ABD’nin ardından IKBY’yi ne bekliyor?

ABD’nin ardından IKBY’yi ne bekliyor?

Mehmet Alaca, “ABD’nin ardından IKBY’yi ne bekliyor?” sorusuna cevap aradığı yazısında “Temel risk, ABD’nin sağladığı caydırıcılığın zayıflamasıyla birlikte İran destekli milislerin askerî kapasitesinin Erbil üzerinde siyasi baskı aracına dönüşmesidir.” diyor.

Mehmet Alaca’nın ORSAM’da yayımlanan yazısını ilginize sunuyoruz:


ABD’nin ardından IKBY’yi ne bekliyor?

ABD, Ortadoğu’daki yeni düzen arayışını Suriye’nin ardından Irak’ta da işleme sokuyor. Vaşington’un Irak’taki askerî varlığını sona erdirmesi, Bağdat yönetiminin egemenlik tartışmaları bakımından sembolik önem taşıyor ancak çekilme aynı zamanda stratejik bir yeniden konumlandırma anlamına geliyor. Nitekim ABD ile Irak arasında üzerinde uzlaşılan plan, DEAŞ ile mücadele amacıyla oluşturulan koalisyon misyonunun sona erdirilmesini ve güvenlik ilişkisinin daha uzun vadeli ikili iş birliği temelinde yeniden tanımlanmasını öngörüyordu. Bu nedenle bugün yaşanan süreci 2011’deki Amerikan çekilmesinin tekrarı olarak okumak yanıltıcı olacaktır.

Yine de 2011 sonrasında yaşananlar, özellikle Kürtler ve Sünni Araplar açısından güçlü bir tarihsel hafıza. ABD güçlerinin çekilmesinin ardından Irak’taki siyasi kırılganlık, Sünni bölgelerde büyüyen hoşnutsuzluk ve Suriye iç savaşının yarattığı bölgesel ortam, DEAŞ’ın öncülü olan Irak İslam Devleti’nin yeniden güç kazanmasına ve nihayetinde 2014’te Irak’ın geniş bir bölümünü ele geçirmesine zemin hazırlamıştı.

Bugünün koşulları ise önemli ölçüde farklı. Irak devleti ve güvenlik kurumları 2011’e kıyasla daha fazla kapasiteye sahip, DEAŞ geniş toprakları kontrol eden konvansiyonel bir güç olmaktan çıktı ve Suriye-Irak hattında 2012-2014 dönemindekine benzer ölçekte bir radikal mobilizasyon bulunmuyor. Dolayısıyla Amerikan askerlerinin ayrılmasının tek başına 2014 benzeri bir güvenlik çöküşü yaratacağını söylemek için yeterli neden yok.

Ancak bu kez Erbil’i bekleyen riskin niteliği değişiyor. Amerikan askerî varlığının çekilmesiyle ortaya çıkabilecek boşluk, yalnızca DEAŞ’ın yeniden güçlenip güçlenmeyeceği üzerinden değerlendirilemez. IKBY açısından asıl soru, Amerikan caydırıcılığının azalmasının İran ve Tahran destekli Iraklı milislerin askerî ve siyasi hareket alanını ne ölçüde genişleteceğidir. Dolayısıyla Erbil açısından mesele, eski bir tehdidin geri dönmesinden çok, güvenlik denklemindeki tehdidin biçim değiştirmesidir.

Tehdit rengi değişiyor

Vaşington yönetimi, Irak’taki askerî varlığı kapsamında IKBY’de Harir Hava Üssü ile Erbil Uluslararası Havalimanı’ndaki askerî tesisleri de kullanıyordu. The Wall Street Journal’a göre ABD’nin Irak’taki askerî misyonunu sona erdirmesine rağmen, Amerikan diplomatik misyonlarının korunması amacıyla sınırlı sayıda asker ülkede kalacak. Erbil çevresinde konuşlandırılan Patriot sistemi çekilirken, kalan hava savunma kapasitesinin Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile Erbil’deki ABD Konsolosluğunun korunmasına yoğunlaştırılması bekleniyor. Amerikan ve koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilme sürecinin IKBY’yi de kapsaması, Erbil açısından önemli bir güvenlik desteğinin sona ermesi anlamına geliyor. Nitekim Erbil’in çekilmeye yönelik sert tepkisinin arkasında değişen bölgesel tehdit ortamı yatıyor. Başbakan Mesrur Barzani’nin mevcut koşullarda çekilmeyi “utanç verici” olarak nitelendirmesi, bu kaygının boyutunu göstermektedir.

Bugün IKBY açısından öne çıkan güvenlik tehdidi, DEAŞ’ın yeniden yükselişinden ziyade İran ve İran destekli milislerden gelebilecek füze ve İHA saldırıları ile bu aktörlerin Irak iç siyasetindeki baskı kapasitesi. Şubat ayında ABD ile İran arasındaki savaşın başlamasından bu yana IKBY sistematik biçimde saldırılara maruz kalıyor. Bu saldırıların bir kısmının, ABD üslerine ev sahipliği yapan bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi, Amerikan askerî varlığıyla ilişkili olduğu görülüyor.

Ancak saldırıları yalnızca Amerikan varlığına verilen bir tepki olarak okumak eksik kalır. Neredeyse her gün gerçekleşen saldırılarda sivil alanların, siyasilerin konutlarının ve IKBY’de konuşlu İranlı Kürt muhalif örgütlerin de hedef alınması, Tahran’ın Erbil’e yönelik güvenlik baskısının daha geniş bir çerçeveye sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu saldırılar aynı zamanda söz konusu örgütleri mevcut çatışmanın dışında tutması için Erbil yönetimine verilmiş bir uyarı niteliğinde olsa da Neçirvan Barzani ve Mesut Barzani’nin konutlarına yönelik saldırıların “siyasi boğma” amacı taşıdığı açıktır.

Mevcut denklem bu nedenle ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık. Amerikan varlığı bir taraftan Erbil için koruma ve caydırıcılık sağlarken diğer taraftan İran ve desteklediği milis grupların saldırıları için gerekçe üretiyordu. ABD askerlerinin çekilmesi bu gerekçelerden birini ortadan kaldırabilir. Ancak Erbil’de konuşlu koalisyon güçlerinin sağladığı eğitim, istihbarat ve kurumsal kapasite desteğinin yanı sıra belirli ölçüde hava savunmasının da ortadan kalkması, bölgeyi füze ve İHA saldırılarına karşı daha açık hâle getirebilir.

Caydırıcılık ortadan kalktı

Erbil yönetiminin kaygısı sadece kaybedilecek askerî kapasite üzerinden okunamaz. ABD’nin askerî varlığını çekmesi, İran ve diğer bölgesel aktörler tarafından Vaşington’un IKBY’nin geleceğine yönelik ilgisinin de azaldığı şeklinde yorumlanabilir. Bunun gerçekleşmesi hâlinde kayıp, birkaç yüz Amerikan askerinin veya belirli askerî kabiliyetlerin bölgeden ayrılmasının ötesine geçer. Burada asıl mesele, Amerikan varlığının yıllardır sağladığı siyasi koruma ve caydırıcılığın azalması veya sona ermesidir.

Bu nedenle çekilmenin gerçek etkisi, Amerikan askerlerinin Erbil’den ayrıldığı gün değil, sonrasında aktörlerin davranışlarındaki değişimler üzerinden ölçülecektir. İran destekli güçlerin daha fazla hareket alanı kazanması veya askerî baskının Erbil üzerinde siyasi pazarlık aracına dönüşmesi hâlinde, çekilmenin yarattığı boşluk çok daha görünür hâle gelecektir.

Ancak ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, Vaşington’un Erbil ile güvenlik ilişkisini tamamen sona erdirmesini gerektirmiyor. Zira bugüne kadar ABD’nin Peşmerge’ye verdiği desteğin önemli bölümü, Pentagon ile IKBY Peşmerge Bakanlığı arasında ilk kez 2016’da imzalanan ve 2022’de yenilenen mutabakat zaptı üzerinden yürütüldü.

Mevcut çerçevenin geleceği belirsiz olsa da hava desteği, istihbarat paylaşımı, eğitim ve teçhizat gibi alanlardaki iş birliğinin önemli bir kısmı, Irak’ta sürekli Amerikan askeri konuşlanmasını zorunlu kılmıyor. Kürt yetkililerin Vaşington’dan ve diğer koalisyon ortaklarından bu desteğin farklı mekanizmalar üzerinden sürdürülmesini talep etmesi bekleniyor. Erbil açısından mesele, Amerikan askerlerinin kalıp kalmamasından ziyade ABD’nin askerî varlığını azaltırken güvenlik angajmanını hangi araçlarla sürdüreceğidir. Vaşington fiziksel konuşlanmayı azaltırken siyasi ve askerî desteğini devam ettirebilir. Bunun caydırıcılık üretip üretmeyeceği ise kriz anında ne kadar işlevsel olacağına bağlı.

Güvenlik mimarisi Bağdat’tan geçecek

ABD, yeni bölgesel düzende devletlerin merkezlerinin güçlenmesine önem veriyor. Bu nedenle çekilme sonrası söz konusu güvenlik mimarisi sadece Erbil ile Vaşington arasında kurulamaz. Bağdat, Erbil ve yabancı ortakların hangi koşullarda hareket edeceğinin yeniden tanımlanması gerekecek. Geleneksel olarak sorunlu bir ilişkiye sahip olan Erbil ile Bağdat’ın güvenlik alanında daha yakın çalışması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Peşmergenin Irak’ın genel savunma sisteminin bir parçası olduğu vurgusunun son dönemde Kürt yönetimi tarafından daha açık biçimde dile getirilmesi de bu yeni döneme hazırlığın işaretlerinden biri olarak okunabilir. Amerikan güvenlik şemsiyesinin daraldığı bir ortamda Erbil’in Bağdat’tan bağımsız bir güvenlik adası gibi hareket etme imkânı azalmaktadır.

Bu noktada Bağdat’taki siyasi irade belirleyici olacak. En azından mevcut aşamada Kürt yetkililerin Başbakan Ali ez-Zeydi’ye ilişkin değerlendirmelerinin olumlu olması ve onun İran yanlısı milislerin hareket alanını sınırlama yönündeki girişimlerini ciddiye almaları, Erbil-Bağdat güvenlik ilişkisinin yeniden inşası açısından bir fırsat. Ancak bunun kalıcı bir güvenlik mekanizmasına dönüşüp dönüşmeyeceği, Bağdat’ın silahlı gruplar üzerindeki devlet otoritesini ne ölçüde güçlendirebileceğine bağlı olacaktır.

Bağdat’ın Erbil’e verebileceği en önemli güvenlik garantisi, Irak topraklarında devlet dışı silahlı aktörlerin bağımsız hareket etme kapasitesini sınırlandırmak. Bunun başarılamaması hâlinde, ABD’nin çekilmesiyle ortaya çıkan caydırıcılık açığının Irak devleti tarafından doldurulması da zorlaşır.

Tahran’la yeni denge şart

Amerikan askerî varlığının sona ermesiyle IKBY, güvenliğini sağlamak için Bağdat’la daha yakın koordinasyon kurmak ve Tahran’la ilişkilerindeki gerilim alanlarını diplomatik yollarla yönetmek zorunda kalacak. Erbil’in Bağdat’la güvenlik koordinasyonunu derinleştirirken Tahran’la da IKBY topraklarının karşılıklı tehdit alanına dönüşmesini engelleyecek bir çerçeve oluşturması gerekiyor. Özellikle İranlı Kürt muhalif örgütlerin bölgedeki varlığı, sınır güvenliği ve İran destekli Iraklı milis grupların faaliyetleri bu ilişkinin en hassas başlıkları. Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesi bu sorunları ortadan kaldırmayacak, aksine Erbil’in bunları doğrudan yönetme zorunluluğunu artıracaktır.

Buradaki temel risk, ABD’nin sağladığı caydırıcılığın zayıflamasıyla birlikte İran destekli milislerin askerî kapasitesinin Erbil üzerinde siyasi baskı aracına dönüşmesidir. Böyle bir durumda güvenlik tehdidi yalnızca füze veya İHA saldırılarının sayısıyla ölçülemez. Asıl mesele, askerî baskının Bağdat-Erbil ilişkilerinden enerji politikasına ve IKBY’nin dış ilişkilerine kadar uzanan alanlarda Kürt yönetiminin hareket kabiliyetini sınırlandırmak için kullanılıp kullanılmayacağı. Erbil açısından en büyük zorluklardan biri, İran’la gerilimi azaltırken Tahran’ın güvenlik taleplerinin IKBY’nin siyasi hareket alanını daraltmasına izin vermeyecek bir denge kurmaktır.

Bölgesel rekabet doğrudan biçimde IKBY topraklarına taşınmış durumda. Amerikan askerî varlığının çekilmesi de Erbil’i kendi güvenlik mimarisini yeniden düşünmeye zorluyor. Erbil’in Bağdat’la kuracağı güvenlik ilişkisinin niteliği, Vaşington ve diğer Batılı ortakların fiziksel askerî varlık olmadan sağlayacağı desteğin kapsamı ve İran ile Tahran destekli milislerle kurulacak yeni denge, IKBY’nin koalisyon sonrası güvenlik düzeninin temel parametrelerini belirleyecek. Ancak bu süreçte Erbil’in yalnızca dış aktörlerle ilişkileri değil, Kürt siyasetinin kendi içindeki dengeler de belirleyici olacak. KDP ile KYB arasındaki rekabetin uzun yıllardır Kürt güvenlik kurumlarının işleyişine yansıması, dış desteğin azalacağı bir dönemde daha kritik hâle gelebilir. İki partinin kriz anlarında ortak komuta, operasyon ve siyasi karar alma mekanizmaları içinde ne ölçüde birlikte hareket edeceği şüpheli.

Irak gibi iç ve dış güç dengelerinin sürekli kesiştiği bir ülkede, caydırıcılığın gerilediği alanların uzun süre sahipsiz kalması da beklenmemelidir. Erbil açısından önümüzdeki dönemin temel meselesi, Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından oluşacak alanın kimin nüfuzuna açılacağını belirlemektir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir