Dr. Hatem al-Haj / Yakîn Enstitüsü
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber
Günümüz dünyasında şeriat: İslami söylemin yenilenmesi -1
Günümüz dünyasında şeriat: İslami söylemin yenilenmesi -2
Günümüz dünyasında şeriat: İslami söylemin yenilenmesi -3
3.Bölüm
Söylemin süregelen yenilenmesini engelleyen tutumlar¹⁶
İcma’nın abartılı bir şekilde aktarılması
İcma’nın abartılı bir şekilde aktarılması, ictihad temelli yenilenmeyi hiçbir şeyden daha fazla bastıramaz. Bazen âlimler, dört mezhep (madhâhib) içinde, bırakın dışını, hararetli bir şekilde tartışılan konularda bile icma olduğunu bildirmişlerdir. Bu durum bazen özel terminolojinin kullanılması nedeniyle, bazen de sadece masum hataların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Titiz doğrulama uygulamalarıyla tanınan âlimler bile, Sahabeler döneminden sonra, kanıtlanması imkânsız olmasa da son derece zor olan yüzlerce ittifak vakası bildirmişlerdir. Burada, görüşleri günümüz usul-i fıkıh âlimlerinin çoğu tarafından paylaşılan Şeyh Muhammed el-Hudari’den bir alıntı yapacağım. O şöyle demektedir:
Geriye kalan soru, Sahabeler’in kendilerine sunulan ve ictihad konusu olarak kabul edilen belirli bir meselede gerçekten ittifak sağlayıp sağlamadıklarıdır. Buna cevap verebilir ve sahabeler arasında bu meselelerle ilgili herhangi bir ihtilafın olmadığını bildiğimiz pek çok konu olduğunu söyleyebiliriz. Söyleyebileceğimiz en fazla şey budur. Hepimizin kesin bir ittifaka vardığı iddiasına gelince, bu iddiayı destekleyecek deliller bulunmamaktadır. Sonraki nesillere gelince; Müslüman topraklarının genişlemesi ve fıkıh âlimlerinin farklı Müslüman topraklara yerleşmesi, Sahabelerin takipçileri (tâbiʽîn) arasından ve diğerlerinden sayıları sayılamayacak kadar artan, farklı siyasi ideolojilere ve kişisel çıkarlara sahip birçok fıkıh âlimi öne çıkmış olduğundan, o dönemde bir icma oluştuğu iddiasını kabul etmek kolay değildir. Oysa bu dönemlerdeki pek çok meselenin ihtilaf konusu olduğu bilinmemekteydi. Bu temele dayanarak, Ahmed ibn Hanbel’in şu sözünü anlayabiliriz: “İcma olduğunu iddia eden kişi yalan söylemiştir; belki de aralarında ihtilaf vardı; ihtilaf olduğunu duymamışsa, ‘Aralarında ihtilaf olduğunu bilmiyorum’ demelidir.” Bazı Hanbeli âlimler, imamın Sahabeler’inkinden başka bir icma’yı kastettiğini öne sürmüşlerdir.17
İbn Hazm (ra), bilgili bir âlim olmakla birlikte rivayetleri teyit etmesiyle tanınan kişilerden biriydi; ancak âlimlerin icma görüşlerini aktardığı “Marâtib al-Ijmâʽ” adlı kitabında o kadar çok şüpheli icma rivayeti yer alıyordu ki, İbn Teymiyye (ra), bu hatalı rivayetleri ortaya koymak için “Naqd Marâtib al-Ijmâʽ” başlıklı bir tez yazmak zorunda kaldı. İlginçtir ki, İbn Teymiyye’nin eleştirdiği bir icma, geçerliliğini kabul ettikten sonra belirli bir icmayı reddeden kişinin küfrüyle ilgilidir.18
İcma doktrininin güzelliğini takdir etmemiz hayati önem taşır;19 çünkü bu doktrin sadece bir koruma aracı olmakla kalmaz, aynı zamanda din adamlarının otokrasisine karşı bir panzehir görevi de görür. Hz. Peygamber’den ﷺ sonra hiç kimsenin Allah adına konuşmadığı bir toplulukta, bu doktrin sadece muhafazakârlık için değil, aynı zamanda verimlilik, hoşgörü ve uyum için de bir araç sağlamıştır. Ancak, rivayet edilen icma’ları objektif bir şekilde incelememiz ve bunları kabul etmeden önce sıkı kriterler uygulamamız gerekir; zira sadece kabul etmek, belirli bir görüşe kesinlik kazandırmak ve ilmi tartışmalara son vermek anlamına gelir. Hz. Peygamber’in hadislerini doğrulamadan önce titiz kriterler uygularız; her ne kadar bunlar, genellikle spekülatif imaları nedeniyle icma kadar kesin bir nitelik kazandırmasa da. Ayrıca, icmanın büyük bir kısmını oluşturan ve geçerliliği onaylanmış İcma-i sükûtî’yi (zımni icma),20 varsayımsal doğası nedeniyle yalnızca destekleyici delil olarak değerlendirmeliyiz.
Dört mezhep dışında hakikat olabilir mi?
Sünni İslam’daki dört mezhep, her Sünni Müslümanın gurur duyması gereken entelektüel başarılar niteliğindedir. Binlerce âlim, disiplinler arası ve nesiller boyu süren çabalarla bu entelektüel harikaların ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Arap atasözünde de belirtildiği gibi, bu mezheplerin otoritesi ve onlara duyduğumuz ihtiyaç, yaz gününün ortasındaki güneş kadar açıktır. Ayrıca, ilim talebelerinin öncelikle dört mezhepten birinde eğitim alması, Müslüman âlimlerin büyük çoğunluğunun tavsiyesidir. Buna ek olarak, hakikatin dört mezhebin görüşlerinden çok nadir durumlar dışında sapmadığı da söylenebilir. İmam İbn Teymiyye (ra) şöyle demiştir:
“Dört imamdan hiçbirine bağlı değilim” diyen birine gelince, eğer bununla diğerlerine karşı belirli bir imama bağlı olmadığını kastetmişse, o zaman doğru bir şey söylemiştir; aslında bu, [bilinen] iki görüşten doğru olanıdır. Ancak, hiçbirine bağlı olmadığını ve hepsiyle aynı fikirde olmadığını kastediyorsa, o zaman çoğu zaman yanılmış olacaktır. Çünkü şeriatın hükümlerinin büyük çoğunluğunda gerçek, onların görüşlerinden sapmaz. İnsanlar, sadece birkaç durumda gerçeğin onların görüşlerinden farklı olup olamayacağı konusunda fikir ayrılığına düşmüştür.21
Dört mezhepten tümünü, bir kısmını ya da herhangi birini küçümsemeye yönelik her türlü girişim, ümmet ve onun mirasına yönelik bir saldırıdır. Bununla birlikte, bu mezhepler hakkında dengeli bir anlayışa sahip olmak hayati önem taşımaktadır. Ümmet, aşırılıkçılığın sallantısına kapılmayı göze alamaz. “Mezhep karşıtlığı” yanlıştır, ancak spektrumun diğer ucundaki bazı ideologların inanmak istediği gibi, ümmetimizin tüm sorunlarının sebebi değildir. Karmaşık olguları bu şekilde basitleştirerek indirgemek, insan düşüncesinde yeni bir şey değildir. Ancak bu, gerçeklere ve nedensellik kavramının kendisine son derece aykırı görünmektedir. Sonuçta, kim bu “yeni olgu”dan önce ümmetimizin iyi durumda olduğunu iddia etme cüretini gösterebilir ki? Bu sadece dış güçler tarafından uğranılan yenilgiyle ilgili değil, aynı zamanda geri kalmışlık, iç çatışmalar ve mezhepler arası ya da mezhepler içi taassup ile de ilgilidir. Dönemlerinde fıkıh ve fıkıh âlimlerinin durumundan şikâyet edenler de vardı. Mezhepler içindeki durgunluk, fıkıh ile halkın ihtiyaçları arasında bir uçurum oluşturmuş ve sömürge döneminden çok önce liderleri keyfi yasalar çıkarmaya itmiştir. Ayrıca, bu “yeni olgudan” etkilenmemiş ülkeler ve topluluklar, neden etkilenenlerden daha iyi durumda değiller?
Bununla birlikte, bu yazı ne dört mezhebin mirasının önemi üzerine bir tartışma değildir; ne de bu konuyla ilgili olarak görüş yelpazesinin iki ucunda yer alan taraflar arasında hakemlik yapmaya yönelik bir girişim değildir. Buradaki tartışma, onların üzerinde mutabık kaldıkları şeyin ötesinde bir gerçeğin varlığı hakkındadır — ki birçok Müslüman âlim bu mutabakatı bağlayıcı bir icma olarak kabul etmektedir. Bazı âlimler, en azından fetva ve yargılama alanlarında hiçbir âlimin dört mezhebin görüşünün dışında bir tutum sergileyemeyeceği konusunda bir icma olduğu iddiasına kadar gitmişlerdir.22
Mısır Fetva Dairesi’ne (Dâr al-Iftâ’ al-Miṣriyyah) göre, bu mutabakat zamanla, insanların geleneklerine ve diğer görüşlerin kabul görmesi ve bunlara duyulan güvene bağlı olarak değişebilir. Ayrıca devletin uygulamasına da tabidir.23
Bu mutabakat hakkında söylenebilecek en fazla şey —ki bunu ispat etmek son derece zordur— bunun bir zamanlar bir dereceye kadar geçerliliği olabilecek usulî bir karar olduğu, ancak hiçbir şekilde ümmetin süresiz olarak uymak zorunda olduğu bağlayıcı bir icma olmadığıdır. Burada dikkat çekici olan nokta, eski âlimler arasındaki ihtilafın, bir müctehidin başka bir müctehidin görüşünü takip etme zorunluluğu üzerine değil, bunun caiz olup olmadığı üzerine olmasıdır. İmam Ebu Hanife (ra) bunu caiz görürken, İmam Şafiî (ra) bunu yasaklamıştır: İkinci görüşe göre, bir kişinin kendi ictihadı yoluyla elde ettiği kesinlik düzeyi, başka birinin ictihadı yoluyla elde edilebilecek kesinlik düzeyini aşmalıdır.24
Belirli bir konu hakkında bir hüküm aradığımızda, bu konu ya güncel bir mesele ya da daha önce ele alınmış bir meseledir. Eğer konu yeniyse, dört mezhebin görüşü mevcut değildir; ancak tahric (bir mezhebin görüşüne dayanan bir tür kıyas) yoluyla bir görüş ortaya konabilir ki bu genellikle bir miktar esneklik sağlar ve özellikle bağlayıcı değildir. Eğer konu daha önce ele alınmışsa, o zaman dört mezhebin mutabakatı dışında kalan bir görüşün geçerliliği olup olmadığı sorusu gündeme gelir.
Müslümanların dört imamın mutabakatıyla çelişen görüşlere karşı ihtiyatlı davranmaları övgüye değer olmakla birlikte, bu ihtiyat bu tür görüşleri tamamen dışlamamalıdır. Ebu’l-Hattab (ra) (ö. 510 H.) “At-tamheed fi usul el-fıkh” adlı kitabında şöyle belirtmiştir:
İcma’nın yetkisine dair deliller onlara (dört imamın mutabakatına) ait değildir; zira onlar ümmetin müminlerinden sayılırlar ve imam olmaları, icma’nın hükümlerini değiştirmez.25 İbn Teymiyye (ra) de aynı görüşü benimsemiş ve dört imamın bazı takipçilerinin bu ittifaktan saptığı birkaç örnekten bahsetmiştir.26
İmam el-Karâfi (ra), İbn es-Salâh’tan (ra) dört mezhepten birine uyma konusundaki ittifakı aktaran alimlerden biri olmakla birlikte, farklı bir yerde ve bağlamda Sahabeler döneminde, İslam’a giren kişinin herhangi bir alime danışabileceğine ve belirli alimlere danışmak zorunda olmadığına dair bir icma oluştuğunu, ayrıca Ebu Bekir ve Ömer’e danışan bir kişinin yine de Mu’âd, Ebu Hureyre ve diğerlerine danışabileceğini belirtmiş ve bu icmaların feshedildiğini iddia eden herkese bunun delilini sunması için meydan okumuştur.27 İmam İbn Hacer el-Haytami el-Şafii (ra), bir alimin, dört mezhep dışında bir ictihada uymasının, bu ictihadın iyi bir şekilde belgelenmiş olması, şartlarının ve gerekli tüm ayrıntılarının bilinmesi koşuluyla caiz olduğunu açıklamış ve bu görüşü İmam es-Subki’ye (ra) atfetmiştir.28
İmam an-Nafrâwi el-Maliki (ra), bu görüşü bazı teyit eden âlimlere atfetti; ancak taklidin caizliğini âlimlerle sınırlamadı.29 Açıkça anlaşılması gereken nokta şudur: Dört mezhebin mutabakatının bir icma oluşturduğuna dair meşru bir gerekçe yoktur; eğer bir icma oluşturmuyorsa, onların mutabakatını fıkıh kaynaklarına eklemek için de hiçbir dayanak yoktur. Aksine, bu mutabakat, müçtehidin ihtiyatlı hareket etmesi ve müçtehid olmayanların ise bu konuda durması için bir uyarı işareti olarak görülmelidir. Yukarıda da belirtildiği gibi, halkın dört mezhepten birinden başkasını takip etmesine izin vermeyenler bile, gerçeğin onların mutabakatı dışında da var olabileceğini kabul etmişler ve fakihlerin (çoğulu fukahâ’: fıkıh uzmanı) dört mezhebin görüşü dışında bir tutum benimsemesine izin vermişlerdir.30
Hukuk teorisi içindeki mevcut esneklik konusundaki tartışmamızda da belirtildiği gibi, onlar da geçerli nedenlerle mezheplerde kabul görmemiş görüşlerin kullanılmasına izin vermişlerdir. Günümüzde, insanları denetimsiz fetvaların sebep olduğu kaostan korumak için yapılabilecek şey, dört mezhebin mutabakatına aykırı görüşlerin ana akım haline getirilmesinde uyulması gereken kuralları vurgulamak (bu konuya daha sonra değinilecektir) ve Şeyh Mustafa az-Zarqa’nın ictihad kapılarının yeniden açılmasından bahsederken belirttiği gibi, yeni görüşlere daha fazla geçerlilik kazandıran toplu ictihad davasını ilerletmektir.31
Yeni bir toplu ictihad örneği, insanların henüz inşa edilmemiş konutları satın alıp bedelini taksitler halinde ödeyebildikleri imalat sözleşmesi (‘aqd al-istiṣnâ‘) ile ilgili İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı) Fıkıh Meclisi’nin aldığı karardır. Bu işlem, Maliki, Şafiî ve Hanbeli mezhepleri tarafından bir tür selem (peşin ödeme ile satış - selem akdi / selem satışı) olarak kabul edilir; bu da, bedelin tamamının derhal ödenmesi de dâhil olmak üzere, selemin tüm şartlarının bu işleme uygulanacağı anlamına gelir. Bu özel şartın nedeni, hem bedelin hem de malın ertelenmesi (bayʽ al-kâli’ bil-kâli’) nedeniyle işlemin haram hale gelmemesidir. Ancak İmam Ebu Hanife (ra), selemden farklı olarak bu işlemin malın imalatını içermesi nedeniyle onu ayrı bir sözleşme olarak değerlendirir. Bu görüş, alıcının bedeli taksitler halinde ödemesine imkân tanır. Bununla birlikte Ebu Hanife’ye göre, malın teslimi için bir son tarih belirlenirse bu sözleşme selem haline gelir. Onun iki öğrencisi ise farklı bir görüş benimsemiş ve son tarih belirlenmesine izin vermişlerdir. İİT Fıkıh Meclisi, bir son tarihin belirlenmesi gerektiğini ve bunun sözleşmeyi istiṣnâ‘dan selem’e dönüştürmemesi gerektiğini, böylece ödemelerin ertelenmesine izin verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla Meclis, mülkün kesin bir tanımı olması kaydıyla, inşaat öncesi konut satışını ve bedelin taksitler halinde ödenmesini onaylamıştır.32
Bu, büyük bir sektörün gelişmesi için hayati önem taşıyan önemli bir karardır. Önemli bir fıkıh konseyinin bu kararı benimsemesi, dört mezhebin yetkili görüşüyle çeliştiği algısı nedeniyle birçok kişinin hissedebileceği tedirginliği ortadan kaldırmıştır. Aynı şey, İbn Teymiyye’nin üç aşamalı boşanma konusundaki tutumu için de söylenebilir. O, bunu tek bir boşanma olarak değerlendirmiştir. Onun bu görüşü, dört mezhebin yetkili görüşüne aykırıydı. Mısır, Suriye ve Ürdün dâhil olmak üzere birçok Müslüman ülkedeki fetva kurumlarının bu görüşü benimsemesi, ona ana akım bir kabul kazandırmıştır. Özetle, dört mezhebin mutabakatı dışında kalan görüşlerin ana akım haline gelmesi, bunların toplu ictihad yoluyla doğrulanmasına veya doğrulama yapan geniş bir âlim grubu tarafından kabul edilmesine bağlı olmalıdır denilebilir.
Devam Edecek >>>
Dipnotlar:
16. Hicri 5. yüzyılın sonlarına doğru, ictihad uygulamasını uygun bir şekilde düzenleyemeden, dini korumak ve niteliksiz kişilerin “ictihad”ından kaynaklanan kaostan korumak amacıyla birçok Müslüman âlim tarafından ilan edilen insidâd bâb al-ictihad (ictihad kapılarının kapatılması) meselesine değinmemeyi tercih ettim. Günümüz âlimlerinin çoğunun, bu tutumu sürdürmenin zararlı etkilerinin ve bunun İslam hukuku ile hukuk teorisinin gelişimini nasıl engelleyebileceğinin tam olarak farkında olduğu umulmaktadır.
17. El-Hudari’nin Uṣool al-fiqh adlı eseri, s. 313-314; Ayrıca bkz. Khallâf’ın ‘Ilm uṣool al-fiqh adlı eseri, s. 54-55.
18. Yani, yerleşik bir icma konusunda sağlam delillere boyun eğen, ancak daha sonra o icmanın konusunu reddeden kişi; yani âlimlerin bir görüş üzerinde mutabık kaldıklarını kabul etmiş, ancak daha sonra o görüşü reddetmiştir. İbn Teymiyye’nin Naqd marâtib al-ijmâʽ adlı eseri, Beyrut: Dâr İbn Hazm, 1419 H/1998 M, s. 299.
19. İjmâʽ: icma; fıkıhta hükümlerin çıkarılmasında kullanılan bir yöntem.
20. Zımni icma (el-icma el-sukuti), bazı müctehidlerin dini bir mesele hakkında görüşlerini dile getirirken, geri kalanların sessiz kalmasıdır. Bu tür icma hakkında birçok görüş bulunmaktadır (bkz. Abdul Wahhâb Khallâf’ın ‘Ilm uṣool al-fiqh adlı eseri, s. 51. Shamilah [bilgisayar yazılımı]'ndan alınmıştır).
21. Badrul-Deen al-Baʽli'nin Mukhtaṣar al-fatâwa al-miṣriyyah adlı eseri, Kahire: Maṭbaʽat as-Sunnah al-Muḥamadiyyah, 1/61.
22. İbn Hacer el-Haytami’nin Tuhfat el-muhtâj fi şerh el-minhâj adlı eseri, Kahire: El-Maktabe el-Tijariyye el-Kubra, 10/109. Shamilah [bilgisayar yazılımı]’dan alınmıştır.
23. “Dört Fıkıh Mezhebine Uyma ve Onlara Karşı Gelmenin Hükmü” (اتباع المذاهب الفقهية الأربعة وحكم مخالفتها). (tarih belirtilmemiş). 14 Ağustos 2017 tarihinde http://www.dar-alifta.org/AR/ViewFatawaConcept.aspx?ID= 187 adresinden erişilmiştir.
24. Bkz. ‘Izz ad-Deen ibn ‘Abdil-‘Azeez ibn ‘Abdis-Salâm’ın Qawâ‘id al-ahkâm fi maṣâlih al-anâm adlı eseri, Beyrut: Dâr al-Kutub al-‘Ilmiyyah, 2/160.
25. Ebu el-Hattab el-Kallodhani’nin At-tamheed fi uṣool al-fiqh adlı eseri. Mekke: Markaz al-Baḥth al-‘Ilmi wa Iḥyâ’ al-Turâth al-Islâmi, 1406 H/ 1985 CE, 3/281.
26. İbn Teymiyye, Taqi ad-Deen Aḥmad, Majmoo‘ al-fatâwâ, Kahire: Maktabat İbn Teymiyye, 20/10.
27. El-Karâfi’nin Şerh Tanqîh el-Fusûl adlı eseri, Kahire: Şarikat el-Tibâ’ah el-Fanniyye, 1973, s. 432.
28. İbn Hacer’in Tuḥfat al-muḥtâj adlı eseri, Kahire: al-Maktabah at-Tijâriyyah, 1983, 1/47.
29. an-Nafrâwi’nin Al-fawâkih al-dawâni adlı eseri, Beyrut: Dâr al-Fikr, 1995, 2/356.
30. Bkz. Abdul Raʽoof al-Munawi (ö. 1031) tarafından yazılan Fayd al-Qadeer, Kahire: al-Maktabah al-Tijâriyyah al-Kubra, 1/210.
31. Mustafa az-Zarqa’nın Al-ijtihâd al-jamâʽi wa dawr al-fiqh fi ḥall al-mushkilât adlı eseri, Jamʽiyyat al-Dirâsât wal-Buḥooth al-Islâmiyyah, s. 49.
32. 65 (7/3) sayılı Karar, İİT Altıncı Yıllık Konferansı, 1412 H./1992 M.

