Ohood Nassar’ın We Are Not Numbers’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Gazze’de bir gazeteci olarak yaptığım iş, acıyla bitmek bilmeyen bir yüzleşmedir ve bu yüzleşme kişisel olarak büyük bir bedel gerektirir. 2024 yılında yazmaya başladığımda, başkalarının neredeyse dayanılmaz deneyimlerini kelimelere dökmeyi öğrenirken kendi duygularımı ve korkularımı yönetmenin bir yolunu bulmam gerekiyordu. Bunu, halkımın sesini, acılarını ve hayatta kalma iradesini duyurma görevime odaklanarak yapıyorum.
Birçok kez zorla yerimden edildim. Umutsuz ve bunalmış hissettiğimde, işimin önemini kendime hatırlatırım. Bir yerden başka bir yere kaçarken, yaptığım röportajların ayrıntılarını kaydetmek için cep telefonumu ve küçük bir not defterimi her zaman yanımda taşırım. Bu iki şeyi her şeyden çok korurum. Çocukluğumdan beri, kendi acımı sorgulamaktan kaçınarak başa çıkmaya çalıştım ve başkalarının acı çekişini izlemeye dayanamıyorum. Gazetecilik, etrafımdaki tüm acı ve sefaletle yüzleşmemi zorunlu kıldı.
Meryem’in hikâyesi
Hayatımda yazdığım ilk hikâye, yakın arkadaşım Meryem hakkındaydı. Ailesiyle birlikte yerinden edilmiş ve UNRWA okuluna sığınmışken öldürüldü. Derinden yas tuttum. Aramızdaki sohbetleri tek tek gözden geçirdim ve birlikte paylaştığımız komik anlara gülümsedim, ama sonra birdenbire onun artık aramızda olmadığını hatırladım. Kederin beni yutacağından korktum. İki hafta sonra, onun artık aramızda olmadığını kabullenmeye başladım. Meryem ne zaman aklıma gelirse, onun için dua edeceğime ve kendimi başka bir şeyle meşgul edeceğime karar verdim. İşte bu şekilde, onun hayallerini ve başarmayı umduğu şeyleri, soykırımdan önceki hayatını dünyaya anlatmak için ilk kez motive oldum.
Meryem hakkında bir deneme yazmak duygusal açıdan zorluydu. Tamamlamam günlerimi aldı. Onun hakkında bildiğim her şeyi, arkadaş olarak paylaştığımız tüm deneyimlerimizi aktarmak istedim. Ancak dâhil etmek istediğim yeni bir anı her aklıma geldiğinde, gözyaşlarına boğuluyor ve yorgunluktan uykuya dalıyordum. Meryem’in anısını yaşatmaya kararlı olduğum için kendimi devam etmeye zorladım. Denemeyi bitirdiğimde, biraz rahatlayacağımı düşünmüştüm. Editörüm yazının daha fazla ayrıntıya ihtiyacı olduğunu söyledi, ama Meryem hakkında daha fazla şey eklemeye çalıştığım her seferinde, yine kendi kayıp ve keder duygularımla yüzleşmek zorunda kalıyordum. Tükenmiştim ve devam edemiyordum. Editör, makaleyi olduğu gibi bırakmayı kabul etti.
Haberciliğin duygusal bedeli
Hayatıma devam ettim ve yazmaya devam ettim. Bu süreç, başkalarının acılarına kulak vermemi gerektiriyordu. Onların acısını duymaya neredeyse dayanamıyordum, ancak benim görevim, onların kendilerinin anlatamadığı hikâyeleri anlatarak bu acıya saygı göstermekti. Okuyucuyu soykırımın yol açtığı sefaletin tüm ayrıntılarına daldırmak istedim — yaralı bir çocuğun ses tonu, İsrail ordusu tarafından öldürülen çocuğundan bahsederken bir annenin gözyaşlarıyla dolu gözleri gibi.
İşim bana duygusal bir yük yükledi. Sefalet ve kayıp hikâyelerini, fiziksel ve duygusal acıları anlatmanın verdiği ıstıraptan kaçış yok. Tanıklık etmeyi, dinlemeyi ve acıyı aktarmayı temel alan bir mesleği seçtim.
Yükü paylaşarak dayanıyoruz
Temmuz ayında, Batı Şeria’dan bir gazeteci olan bir arkadaşım, Filistinli gazetecileri destekleyen bir program hakkında benimle iletişime geçti. Hemen “Shuruq Asad” programına kaydoldum ve arkadaşım Sucud ile birlikte düzenli olarak katılım gösteriyorum. Grup toplantıları arka arkaya üç gün sürüyor; dört saatlik oturumlarda, Gazze’deki yaşamın aşırı acısına tanık olmanın getirdiği psikolojik zorluklarla başa çıkmaya yönelik çeşitli konular ve stratejiler ele alınıyor. Grubumda, hepsi sahada çalışan ve sivillere karşı işlenen İsrail suçlarını belgeleyen yirmi gazeteci vardı.
Hepimizin acil desteğe ihtiyacı vardı ve soykırımın acısıyla başa çıkmanın yollarını konuştuk. Birlikte geçirdiğimiz süre boyunca birbirimizi tanıdık, birbirimizin deneyimlerini dinledik ve işimizin getirdiği travmayla başa çıkma yolları hakkında önemli tavsiyeler paylaştık. Kameraman, yapımcı ve yönetmen olarak çalışan meslektaşım Ahmed, video görüntülerini kurgulayıp düzenlerken her zaman orijinal sesi kapatıp müzik çaldığını anlattı. Ağlama ve çığlıklar gibi ıstırap verici seslerden biraz uzaklaşmaya çalışıyor.
Devam edebilmek için, başkalarının ıstırabını aktarırken kendi acılarımıza katlanmanın, bunlara göğüs germenin bir yolunu bulmalıyız. Elbette Gazze’de gerçekten güvenli bir yer yok. Yine de destek seanslarından öğrendiğim kadarıyla, müzik dinlemek ve resim yapmak, hayatımın gerçeklerinden uzaklaşarak çok ihtiyaç duyduğum teselli ve sığınak anları yaşatabiliyor. Shuruq Asad, yalnız olmadığımı, benim yükümün, ben ve meslektaşlarımın birlikte taşıdığı ortak bir yük olduğunu hissetmeme yardımcı oldu.
* Ohood Nassar, Gazze’nin kuzeyinden bir çevirmen ve içerik yazarıdır; İslam Üniversitesi mezunudur.
Yazma serüvenine 2024 yılında, soykırım sırasında başladı ve yazıları aracılığıyla Filistinlilerin çektiği acıları dünyaya aktardı. Yazıları Electronic Intifada, The New Arab, Filistin Araştırmaları Enstitüsü ve Al Jazeera’da yayımlandı.
Savaşa rağmen önemli başarılara imza atmaya devam etti: Gazze’nin kuzeyinde bir eğitim çadırı kurdu (bu çadır Mayıs ortasında bombalandı); Eğitim Fakültesi’nden üstün başarıyla mezun oldu ve eğitim çadırları üzerine yazdığı akademik makalesiyle dünya çapında birincilik kazandı. Şu anda 14 yaşındaki öğrencilere hikâye yazma ve deneyimlerini belgeleme konusunda eğitim veriyor.

