde Arnavutlar demektir.
İki buçuk devlete yayılmış, yaklaşık altı milyonluk bu halkın yeni sosyolojisini, genç kuşaklarının taleplerini ve değişen siyasi eğilimlerini anlamak gerekiyor.
Çünkü Arnavutluk’ta yaşananlar yalnızca Edi Rama’nın siyasi geleceğiyle ilgili değil. Balkanlar’ın yeni jeopolitik dengelerini de etkileyebilecek bir dönüşümün işaretlerini taşıyor.
Bu dönüşümü doğru okuyamazsak Türkiye’nin tarihsel birikimi ve Balkanlar’daki potansiyeli, değişen jeopolitiğin içinde ayaklarımızın altından kayan bir halıya dönüşebilir.

