1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. “ABD’de ICE operasyonları Gazze nodelini uyguluyor”
“ABD’de ICE operasyonları Gazze nodelini uyguluyor”

“ABD’de ICE operasyonları Gazze nodelini uyguluyor”

“Uzun bir süredir İsrail ile ilişkilerini geliştirmekte olan ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) bürosu, Gazze’deki algoritmik gözetleme yöntemlerini Amerikan sokaklarında kullanıyor.”

02 Mart 2026 Pazartesi 16:34A+A-

ABD’de ICE Operasyonları Gazze Modelini Uyguluyor

Sophia Goodfriend / 972mag - Perspektif


 

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarının ABD’nin dört bir yanındaki şehirlere üşüşmesiyle birlikte, Amerikan siyaseti silahlı federal güçlerin sivil yerleşim bölgelerini aktif çatışma alanlarına dönüştürdüğü yeni bir evreye girmiş görünüyor. Bu siyasi değişimi tetikleyen şeylerden biri güçlü bir teknik altyapı. Ajanların elindeki en güçlü silahların avuç içine sığabildiği mobil gözetleme ve hedefleme sistemleri ICE operasyonlarını kolaylaştırıyor.

Yakın tarihli raporlar, ICE’nin baskınlarında en az iki uygulamaya başvurduğunu ortaya koyuyor. Bunlardan ilki veri çözümleme şirketi Palantir’in İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) için inşa ettiği ve akıllı telefonlar ve tabletlerde kullanılmak üzere tasarlanan yeni bir coğrafi-uzamsal sistem olan ELITE (Enhanced Leads Identification & Targeting for Enforcement/İcra için Geliştirilmiş Olası Tanımlama ve Hedef Belirleme). ELITE, geçen ayın sonlarında yayınlanan kullanım kılavuzuna göre “sınır dışı edilecek hedefleri bir haritaya yerleştiriyor, her bir kişi hakkında bir dosya açıyor ve kişinin mevcut adresi hakkında bir ‘güven puanı’ oluşturuyor.”

ICE’nin baskınlarında başvurduğu ikinci uygulama da Mobile Fortify. Biyometri şirketi NEC tarafından üretilen Mobile Forty, ICE memurlarının hem vatandaşları hem de belgesiz göçmenleri tespit etmesine olanak tanıyan bir yüz tanıma uygulaması. ICE ve diğer DHS ajanlarının Minneapolis ve Chicago gibi şehirlerde Amerikalıların yüzlerini fotoğrafladığı ve taradığı bildiriliyor. Kaydedilen görüntüler biyometrik veri tabanlarıyla karşılaştırılıyor, dosyalanıyor ve 15 yıla kadar saklanıyor.

New York Times köşe yazarı Lydia Polgreen’in ICE’nin Minnesota’ya yönelik saldırılarını haberleştirirken “cezalandırmak ve terörize etmek için tasarlanmış bir işgal” tanımlamasına başvurması tesadüf değil. Operasyonlarını destekleyen teknolojiler, ICE’nin tam olarak İsrail’in izinden gittiğini net bir şekilde ortaya koyuyor: Hem ELITE hem de Mobile Fortify, İsrail güçlerinin geçtiğimiz on yıl boyunca kendi polis teşkilatına entegre ettiği mobil hedefleme uygulamalarına oldukça benziyor. 

İsrail’in Gözetim Satış Noktası

İsrail,11 Eylül 2001’den bu yana, ortak heyetler, eğitimler ve teknoloji alışverişleri vasıtasıyla ABD ICE ile yakın ilişkiler geliştirdi ve bunların hepsi İsrail’in yöntemlerinin ICE’nin kullanımına sunulmasına yardımcı oldu. Ancak DHS, büyük ölçüde İsrail istihbarat kurumlarının öncülük ettiği uygulamaları, veri madenciliği ve algoritmik gözetimi, İsrail güçlerinin Filistin’deki gözetleme ve hedefleme taktiklerini otomatize ettiği bir döneme denk gelen ABD Başkanı Donald Trump’ın görevdeki ilk döneminde denemeye başladı.

İsrail’in 2018’de Kudüs’te düzenlediği ilk Uluslararası İç Güvenlik Forumu’nda, Trump’ın atadığı birçok yetkilinin de hazır bulunduğu bir ortamda, Kamu Güvenliği Bakanı Gilad Erdan, İsrail güçlerinin ilk kez “potansiyel teröristleri bulmak için gelişmiş web istihbarat araçları ve algoritmalar” kullanıyor olmasıyla övünmüş, gazetecilere de İsrail’in deneyiminin “diğer ülkelerin bu tür terörizmle başa çıkmasına yardımcı olabileceğini” söylemişti.

Erdan’ın sözünü ettiği “gelişmiş araçlar”, ilk olarak Batı Şeria’da, ardından Gazze’de konuşlandırılan ve giderek büyüyen algoritmik gözetleme sistemlerinin bir parçasıydı. 2010’ların sonlarına doğru, İsrail istihbarat birimleri bir dizi sözde tek başına hareket eden teröristlerin saldırılarına yanıt olarak “potansiyel teröristleri” ayırmak için kapsamlı bir gözetleme teknolojisi geliştirmişti.

Güvenlik kameraları ve plaka tarayıcıları Batı Şeria’da yaygınlaştırıldı. Algoritmalar sosyal medya platformlarından ve mesajlaşma uygulamalarından içerik topladı. +972’nin geçen yaz ortaya çıkardığı üzere son yıllarda da İsrail ordusu işgal altındaki Filistin topraklarından gönderilen milyonlarca arama ve kısa mesajı Microsoft bulut sunucularında depolamaya başladı. Bu büyük gözetleme verisi hazinesi, İsrail ordusunun Filistin şehirlerinde devriye gezen muharip birlikleri müdahaleci algoritmik denetim sistemleriyle donatmasına olanak sağladı.

Askerlerin yüzlerinin fotoğrafını çekerek ya da bir kimlik kartını tarayarak sivillerin biyografik bilgilerine erişmelerini sağlayan Blue Wolf (Mavi Kurt) uygulaması bunlardan biri. Uygulama, adres, iş geçmişi ve ikamet yeri gibi ayrıntıların yanı sıra, telefon görüşmeleri, mesajlar, sosyal medya ve diğer gözetim kaynaklarından gelen istihbaratı analiz ederek bir “güvenlik derecesi” oluşturuyor. Bu derece de bir ile on arasında bir ölçekte kişinin bir saldırı gerçekleştirme ihtimalini tahmin etmeye kullanılıyor.

Uygulama ile ilgili haberler 2021’in sonlarında ilk kez ortaya çıktığında, İsrailli bir istihbarat görevlisi Washington Post’a “Bunu [memleketimdeki] alışveriş merkezinde kullansalar kendimi rahat hissetmezdim. Bu, bir halkın mahremiyetinin topyekûn ihlali” diyordu.

Sivil GPS arayüzlerini model alan bir mobil haritalama sistemi olan Pillar of Fire (Ateş Sütunu) adlı uygulama da 2020 yılında İsrail savaş sisteminin bir parçası haline geldi. Bu uygulama, istihbarat birimlerinin belirli bir bölgede devriye gezen kara kuvvetleri için hedefleri işaretlemesine ya da başka bir dizi makine öğrenme sisteminin militan faaliyetlerinin muhtemel olduğunu tahmin ettiği belirli coğrafi bölgeleri işaretlemesine olanak tanıyor. Savaş birlikleri daha sonra algoritmik olarak sentezlenmiş istihbarata dayanarak tutuklanacak kişileri veya baskın yapılacak yerleri arayabiliyor.

Seçkin siber istihbarat birimi 8200’ün İsrailli eski bir çalışanı geçen hafta bana, son birkaç yılda bu sistemleri kullanma deneyimini anlatırken, “Hedefleri yüklediğimiz ve bunları sahadaki kuvvetlerle paylaştığımız interaktif bir katmanı var.” ve bu uygulama “Askerlerin tüm bu gizli bilgilere anında erişimini sağlıyordu” diyordu.

“Ne kadar çok veriye sahipseniz o kadar çok şey yapabiliyorsunuz. İsrail’in satış unsuru, tüm bu bilgi rezervlerini bir araya getirme ve sahada polislik için sistemler kurma becerisiydi” diye devam ediyordu. Bu sistemler ABD kolluk kuvvetleri için görmezden gelinemeyecek kadar cazip hale gelmiş durumda.

Zaman içinde İsrail istihbarat birimleri, teknoloji şirketleri ve ABD iç güvenlik devleti arasındaki işbirliği daha da derinleşti. Palantir 2015 yılında Tel Aviv’de bir ofis açtı ve burada İsrail hükümetiyle sözleşmeler imzaladı. İsrail istihbarat birimlerinin kıdemlileri Paragon ve Cellebrite gibi gözetleme firmaları kurdular ve bu firmalar DHS’ye askeri düzeyde casus teknolojisi sattı.  

ABD’nin ulusal ve yerel kolluk kuvvetleri yeni polislik ve terörle mücadele taktiklerini öğrenmeleri için onlarca yıl İsrail’e görevli gönderdi. Bu eğitimlere gidenlerin bazıları bu taktiklerin kendi ülkelerinde uygulanamayacak kadar tesirli olduğunu ifade ediyordu: Kimi tutuklayacaklarına karar vermek için telekomünikasyonun izlenmesi ve internet içeriğinin taranması; başkalarını takip etmek için sağlık kayıtlarının ve konum verilerinin çıkarılması; sorgulanmaları gerekip gerekmediğini belirlemek için sokaktaki sivillerin fotoğraflarının çekilmesi ve dokunulmazlık zırhına bürünerek bu kişilerin vurulması.

Güney Kaliforniya’da şerif olan Bill Ayub, 2017 yılında katıldığı bir heyet gezisi sırasında İsrail’in tanıttığı tahmine dayalı denetim araçlarını “ABD’de görebileceğinizden biraz daha müdahaleci” diye tanımlıyordu: “Vay be, yok artık?” … Burada böyle bir şey yapsak hapse girerdik.”

Santa Barbara Polis Şefi Craig Bonner da 2022 yılında, İsrail yöntemlerinin ABD’de yasal olarak izin verilenden çok daha agresif olduğunu belirtmişti. İsrail’de aldığı eğitimi hatırlatan Bonner, “Birçok durumda, orada yapılan şeylere yasalar ve/veya anayasa izin vermiyor.” diyordu.

Memphis polis departmanında görevli bir memur İsrail’de aldığı muharebe eğitiminden sonra şunları söylemişti: “Güç kullanımına ilişkin Amerikan idealleri, muhafazakâr ve savunmacı bir şekilde en az miktarda güç kullanımı etrafında dönüyor. İsrail yönteminde ise amaç, saldırgan bir şekilde maksimum gücü devreye sokmak.”

Tüm bunlara rağmen DHS giderek artan bir şekilde İsrail’in gözetleme ve hedefleme yöntemlerini taklit etti ve ICE bir göçmenlik uygulama biriminden çok askeri bir birim gibi çalışmaya başladı. Son yıllarda ICE, Motorlu Taşıtlar İdareleri, sosyal medya platformları ve sınır geçişlerinden bilgi toplayan veri simsarları ile anlaşarak insan davranışlarına ilişkin denetlenmeyen veri tabanları oluşturdu. Bu veriler, bireylerin seyahat geçmişleri, mesleki geçmişleri ve aile ilişkilerinin yanı sıra, gizli plaka tarayıcıları ve yüz tanıma kameraları ağları aracılığıyla kaydedilen seyahat geçmişlerini de kapsıyor.

Geçtiğimiz on yılın büyük bir kısmında, bu deneyler öncelikle belgesiz göçmenleri ve onların topluluklarını tuzağa düşürürken, Amerikan toplumunun daha ayrıcalıklı kesimlerinin zarar görmeden dışarıda kalmasına izin veriyordu. Ancak Trump 2.0, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu araçların gelişigüzel kullanımına getirdiği sınırlamaları ortadan kaldırdı. Ocak 2025’ten bu yana DHS, Palantir gibi askeri hedefleme alanında derin kökleri olan firmalarla çalışarak bu araçların erişim alanını hem vatandaşlara hem de vatandaş olmayanlara yönelik olarak genişletti.

Gazze’den Minneapolis’e

Yapay zekâ destekli gözetleme teknolojisinin başıboş askeri aktörlerin elinde olmasının en vahim sonuçlarını kavrayabilmek için geçtiğimiz iki yıl boyunca İsrail’in Gazze’de sergilediği tutuma bakmamız yeter. Hava saldırılarına rehberlik etmek için algoritmik olarak oluşturulmuş hedefleme veri tabanlarına sadece istihbarat görevlileri ve hava kuvvetleri pilotları bel bağlamıyordu, aynı zamanda karadaki İsrail ordusunun “Operasyonel Bulut” adı sistemi, muharebe birliklerinin aynı verilerin büyük bir kısmına gerçek zamanlı olarak erişebilmesini sağlıyordu. Askerler operasyonel haritalar üzerinde havaya uçurulacak binaları belirliyor, tabletler ve akıllı telefonlar aracılığıyla erişilebilen yüz tanıma sistemlerini kullanarak gözaltına alınacak, ya da öldürülecek, sivilleri tespit ediyordu.

Palantir Technologies’in eski çalışanlarından olan ve şu aralar şirketin ana merkezi Colorado eyaletinde yapay zekâ düzenlemesi ve hesap verebilirlik çağrısında bulunan Juan Sebastián Pinto da geçtiğimiz hafta yaptığımız görüşmede bunu açıkça ifade ediyor; “DHS tarafından kullanılan platformlar, Gazze’de gördüğümüz savaş düzeyindeki teknolojileri Amerikan mahallelerine getiriyor” diyordu. “ICE memurlarına askeri ve istihbarat teşkilatlarıyla aynı türden bir ortak operasyon görüntüsü veriyorlar.” 

Pinto ayrıca bu teknolojilerin hataya açık olduğunu da vurguluyor. Mobile Fortify’ın, Filistin’de kullanılan yüz tanıma platformları gibi, ICE ajanları insanları gözaltına alırken yanlış kimliklendirdiği bildiriliyor. Platformun algoritmaları kötü hava koşullarında, fotoğraflar belirli açılardan çekildiğinde ve ten rengi farklı olan kişileri tanımlarken çok daha az güvenilir. ICE’nin coğrafi mekânsal istihbarat platformu ELITE’ı destekleyen güven skorlaması da benzer şekilde, topladıkları veri yığınlarındaki nüansları ya da bağlamsal farklılıkları ayrıştıramayan hatalı makine öğrenimi algoritmalarına dayanıyor.

Bu sistemler teknik olarak başarısız oldukları yerde, siyasi olarak başarılı oluyor. İsrail’in Filistin topraklarında yürüttüğü askeri operasyonlar söz konusu olduğunda, bu sistemler hızla artan baskı, gözaltı ve ölüm oranlarına teknik bir gerekçe sunuyor. Tüm bunlar olurken, İsrail’in otoriter hükümeti de suikasta uğrayan ya da hapsedilenlerin artmasını bölgesel hakimiyetini ve ulusal güvenliğini pekiştirdiğine kanıt olarak sunuyor.

Trump İsrail örneğini izlemeye hevesli görünüyor. Bu nedenle, bazı analistler ICE’nin hedefleri, yani Trump yönetiminin “Amerikan halkının güvenliğine veya emniyetine tehdit olarak” sınıflandırdığı kişileri, avlamak için Amerikan şehirlerinin semalarında silahlı insansız hava araçları göndermesinin uzun zaman almayabileceğini söylüyor.  ICE kendisini bir İsrail askeri birimine dönüştürmeye devam ettiği sürece gelecekte böyle olması kaçınılmaz görünüyor.

 

HABERE YORUM KAT