Avrupa Yaptırımları: Antisemitizmle suçlanma korkusu aşınıyor mu?

Avrupa Yaptırımları: Antisemitizmle suçlanma korkusu aşınıyor mu?

Bazı Avrupa ülkelerinin soykırımcı İsrail'e yönelik yaptırımlarını değerlendiren Mahmut Alrantisi, antisemitizmle suçlanma korkusunun aşınmaya başladığına dikkati çekiyor.

İsrail Yerleşimlerine Yönelik Avrupa Yaptırımları

Mahmut Alrantisi / Fokus+


Avrupa ülkeleri uzun süredir İsrail yerleşimlerinde üretilen mallara, İsrail’in diğer ürünlerinden farklı bir yaklaşım sergiliyor. Ancak bugüne kadar bu tutum kapsamlı bir yasağa dönüşmedi. Daha çok gümrük uygulamalarında ayrım yapıldı. İsrail devletinin ürünlerine sağlanan bazı gümrük ayrıcalıkları, yerleşimlerde üretilen mallara tanınmadı.

Bununla birlikte yerleşim ürünlerine yönelik doğrudan bir boykot ya da genel yasaktan ziyade, ürünlerin menşeinin açık biçimde belirtilmesine odaklanıldı. Bu kapsamda ürünlerin üzerinde “İsrail’de üretilmiştir” ifadesi yerine, “Batı Şeria’daki bir İsrail yerleşiminde üretilmiştir” ibaresinin kullanılması hedeflendi.

Yeni olan ise Avrupa’daki bazı hükûmetlerin bu yaklaşımı daha ileri bir noktaya taşımaya başlaması. Başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri birkaç gün önce, yerleşimlerde üretilen mal ve ürünlerin ticaretine kısıtlamalar getirme ve bu yerleşimleri finanse eden kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulama niyetlerini açıkladı.

İngiltere’nin hazırladığı paket, işgal altındaki topraklarda bulunan yerleşimlerde üretilen malların ithalatının yasaklanmasını da kapsıyor. Bunun yanında yerleşimlerin genişlemesine katkı sağlayan veya bunları finanse eden kişi ve şirketlere yönelik bir yaptırım sistemi kurulması öngörülüyor. Yerleşimlerdeki gayrimenkul ve arazilerin tanıtımı ile yerleşim ürünlerinin pazarlanmasına yönelik ticari hizmetler de bu kapsamda değerlendiriliyor.

İngiltere ayrıca yerleşimlerle ticarete yönelik Avrupa kısıtlamalarını desteklediğini açıklayan 11 ülkeyle koordinasyon yürüttü. Bu ülkeler Fransa, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç’ten oluşuyor. İngiltere ile birlikte bu ülkelerin tamamı ya ulusal düzeyde önlem almayı ya da Avrupa çapındaki kısıtlamaları desteklemeyi planladıklarını açıkladı. Bazı somut adımların atılması, başka ülkeleri de daha ileri tedbirler almaya teşvik etti.

Bu kapsamda Norveç, [işgal altındaki] bölgelerdeki yerleşim ürünlerinin boykot edilmesine yönelik yasal bir çerçeve hazırlıyor. Bu adım, geçen hafta bir grup ülke tarafından da açıklanmıştı.

Norveç, yerleşimlerle iş yapan kişi veya şirketlere üç yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören bir yasa tasarısını duyurdu. İngiltere ise yasakların uygulanmasında Yaptırımlar ve Kara Para Aklamanın Önlenmesi Yasası’na dayanıyor. Buna göre mali veya ticari yaptırımların kasıtlı olarak ihlal edilmesi, 10 yıla kadar hapis cezasıyla sonuçlanabilecek bir suç olarak değerlendiriliyor.

Avrupa ülkelerinin tutumunun nedenleri

Bazı Avrupa ülkeleri, 1967’de işgal edilen topraklardaki yerleşim faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğunu ve iki devletli çözümün önünü tıkadığını düşünüyor. Bu ülkelere göre yerleşimlerde üretilen malların normal ticari ürünler gibi kabul edilmesi, söz konusu yapıların meşruymuş gibi görülmesine yol açıyor ve Avrupa’nın yerleşimlere ilişkin genel hukuki tutumuyla çelişiyor.

Öte yandan Filistin kent ve köylerine yönelik yerleşimci saldırılarında da ciddi bir artış yaşanıyor. Yerleşimciler, 2026’nın başından Ağustos 2026’nın sonuna kadar Batı Şeria’da 4 bin 600’den fazla saldırı gerçekleştirdi.

Alınan kararlar özellikle yerleşim faaliyetlerini ve yerleşimcileri hedef alsa da aynı zamanda İsrail hükûmetine de bir mesaj niteliği taşıyor. Çünkü yerleşimciler artık hükûmetin temel unsurlarından biri hâline gelmiş durumda. İsrail hükûmeti de yerleşim projelerine verdiği destek üzerinden iç kamuoyunda siyasi destek toplamaya çalışıyor. Bakan Bezalel Smotrich de Batı Şeria’da şu anda önleyici bir savaş başlatılmasının gerekli olduğunu açıkladı.

İç politikada ise bu ülkeler, hem kamuoylarından hem de siyasi ve entelektüel çevrelerinden yükselen baskıyı hissediyor. İsrail ordusu ve polisinin desteğiyle yerleşimcilerin gerçekleştirdiği ihlallere ilişkin ortaya çıkan sarsıcı tanıklıklar, Avrupa hükûmetlerini bu baskılarla uyumlu biçimde en azından belirli ölçüde ahlaki bir tutum ortaya koymaya zorluyor.

Bununla birlikte söz konusu ülkeler, aldıkları bu kararların İsrail’e karşı değil, aksine İsrail’in çıkarına olduğunu savunuyor. Bu yaklaşıma göre atılan adımlar, İsrail’i aşırılığın ve sertleşmenin doğuracağı sonuçlardan korumayı amaçlıyor.

Yerleşimciler ise yeni yerleşim noktaları kurmayı sürdürüyor. Bunun örneklerinden biri, Celile’deki Mecdel Kerum beldesinde İsrail ordusuna bağlı askerlerin desteğiyle kurulan yeni yerleşim noktaları oldu.

Avrupa ülkelerinin yerleşim ürünlerine ve bu yerleşimleri destekleyen yapılara uygulamayı planladığı yaptırımların ekonomik etkileri bulunsa da bu etkinin sınırlı kalması bekleniyor. Çünkü yaklaşık 44 milyon dolarlık bir ihracattan söz edilirken, İsrail’in toplam ihracatı yaklaşık 44 milyar dolar seviyesinde.

Bu nedenle daha etkili olabilecek baskının, Batı Şeria’ya dağılmış bu yerleşimleri bünyesinde barındıran ve onları destekleyen daha büyük yapıya, yani İsrail devletine yönelmesi gerektiği değerlendiriliyor.

İsrail’den farklı bir okuma

İngiltere’nin öncülüğünde bazı Batılı ülkelerin İsrail yerleşimlerine karşı başlattığı yaptırımlara ilişkin İsrail’de farklı değerlendirmeler yapılıyor.

Bazı İsrailliler, söz konusu yaptırımların Filistinlileri müzakerelerde taviz vermemeye teşvik edeceğini savunuyor. Ancak bu değerlendirmeler, sanki ortada hâlen gerçek bir müzakere süreci varmış ve İsrail bu müzakerelere önem veriyormuş gibi bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Bu çevreler, bunun yerine Batı Şeria’nın ilhak edilmesi projesinin ilerletilmesi çağrısında bulunuyor ve bu adımı kendileri açısından istikrarı sağlayacak bir hamle olarak sunuyor.

Dolayısıyla ihlallere yönelik dış baskılar karşısında İsrail tarafında daha fazla sertleşme ve meydan okuma eğilimi ortaya çıkıyor. Yapılan ihlallere yönelik eleştirilere, yeni ihlallerle karşılık veriliyor.

Bu yalnızca söylem düzeyinde de kalmadı. İsrail hükûmeti, alınan kararların ardından İngiltere’nin Kudüs’teki konsolosluğunu kapattı ve İngiltere ile bazı diğer ülkelerin temsilcilerini Sivil-Askerî Koordinasyon Merkezi’nin karargâhından çıkardı.

İsrail anlatısının etkisini kaybetmesi

Batı’da İsrail işgaline ve onun unsurlarına yönelik atılan hemen her adım, uzun yıllar boyunca antisemitizm suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.

Bu kapsamda Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, basına yaptığı açıklamalarda İsrail’in bu kadar fazla ülkenin ortak bir tutum sergilemesine ve ABD’nin buna müdahale etmemesine hazırlıklı olmadığını söyledi.

Eide şu ifadeleri kullandı: “İsrail, uluslararası hukuk ihlallerinin eleştirilmesi hâlinde Batılı ülkeleri antisemit olmakla suçlayarak korkutmaya alışmıştı. Şimdi ise bu durum birçok açıdan sona erdi.”

Yerleşimlerde üretilen mallara ve bu yerleşimleri destekleyen yapılara yönelik yeni Avrupa yaptırımları, sözlü itiraz ve gümrük ayrımcılığı politikasından, yerleşim sistemine sınırlı da olsa hukuki ve ticari bir maliyet yükleme arayışına doğru kademeli bir geçiş yaşandığını gösteriyor.

Hedef alınan ticaret hacminin İsrail ekonomisinin büyüklüğüyle kıyaslanamayacağı ve yerleşim ihracatına uygulanacak doğrudan yasağın kısa vadede daha çok sembolik bir etki yaratabileceği doğru. Ancak bu adımların asıl önemi siyasi ve hukuki boyutunda yatıyor.

Bu önlemler, yerleşimlerin uluslararası pazarın doğal bir parçası olduğu yönündeki yaklaşımı zayıflatırken, bu yapılarla ticari ilişkilerin tarafsız bir ekonomik faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğini de ortaya koyuyor. Aynı zamanda bu ilişkilerin işgal, ilhak ve zorla yerinden etme politikalarına ilişkin hukuki ve ahlaki sorumlulukla bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Bununla birlikte bu sürecin ne kadar ciddi olduğu, yalnızca sınırlı sayıdaki ürünün yasaklanması veya bazı kişi ve şirketlerin cezalandırılmasıyla ölçülmeyecek. Asıl belirleyici olan, Avrupa ülkelerinin yerleşimleri koruyan, finanse eden ve siyasi olarak destekleyen yapıyı hesap vermeye zorlamaya ne ölçüde hazır olduğudur.

Çünkü yerleşimler İsrail devletinden bağımsız yapılar değil. Aksine ordu, güvenlik kurumları, bakanlıklar, finansman mekanizmaları ve altyapıyla doğrudan bağlantılı resmî bir politikanın parçası.

Eğer baskı yalnızca yerleşim ekonomisinin kıyısındaki sınırlı alanlarla sınırlı kalırsa, bu yaptırımların etkisi kontrol altında tutulabilir ve çeşitli yollarla aşılabilir.

Mevcut sürecin önemi, İsrail’in işgal politikalarını eleştirenleri antisemitizmle suçlayarak Batılı hükûmetleri susturmasına dayanan söylemin etkisinin giderek azalmasına işaret ediyor.

Bir grup ülkenin somut önlemler etrafında ortak tutum geliştirmesi ise bu sürecin önümüzdeki dönemde daha da genişleyebileceğine dair güçlü bir mesaj veriyor.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir