1. YAZARLAR

  2. SİNAN ÖN

  3. Aliya’nın İzinde; Müslümanların Gerileme Nedenleri ve Çözüm Arayışı
SİNAN ÖN

SİNAN ÖN

Yazarın Tüm Yazıları >

Aliya’nın İzinde; Müslümanların Gerileme Nedenleri ve Çözüm Arayışı

26 Haziran 2020 Cuma 02:14A+A-

Kalbi İslam ve Müslümanlar için atan, İslam dünyasının son iki yüzyıllık durumu hakkında kafa yoran Aliya, olay ve olgularla ilgili açıklamaların tek bir nedene indirgenemeyeceğinin farkındadır. Çok yönlü ve güçlü entelektüel kişiliği ile başlıktaki soruya da cevap arar. Bununla birlikte bu konuda onun için net olan tek bir olgu vardır: Müslüman halkların geri kalmışlığının sebebi asla İslam değildir.

Ona göre Müslümanların gerilemesinde öne çıkan temel nedenler: siyasal anlamda özgür olamamak; yoksulluk; bölünmüşlük; Kur’an okumalarının bilimselleştirilmesi ve eğitim, ahlak/terbiye sistemidir.

Aliya bu problemler içerisinden ikisine ayrı paranetez açar. Ona göre Müslümanların kendi kitaplarına olan teslimiyeti ve diyaloğu herhangi bir kesintiye uğramamıştır. Ancak bu teslimiyet süreç içerisinde form değiştirmiştir. Müslümanlar, sosyal anlamda insanı pratiğe yönlendiren Kur'an'ın, aktif ve pratik yönelimini kaybetmiş, irrasyonel ve mistik olana doğru bir tutum geliştirmiştir. Yani, Kur'an sosyal hayatı düzenleyen ilke olma otoritesini kaybedip, buna karşın eşyaların kutsalı olmuştur.

Öte yandan Kur'an'ın araştırılmasında ve yorumlanmasında zamanla bilgeliğin ve büyük fikirlerin yerini; kılı kırk yaran yorumlar, okuma becerileri almıştır. Bu çerçevede Kur'an, kendi vahiy kültürü bağlamından koparılarak bir bilim/ilahiyat formunda okunmaya başlandı. Bilimselleştirildi. Aliya’nın ifadesiyle; Kur'an artık hep daha az anlayarak, daha az manası düşünülerek ancak daha çok güzel sesle okundu. Mücadele, doğruluk, şahsi ve maddi fedakârlıklar hakkındaki emirleri; güzel sesle okunan Kur'an metninin zevk veren, rahatlatan sesi içinde eriyip gitti. Nihayetinde Kur'an anlamdan yoksun ve yaşamsal pratiği olmayan bir ses haline indirgenmiş oldu.

Aliya’nın ayrı bir parentez açtığı diğer sorun ise eğitim ve ahlak sistemidir. Bu sorunu insan kaynağının zayıflaması şeklinde tanımlamakta mümkündür. Aliya'ya göre, asırlardır halklarımız eğitimli insanlara sahip değildir. İslam dünyasında erdemli ve eğitimli sınıfın yerine farklı iki ayrı sınıf ortaya çıkmıştır: eğitimsiz ve yanlış eğitimli sınıflar.

Müslüman ülkeler bugün halkın ihtiyaçlarına cevap verecek, İslami ahlak anlayışına uygun bir eğitim sistemine sahip değiller. Aliya Müslüman ülkeleri, bu konuda yetersiz kaldıkları ve özellikle bu işi ihmal noktasında yabancılara yani Batılılar’a bıraktıkları için eleştirmektedir. Onlar Müslümanlara, Batı’ya nasıl itaat edileceğini öğretmektedirler. Yabancılara ait okullarda yaşanan, aydın sapmasından başka bir şey değildir. İstenen, kendi memleketinde, kendine dahi yabancı bir aydın tipi inşa etmektir.

Aliya eğitim noktasında halkın derin bir iç görüye sahip olduğunu vurgular. Ona göre halkın Batılı okullara kitleler halinde tevessül etmemesin altında yatan temel neden, Müslümanların eğitime yani okula karşı olmaları değil, bu Batılılaştırıcı ideolojiye karşı geliştirdikleri tavırdır. İlerleyen süreçte Müslümanların bu hassasiyetinin farkına varan Batılılar, kendi adlarıyla okul açmayı asgari düzeye indirip, takiye yapanlar eliyle emellerini gerçekleştirme yolunu seçeceklerdir.

Kökü Dışarda Reçeteler Zehirler!

Aliya, İslam dünyasında modernistler ve paydaşları tarafından ortaya konulan sosyal ve siyasal reçetelere kesin bir şekilde karşı çıkar. Ona göre Batı için ilerleme ve hukukun üstünlüğü diye ifade edilen şeyler İslam dünyasında doğal bir karşılığı olmayan ve aynı zamanda hiçbir yapıcı değişiklik üretemeyen bir süreci temsil etmektedir. Bu anlamda laiklik/sekülerizm ve ulus-devlet milliyetçiliği de İslam dünyasında hiçbir olumlu içeriğe sahip değildir. Kökü ve içeriği bakımından yabancı olan bu iki fikir, Aliya tarafından bir miskinliğe ve drama işaret eden “ikili saçmalık” şeklinde tanımlanır.

İslam coğrafyası cebri yöntemlerle Batı medeniyetine itilerek, hayatın hemen her ögesinde güçlü bir değişime zorlanmıştır. Din ve dindarlıkta; siyaset, kültür, ekonomi gibi diğer alanlardan ayrılmayacak bir şekilde yeniden belirlenmeye çalışılmıştır. Ancak kendi doğal mecrasında seyretmeyen bu sürece karşı Müslüman halklar kayıtsız kalarak tepki koymuşlardır. Müslümanların kayıtsız kalmalarının asıl nedeni ise kendi yaşam ve inanç dünyalarını koruma çabasıdır. Müslüman halklar üretim, yönetim ve bilimsel her türlü değişime açık olmalarına karşın, değişim talebi baskı ve din karşıtlığını içerisinde barındırdığı sürece başarılı olamayacak ve sadece sorunlu durumlar oluşturabilecektir.

Güç Ahlakı, Adalet Gerektirir!

Aliya, İslami düzenin inşası için mücadele etmenin temel bir ödev olduğunun idraki içinde ağırlaşan Sırp zulmü karşısında şiddet politikaları geliştirmeyi önerenlere, “Onlar benim öğretmenim değil!” diyebilecek bir ahlaka sahiptir. Bu çerçevede o mevcut dünya düzeninin dönüştürülerek daha iyi bir hale getirilmesinin, sadece uygarlığın gelişmesi ile değil, iyiliğin; inanç ve amel boyutunda harekete geçirilmesiyle mümkün olacağına inanır ve bu hakikati savunmakla kalmaz, bizzat yaşar.

Zira bu boyutun ihmal edildiği bir düzen İslami düzen olamayacaktır. Çünkü güç ve kanun İslami düzende sadece adaletin vasıtalarıdır. Adaletin kendisi insanların kalplerine mevcuttur, aksi durumda adalet yoktur. Adalet, ahlak dışı dünyaya menfaatle bağımlı olarak değil, insanın sonsuz özgür olduğu iç dünyasına ve niyetine dayanmalıdır. Bu seçime bağlı olarak iyiden, doğrudan yana olan tercihini gönülden yapmış olması kişiyi ahlaklı ve adaletli kılar. Akabinde gelen eylemlerde ancak o vakit ahlak nizamı içinde gerçekleşir.

Aliya’ya göre İslamiyette din ve dünya ayrımına dair bir ayrışma ve çatışma yaşanmaz. İslami düzen insanın sosyal gerçekliği ile tam uyum içinde olan bir sistemdir. Bu çerçevede “Müslüman toplum nedir?” sorusuna Aliya, “Müslümanlardan oluşan birliktir” diye cevap verir ve bu onun anlayışında Müslüman Toplumun en önemli ve kalıcı özelliklerinden birisidir.

İslami düzenin işleyişindebilinçli insana vurgu vardır. Kur'an, tevhide uygun bir biçimde hayatı yaşayacak ya da inşa edecek bir dindar talep etmektedir. Çünkü Kur'an salt kanunlar kitabı değildir. Bir yerde kanunların çokluğu ve hukuk sisteminin karmaşıklığı, toplumda bir şeylerin çürük olduğunu ve yeni kanunlar yapmak yerine, insanları terbiye etmek gerektiğine işarettir.

Müslümanlara Çözüm Önerileri

Aliye için İslam yeryüzünde var olan diğer tüm din, ideoloji ve doktrinlerden farklı, özel bir şeydir. Bu bağlamda İslam'ı özel kılan temel nedenlerden biri İslami anlayışın kendisinde mündemiçtir. Bu dünya görüşünü orijinal kılan şey hayatı ayrıştırmamasıdır. İslam Müslümandan; ahlaki ve toplumsal, maddi ve manevi, iç ve dış olacak şekildehayatını parçalayabilecek tüm tahakküm araçlarından kurtulmasını ister. Hayatı bilinçli ve bir bütün olarak yaşamasını talep eder. Aliya'nın dünyasında, kutsal ve profan şeklinde bir ayrışmaya yer yoktur. Devlet ise burada, dinin ahlaki içeriğinin yansıması ve destekçisi olmalıdır.

İkinci önemli sonuca göre İslam çok iyi bir şekilde tanzim edilmiş bir dünyadan yanadır. Bu bağlamda dünyanın daha iyi olmasını sağlayan hiçbir şey peşinen gayri İslami diye reddedilemez.  İslami dünya görüşü hem bu dünyayı hem de ahireti kuşatır. Buna göre dünya ayrılmaz bir biçimde ahirettle ilişkili ve ahiret için bir hazırlık yeridir. İslam'da her şey son tahlilde, ahirete odaklanmıştır.

Üçüncüsü ise doğaya açık olmak yani bilime açık olmaktır. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, Aliya’ya göre, bir şey İslami olması için iki şarta sahip olmalıdır. Bunlar,“insanilik” ve “iyilik”tir. Din ve bilimsel prensiplerin uyumu, dinin iyilik ve insanlık üzerine anlaşmasını sağlayacaktır. Çünkü dünyanın ayrılık içinde olduğu meselelerde yani din ve bilim, ahlak ve siyaset, bireysellik ve toplumsallık, maddi ve manevi karşıtlıklar arasında bağlantılar kurarak, İslam arabulucu rolüne kavuşmalıdır.

Sonuç olarak Aliya’ya göre, İslami düzenin kurulması için mücadele etmek, temel anlamda ihmal edilmemesi gereken bir ödevdir.  Ancak mevcut dünyanın dönüştürülerek daha iyi hale getirilmesi için sadece medeniyetin gelişmesi yetmez,  iyiliğin; inanç ve amel boyutuyla harekete geçirilmesi de gerekir. Bu boyutun ihmal edildiği bir düzen İslami düzen olmayacaktır. İslam Deklarasyonu’nun son cümlesi, hedefe ulaşmak için davet edilen Müslümanlarla bir tavsiye niteliğindedir; “Bizler için sadece çalışma, mücadele ve uğruna kurban verilen yol vardır. Sınav anlarında her zaman iki şeyi aklınızda olsun; Allah'ın rızası ve halkımızın kabulü.”

Bir sonraki çalışmamızda “Dram ve Ütopya” kavramlarını tartışalım inşallah. Allah’a emanet olunuz…

 

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum