Bildane Kurtaran / Doğru Haber
Yedi Sülalesi Ağlamış, Hâlâ “Ağlama Karanfil”!
Günlerdir Azerbaycan’da uygulanan başörtüsü yasağı zulmünü izliyoruz, içimiz ezile ezile...
Birdenbire görüntülerin içinde buluyoruz kendimizi... Gâh ağlayan bir kız çocuğu, gâh okul kapısında "Hicaba azatlık!" diye haykıran bir genç kız oluyoruz. Bazen yavrusunun yanında dişi aslan misali mücadele eden bir anne, bazen de yumruğunu sıkıp evladının ateşini göğsüne basarak soğutan bir baba...
Hâsılı biz de oradayız...
Acılı soluklarının sesini, hızlanmış kalplerinin ritmini dinliyoruz, yumruklarımızı sıka sıka…
Gözyaşlarıyla...
Çünkü bunları bir zamanlar biz de yaşadık, hem de birebir aynısını...
Türkiye’nin yakın tarihindeki başörtüsü yasaklarında; bir haksızlığın yalnızca muhatabını değil, tüm bir aileyi ve sülaleyi nasıl etkilediğini acı tecrübelerle gördük. Okul kapılarında, ikna odalarında hırpalanan genç kızlarla birlikte anneler, teyzeler, halalar ağladı… Babalar, ağabeyler, amcalar ve dayılar çaresizce bekledi… Yaşanan acılar, anne karnındaki bebeklerin dünyasına dahi taşındı. Çünkü bu yara ve bıraktığı iz, tek bir insanın hayatıyla sınırlı kalmıyor. Bütün bir ailenin hafızasına yerleşip kuşakların hikâyesine dönüşüyor.
Ama bir zamanlar benzer hikâyelerin parçası olmuş, bizzat bu zulme maruz kalmış ve bugün önemli konumlara gelmiş insanların, Azerbaycan’da yaşanan zulme karşı bu denli mesafeli ve politik bir tutum sergilemesi, tabiri caizse topu taca atması, anlaşılır gibi değil.
Dün bu yasakların odağında yer alanların, bugün ülkemizde etkili ve yetkili makamlardayken hâlâ bir STK temsilcisinin ya da vatandaşın gösterebileceği tepkiler göstermekle yetinmeleri, sorumluluğu başkalarına bırakmaları da kabul edilebilir gibi değil.
Ailelerin, gençlerin, çocukların feryadı arşa çıkmışken hâlâ romantik bir yerden "Ağlama karanfil, beni de ağlatma" dizeleriyle tepkilerini dile getirmeleri de tam bir ironi.
Karanfilin yedi sülalesi ağlamış, hâlâ mı "Ağlama Karanfil"?
Artık güçsüz, etkisiz ve yetkisiz bir mazlum konumunda değilken, dün yaşadıklarımızı hatırlamak kadar bugün sahip olduğumuz imkân ve yetkilerin hakkını vermek de gerekmez mi?
Meşhur sözdeki gibi, “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”
Bir zahmet ağlama diyeceğinize, o karanfile el uzatın, gözyaşlarını silmek için seferber olun...
Bir de hemen şu gerekçe arkasına sığınılıyor.
Bu Azerbaycan’ın "İç işleriymiş..."
Sanki daha önce kimse kimsenin iç işine hiç karışmamış gibi...
Hadi o bir kenarda dursun… Hani kardeş ülkeydi Azerbaycan?
Kardeşe bir azar hadi mümkün değil diyelim, bir nazar da mı yok?!

