Nusret Cephesinden “IŞİD” Açıklaması

07.03.2014 19:37
Nusret Cephesinden “IŞİD” Açıklaması
Nusret Cephesi Şura Meclisi ve Şeriat Komitesi üyesi Abdullah El Şami Suriye’de Nusret cephesi ve IŞİD arasında cereyan eden sorunlara ilişkin 04 Mart 2014 günü bir ses kaydı yayınladı.

1 saat 15 dakikalık yayınlanan ses kaydında güncel gelişmelere değinen Abdullah El Şami, cephenin IŞİD karşısında alacağı tavrı ve IŞİD’ın Irak’ta yaptıklarını Suriye’de de yapmak istediğini, ISID’in bir sene önce kurulmasından itibaren işlediği, Nusret Cephesinin bizzat yaşayıp tecrübe ettiği bazı cürümlerden bahsedererek buna benzer bir çok konu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Nusret Cephesi Şura Meclisi ve Şeriat Komitesi üyesi Abdullah El Şami’nin Suriye’de Nusret cephesi ve IŞİD arasında olanlar hakkındaki önemli konuşmasının tam metni

Allah Resulü Muhammed, salat ve selam üzerine olsun, buyurmuştur ki: “Sizden öncekileri yok eden dinde aşırılıktan sakının.”

Allah mücahidlere sekülerlerin projelerini açığa çıkarmalarına yârdim etti. Bütün bu projeler Müslümanları Haçlılara kul etmeyi hedefliyor. Ayni şekilde Allah Mücahidlere haklarından feragat etmeyi telkin edenleri (Suud âlimleri) de açığa çıkarmaya yârdim etti. Mücahidler önceki projelere odaklanıp yanlışlıklarını ümmete açıklamış ve planları bozmuştur.

Geriye Mücahidlerin insanları aşırıya giden kişiler hakkında uyarması kalmıştır. Bu aşırılıklar cihadı tehdit etmektedir. Önümüzde aşırılıkların cihadı sabote ettiği bir Cezayir örneği vardır. Cezayir tarihini okursanız, ihtiyaç olduğu halde neden orda bir Tunus yahut bir Libya gibi devrim gerçekleşmediğini anlarsınız. Bunlarla 90’larin baslarında yaşananları kastediyoruz, simdi burada geçmişten dersler alan kardeşler vardır. Ve bu kardeşler Şeyh Ebu Musab Abdulvedud (İslami Magrib El Kaidesi lideri) öncülüğünde yeni bir cihad yolunda yürümekteler. Cezayir’deki problemleri Suriye’de yasamamak için IŞİD grubunu açıklamak ve yasadıklarımızın resmini net bir şekilde çizmek zorundayız.

Ebu Katade ve Makdisi gibi âlimlerin IŞİD’e savaş açmama yönündeki tavsiyeleri bize ulaştı. Bu mesajlara IŞİD’le olan mücadeleyi genişletmeyerek ve mücadelemizi bize saldırdıkları bölgelerdeki tecavüzlerini püskürtmekle sinirli tutarak cevap veriyoruz. Bu onlar İslami Mahkemeyi kabul edene kadar devam edecektir. Halep’teki savaşçılarımıza Sarkiye’deki kardeşlere yardım etmeleri çağrısında bulunuyoruz.

Âlimlere Suriye’deki mücahidlere yönelik talimat ve tavsiyelerini artırmaları çağrısı yapıyoruz. Bu vesileyle biz de IŞİD hakkındaki Şer’i pozisyonumuzu belirtiyoruz.

Birincisi IŞİD fikriyatı ve akidesinden masum olduğumuzu, bu ideolojinin bizden yahut El Kaide’den olmadığını belirtiriz. Özellikle Usame bin Ladin, Eymen Zevahiri, Yahya ve Atiyyetullah Libi, Ebu Musab Zerkavi’nin mesajlarına baktığınızda menhec ve metotlarında, kendileri ile ayni fikirde olmayanlara karşı muamelelerinde –IŞİD ile aralarında- acık farklar görürsünüz. IŞİD doğru yoldan sapmıştır. Zerkavi’nin bu akideden masumiyetini vurgulamak istiyoruz, O kendisine muhalif olanları tekfir etmemiştir. Zerkavi çalışabildikleriyle çalışır, kendisine muhalif olanlarla savaşmak için Amerikalılarla olan savaştan yüz çevirmezdi.

İnsanlar sanıyorlar ki Nusra ile IŞİD arasında problemler IŞİD ilan edildiğinde başladı. Bu doğru değildir. Bu ilanın sebebi, IŞİD’in Irak’taki hatalarını Suriye’ye taşımak istemesidir ve Nusra –ilandan önce- 9 ay buna tahammül etmiştir. Kaldı ki Nusra ve IŞİD bu konuda anlaşma yapmıştı ve Bağdadi Cevlani’ye “Irak realitelerini Suriye’ye taşımanın intihar olacağını” söylemişti. Irak cihadının birçok olumlu noktası olduğunu kimse inkar etmiyor, ancak burada Irak’ta yapılan ve her yerde olabilecek yanlışlardan bahsediyoruz.

Devlet ilanını reddedişimiz Suriye halkının üzerine kendini Şura olmaksızın empoze etmenin Ehli Sünnetin menhecinde yeri olmadığı gibi bazı gerekçelere dayanıyordu. Burada Şeriat isteyen birçok grup bulunmaktadır ve bu Suriyelilerin hakkini ihlal olacak, cihada zarar verecekti.

Irak’ta ise yarayan metotların Suriye’de de ise yarayacağını düşündüler ve bütün stratejilerini bunun üzerine kurdular. IŞİD’in ilan edilmesinin sebebi Nusret Cephesi ile El Kaide merkez arasındaki bağlantıları kesmekti. Bu, Bağdadi’nin aracılara söylediği şeydir. Çünkü devlet ilanı için gerekli unsurlara sahip değillerdi. Nasıl olmayan bir şeyi ilan edip de sonra o ilan edilen şeyi kurmaya girişebilirsiniz?

Bağdadi’ye Irak İslam Devleti aracılığı olmadan El Kaide ile doğrudan iletişim kurmamızın kendisi tarafından kabul edilip edilmeyeceğini sorduk, evet dedi. Bağdadi gibi bölge komutanları, parçası oldukları El Kaide’ye danışmaksızın böyle önemli kararlar alma yetkisine sahip değillerdir. Bölge komutanı yetkilerini asmakla günah islemiştir. Ki Bağdadi aracıların önünde devlet ilanının (IŞİD) erken yapıldığını itiraf etmiştir. Eğer kendisi müçtehit ise ve hatasının farkında ise bu hatadan dönmelidir. Kendisi hatada ısrar etmekle günah işlemektedir ve ona uyarsak biz de günah islemiş olacağız.  Bağdadi’ye itaat etmemenin Selefte de benzer örnekleri vardır (Burada Halid bin Velid’in esiri infaz emrini reddeden bir sahabiyi örnek veriyor).

İki taraf da hakemliğine razı olduğu ve ikimizin de lideri olduğu için bu meseleyi Zevahiri’ye ilettik. Bize tüm meseleleri Şeyh’e danışmamız söylendi ve yaptığımız da bu idi. Şeyh’ten gelen karar ise Suriye’de El Kaide’nin şubesinin Nusret Cephesi olduğu idi.

Ancak IŞİD Zevahiri’nin hükmünü reddetti ve mütecaviz hareketlerine devam ederek Suriye’yi bugünkü uçuruma sürükledi. Nusra’yı mütecaviz taraf ve münafık olmakla, bozgunculuk yapmakla suçladılar, bazen de mürtet ilan ettiler. Nusayrilerle savaşan grupların çoğunu da mürtet ilan ettiler. Burada IŞİD’in bir sene önce kurulmasından itibaren islediği, bizim bizzat yasayıp tecrübe ettiğimiz bazı cürümlerinden bahsedeceğiz:

A- “Devletlerini ve ideolojilerine meşruiyet kazandırmak için El Kaide merkez ile olan ilişkilerini çarpıtmak, bizlere ve mensuplarına Zevahiri’nin hükmüne itaat edeceklerini söylemeleri gibi yalan ve hilelere başvurmak”. Bağdadi Usame bin Ladin’e biati olduğunu, olumundan sonra Zevahiri’ye biat ettiğini söyledi. Buna dayanarak Cevlani Bağdadi’ye biat etti. Sonraları ise IŞİD, amirine (Bağdadi’ye) itaatsizlik eden asker (Cevlani) hikâyesini uydurarak askerleri nezdinde Nusra’yı itibarsızlaştırmaya çalıştı. Zevahiri’nin nihai hüküm verilene kadar her şeyin dondurulduğunu bildiren ilk mesajı geldiğinde bunu gizlediler. Zevahiri’nin nihai hüküm mektubu gelene kadar Nusra üslerine ve mülklerine tecavüzleri devam etti ve mesajı da gizlediler (IŞİD’e Irak’a dönmesini emreden mektup- çevirmen). Bu sefer IŞİD üyelerine bu mektubun gerçek olup olmadığının bilinmediğini söylediler. Ayrıca hükme itaat etmemek için Zevahiri ile olan münasebetlerinin sadece kurumsal olduğunu ve bu mektubun son karar olmadığını söylediler. Ayni zamanda cihad liderlerini lekelemek için taraftarları arasında bir kampanya yürütüyorlardı.

B- “Nusra’nın mallarına el koymak”. Devlet ilanından sonra Nusra üslerini ve askeri kamplarını ele geçirdiler. O zaman Nusra Zevahiri hüküm verene kadar bütün silahlara el koysalar bile IŞİD ile çatışmaya girilmemesi seklinde bir emir yayınladı.

C- “Maslahat için öldürmek”. Burada ümmet tek bir lider tarafından yönetildiğinde Müslümanları bölmeye çalışanların öldürülebileceğine dair uzun bir hadisi izah ediyor. Ve bu IŞİD çevrelerinde öğretilen şeydir ki biz buna kendi gözlerimizle görene kadar inanmadık. Bu Bağdadi’nin halife olduğu ve IŞİD askerlerinin bu gerçeğe dayanarak amel edecekleri anlamına gelmektedir. Bu yoruma göre Nusra bölücü olmaktadır.

D- “Yolları kesmek”. Rakka’da tüm Müslümanların yararına olduğu halde buğday gibi Nusra’ya giden malzemeleri engellediler. Bunu (yol kesmeyi) İslami bir elbise içinde sundular ve dinleri için iyiymis gibi bunu askerlerine ogrettiler. Son zamanlarda bu davranışlar ön cephedekilerin tedarik yollarının kesilmesine kadar vardı. Mesela Deyrizur’da yüzlerce Nusra savaşçısı mahsur kalmıştı.

E- “Rekabette sapkınlık”. Birisi kendileri ile anlaşmazlığa düştüğünde, daha önce kendisini övmüşlerse bile ona karşı tavır almak ve itibarsızlaştırmak. Nusra liderleri, Zevahiri, Iyad Kuneybi ve Ebu Süleyman Muhacir gibi ilk fitnedeki aracılar. Mesela önceleri Zevahiri’yi över ve kendisine itaat edilmesini söylerlerdi çünkü Zevahiri tabiatlarını öğrenmeden önce onları överdi. Ancak Zevahiri hükmünü verdiğinde Sykes Picot sınırlarını tanımakla eleştirmeye ve hükmüne karşı gelmek için Şer’i delillere sahip olduklarını söylemeye başladılar. Ayni şeyi Süleyman Ulvan, Ebu Katade ve Muhammed Makdisi’ye de yaptılar, bu kişiler kendileriyle anlaşmazlığa düşer düşmez “sahadaki gerçeklerden kopuk” olmakla itham edildiler.

F- “İhanet ve kalleşlik”. Kadı’larının barış anlaşması şartlarını müzakere etmek için Livau’t Tevhid’e elçi olarak gittiğinde yaptıkları buna örnektir. Livau’t Tevhid IŞİD kadısının emniyette olduğunu temin etmek için birkaç askerini rehin olarak IŞİD’e verdi. Burada IŞİD 3 kalleşlik sergiledi. Elçi kendisini patlattı. Bu birinci kalleşliktir çünkü elçiler öldürmez ve öldürülmezler. Sonrasında IŞİD anlaşmanın yapılacağı yere baskın yaptı ki bu ikinci kalleşliktir. Sonrasında IŞİD Livaut Tevhid rehinlerini infaz etti ve cesetleri bir köpek leşi eşliğinde geri gönderdi, bu da üçüncü kalleşliktir.

G- “Anlaşmayı bozmak”. Bağdadi’nin Zevahiri’nin hükmüne uyacaklarını söylemesi gibi. Hatta Bağdadi’nin yardımcısı “eğer hüküm Nusra’nın lehine olursa hepimiz Nusra oluruz” dedi. Yakın tarihte meydana gelen hadiselerde Nusra’nın arabuluculuk yaptığı bazı şehirlerde Nusra ile yapılan anlaşmaları bozmak. Mesela Nusret Cephesi, IŞİD ile Ceyşul Mücahidin arasındaki çatışmaya müdahale edip Şeyh Süleyman Kampı’nın Nusra’ya teslim edilmesi üzerine anlaşıldıktan sonra bu üsten koyun bombalanması.

H- “Cepheyi terk etmek”. Liderlerinden biri geri çekilip Nusayrilerin şehre girip öldürme ve tecavüzlerine karşı diğer grupların ne yapacaklarını izleyeceklerini söyledi.

I- “Takiyye yapmak”. Diğer grupların önünde söyledikleri şeyler kendi halkalarında iken tamamen tersidir. Mesela Adnani (IŞİD sözcüsü – çevirmen) ile Ahrar arasındaki gizli bir görüşmede Adnani’nin Ahrar’a akidelerinin doğru olduğunu söylemesi. Ahrar bunu yazılı bir bildiri halinde yayınlamasını söylediğinde askerlerinin gözünden düşmemek için yapmadı. Peki, Adnani askerlerine Ahrar’ın akidesi hakkında ne söylemişti?

J- “Yalan yere Allah’a yemin etmek”. Liderleri Zevahiri’nin hükmüne uyacaklarına dair Allah’a yemin etmişlerdi. Adnani “Allah’a yemin ederim hüküm geldiğinde itaat edeceğiz” dedi. İtaat etmediler. Tıpkı Hadrami’yi kaçırmadıklarına yemin ettikleri gibi (Sa’d Hadrami, IŞİD’in tekfir edip öldürdüğü Nusra Rakka emiridir- çevirmen).

K- “Şüpheli ve suçluları saklamak”. Nusra’dan para çalan bir adamı saklamakla kalmayıp Deyrizur’a vali tayin etmeleri gibi. Müslümanlara hatta Hadrami gibi mücahidlere işkence eden ve öldüren IŞİD’in Rakka valisi gibi. Ve Orman Şeriatı ile amel edeceğini söyleyip birçok kişi ve gruba saldıran Sahil (Lazkiye) valisi gibi. Ve Binnis’de İslami mahkemede iki kişiyi öldüren, sonra da IŞİD’e katılan Liva Davud gibi. (Liva Davud daha sonra IŞİD’den ayrıldı -çevirmen)

L- Sahve bulunduğu gerekçesi ile köylere saldırmak, Ahrar’a intihar saldırıları yapmak gibi pervasız davranışlar. Atiyyetullah el Libi’nin dediği gibi istişhad operasyonu düzenleyenlerin komutanları onları kandırmamalı ve şüpheli hedeflere göndermemelidir. Istişhadi neye saldırdığından emin olmalıdır yoksa Allah onu sorgulayacak ve cezalandıracaktır.

M- “Aldatmaca”. Sadece diğer gruplara değil kendi askerlerine karşı bile. Mücahidlere saldırırken PKK ile savaştıklarını düşünmelerini sağlamaları gibi.

N- Halid es Suri, Ebu Sa’d Hadrami, Ebu Reyyan, Muhammed Faris, Ebu Ubeyde ve başka liderleri öldürmek ve tehdit etmek. (Halid es Suri’nin ölümü hakkındaki) Beyanatları kendilerini suçtan temize çıkarmamıştır, daha ziyade saldırı emri vermediklerini söylemeleri kendilerini suça ortak etmiştir. Emir vermeseler bile savaşçılarını bu yönde kışkırtmaktaydılar ve suçluyu İslam mahkemesine teslim etmeleri gerekmektedir. Kendisini daha önce tehdit ettiler hatta onu öldüreceklerini söylediler. Ayrıca başka hangi grup Mücahid karargâhlarına ingimasi (intihar bombacısı) göndermektedir? Taziye bile yayınlamadılar ve sadece Rahimehullah dediler.

O- “Başka grupların haklarına tecavüz”. Rakka’da çatışmadan sonra tüm ganimetleri kendilerine almaları gibi, Rakka’da bütün tankları kendileri aldılar. Kendilerinden küçük ve zayıf gruplara sürekli saldırılar düzenleyerek silahlarına, mallarına ve üslerine el koymaları. (Haseke eyaletindeki) Sedadi şehrinde Ahrar karargâhına saldırıp silahları ele geçirmeleri ve aynısını daha sonra Nusra’ya da yapmaları gibi.

P- “İslami mahkemeyi reddetmek”.  Daha sonra detaylı olarak anlatacağım şekilde bütün uzlaşma tekliflerini reddettiler.

Q- “On cephelerdeki mücahidlere saldırmak”. PKK ile savaşırken cephede Ahrar ve Nusra’ya saldırmaları, Nusayrilerle savaşırken Livau’t Tevhid’e saldırmaları gibi.

R- “Aşırılık”. Mesela tekfir meselesinde Hariciler büyük günahlar için tekfir yaparlardı. IŞİD ise çok daha küçük şeyler için tekfir yapıyor. Şeyhul İslam haricilerin günah sayılmayacak şeyleri günah sayıp tekfir ettiklerini söyler. Şeyhul İslam haricilerin işaretinin günahları sevap sayıp sevapları günah saymak olduğunu söyler. IŞİD kâfirle oturduğu için insanları tekfir etmektedir ki kafirle oturmak tek başına küfür yahut günah değildir. Aşırılıklarının başka bir işaret şüpheler ve ihtimaller üzerine tekfir yapmalarıdır. Grupları Sahve olarak adlandırmak ve onlara bu şekilde muamele etmek gibi gelecekte meydana gelme ihtimali olan şeylere dayanarak hüküm vermektedirler. Ve simdi kendileri ile savaşan herkes Sahve olarak adlandırılmaktadır ki bu kendi saldırganlıklarına karşı bir tepki olsa bile. Böylece kan dökmeyi helal kıldılar.

İslami Cephe ve diğer İslami gruplara, en sonunda da Nusret Cephesi’ne yaptıkları gibi. Deyrizur’la alakalı beyanatlarında demişlerdi ki: “Onlar Bati için çalışan Sahve ile ayni siperdedirler”. Onlar diyerek Nusra’yı kastediyorlar. Ya IŞİD Rakka emirinin ÖSO’dan biat aldığı için infaz edildiğini söylediği Ebu Sa’d Hadrami? Bu da mı irtidat? Ve biatteki aşırılıkları. Biat-i Umumi talep edip biat etmeyen herkesi günahkâr saymaları gibi.

Bunlar IŞİD’in Suriye’de islediği bazı suçlardır. 46. Alay kampında olanları ise aşağıda izah edeceğiz:

Etarib’deki çatışma başlamadan önce IŞİD Etarib’de bir ÖSO komutanını kaçırdı. Bu kişi kaçırıldığı bölgede ölü bulundu ve IŞİD sonra başka bir ÖSO üyesini kaçırdı. OSO Nusret Cephesi’nden korunma talep etti, bizse doğrudan müdahale etmek istemediğimiz için meseleyi Halep İslam Mahkemesi’ne havale ettik. Kampa (46. Alaya) IŞİD’in baskın yapmasından önceki gece IŞİD Livau’l Ensar’dan kontrol noktasını kendilerine bir gece ödünç vermelerini istedi. Livau’l Ensar kabul ederek kontrol noktasını terk etti. Sonraki sabah ise mevzilerini terk etmediler, silahları da geri vermediler, kampı muhasara edip içindekileri tehdit ettiler. Sonunda biz IŞİD dâhil herkesin kampı terk etmesi doğrultusunda anlaşmaya vardık ve her zamanki gibi IŞİD hariç herkes anlaşmaya uydu. IŞİD bu fırsatı kullanarak kampa baskın yapıp Nusra savaşçıları da dâhil bazı kişileri oldurdu. Sonra Kibt el Cebel köyüne ulaşmak için Etarib’i bombaladılar ve Nureddin Zengi grubu ile çatıştılar. Bu şekilde savaş başladı.

Sonrasında Ebu Reyyan hadisesi, Meskene’yi geri almak ve 46. Alay kampına yârdim etmek gibi sebeplerden dolayı Ahrar bazı cephelere dâhil oldu. Grupların çoğu haklarını almak için IŞİD’e karsı harekete geçti. IŞİD’in elinde esirleri bulunduğu için Livau’t Tevhid (LT) de bu grupların içindeydi. Livau’t Tevhid –esir değişimi için- bazı IŞİD üyelerini kaçırdı, IŞİD ise bunu bilmesine rağmen elindeki LT esirlerini infaz etmeyi seçti.

Rakka’da Ahrar&Nusra ile IŞİD arasındaki çatışmalar IŞİD’in bir Nusra kontrol noktasına saldırmasıyla başladı ve iç savaş patlak verdi. Rakka’da binalara keskin nişancılar yerleştirdiler, Tel Abyad’i bombaladılar. Bir hastaneye girip yaralı Ahrar savaşçılarını öldürdüler. Rakka’da 70 Nusra savaşçısı ve 100 civarında Ahrar savaşçısı öldürdüler.

Dana şehrinde ise IŞİD her taraftan sarılmıştı, bu yüzden şehri Nusret Cephesi’ne teslim etmeye karar verdiler. Nusra şehre girip sancağını diktikten sonra ise anlaşmayı bozdular. Nusra şehirden çekildi ve IŞİD zorla şehirden çıkarıldı. Aynisi diğer yerlerde de oldu, üslerini/şehirlerini Nusra’ya devrettikleri bölgelerin çoğunda anlaşmayı bozdular.

Halep’e gelince, Meskene’de Ahrar ile IŞİD arasında çatışmalar olmuş, IŞİD bazı Ahrar üslerini ele geçirmişti. Hastanedeki herkesi infaz ettikten sonra çekildiler, medyadaki resimler gerçektir ve Nusra’dan da bir kişiyi öldürdüler. Hastaneyi geri vermeleri gerekiyordu ancak bunun yerine herkesi oldurup geri çekilmeyi seçtiler. Kadınlarına tecavüz edildiği bahanesiyle doğudan Ömer Şişani’yi getirdiler, eğer bu iddia doğruysa bizim şehadetimiz onların namusundan önce gelecektir. Fakat IŞİD bunu tekfir edip Sahve diye adlandırdıkları gruplara karsı insanları kışkırtmak için bir araç olarak kullandı. Sisani El Bab’a girdiğinde Halid es Suri ile arasındaki anlaşmayı bozdu ve hala orada savaşmaktadır. Halep’teki gruplar üzerindeki IŞİD baskısı bazı grupların IŞİD saldırılarını püskürtmek için cepheden çekilmesine yol açtı. Rejim de bu fırsatı kullandı, bugün Halep tehlike altındadır. IŞİD Badiye’ye (doğu Humus) çekildikten sonra tecavüzlerine orda da devam etti. Haseke’de PKK ile savaşırken Ahrar’a sildirdi, bazıları kaçtı bazılarını ise biate zorladı. Bu hadiseyi Deyrizur’da Nusra’ya saldırarak bazı üslerini ve petrol rafinerisini işgal etmeleri takip etti. Yüzlerce askerimizin olduğu yerde tedarik yolunu kestiler. Ve bu Deyrizur’da iç çatışmanın başlamasının tek sebebi de değildir. Bu Nusra ve İslam Mahkemesi’ne yönelik aylar suren saldırılardan sonra başladı.

IŞİD’in planı tüm doğu bölgesini ele geçirip diğer grupları kovmaktı. Nusra kendilerine bir mesaj göndererek mahkeme istediklerini bildirdi. Cevaben “bu daha başlangıç” dediler. Sonra Nusra IŞİD’e ültimatom verdi ve üslerini geri almaya hazırlandı. Sonra IŞİD Haseke’deki Nusra üslerine saldırarak Nusra’yi Deyrizur’a çekilmeye zorladı. Çatışma başladıktan sonra Nusra konvoyuna saldırması için bir intihar bombacısı gönderdiler fakat bu kişi açığa cifti. Sonraki gün başka bir intihar bombacısı gönderdiler, bu kişinin yolda arabası bozulunca itmeleri için insanlardan yârdim istedi. İnsanlar araçtaki bombayı görünce şüphelendiler ve IŞİD savaşçısı aracı patlattı. Ayni IŞİD’in Nusra liderinin evine 3 intihar bombacısı göndermesi gibi. Ayni başka bir liderin evine motosikletli intihar bombacısı göndermeleri gibi, orda 2 çocuk yaralandı ve hala hastanedeler. Mayadin’de Ahrar’a karsı bombalı araçlar kullandılar. Nusra başından beri uzlaşma yolunu seçti ve Şeriata uyma çağrısı yaptı. Fakat ilk günden beri IŞİD bütün uzlaşma cabalarını reddetti, bunları şimdi anlatacağız:

A- Zevahiri’nin hükmü ve Halid es Suri’yi arabulucu ataması. Bunu reddettiler hatta Halid es Suri’yi öldürdüler.

B- Cevlani Nusra’nın liderliğini bırakmayı, hem Irak İslam Devleti hem Nusra’nın yeni lider seçmesini teklif etti. Reddedildi.

C- Cevlani, Abdulaziz Katari ile haber göndererek El Kaide ismi altında birleşmeyi, ancak Nusra politikasını sürdürmeye devam etmeyi teklif etti. Reddedildi.

D- Birinci fitneden sonra Süleyman el Ulvan’in girişimi. Reddedildi.

E- Bütün gruplarla barış anlaşması imzalamaları için temasa geçtik. Ahrar, LT, Sukur’us Şam vb hepsi kabul etti. IŞİD kabul etti, ancak sadece bir bölge için. Bu da o bölgede kuşatma altında olduklarından kuşatmanın kaldırılmasını istemeleri sebebiyledir.

F- Cevlani’nin anlaşma yapılmasını teklif eden halka acık beyanatı. Reddedildi. Sonra Adnani’nin kan damlayan açıklaması geldi: “Kan içip kemik yiyen aslanlarla dolu ordularımız var”. Allah askına, kiminle konuşuyorsun Adnani? Irak’ı işgal eden Bush’la mı? Yoksa Nusayri Fatihi Halid es Suri ile mi?

G- Zevahiri’nin teşebbüsü. IŞİD tarafından umursanmadı.

H- Ve Şeyh Muheysini’nin girişimi. IŞİD pratikteki problemlerle alakası olmayan şartlar ileri sürerek dolaylı olarak bunu da reddetti.

Bütün bu barış girişimleri ve âlimlerin desteğinden sonra Bağdadi’nin kendileri ile savaşmayanlarla savaşmayacaklarını söylediği mesajı geldi. IŞİD’e saldırmadıkları halde Sarkiye’deki (doğu bölgeleri Haseke ve Deyrizur kastediliyor- çevirmen) tüm saldırılar Bağdadi’nin açıklamasından sonra geldi ki orda iç çatışma yoktu. Bağdadi adamlarına zulme karşı koymalarını söylüyorsa bunun yolu İslam Mahkemesi’dir, silah bırakıp IŞİD üslerinde Allah’a tevbe etmek değildir.

Son girişim Cevlani’nin 5 gün içinde kayıtsız şartsız İslam Mahkemesi’ne gitmeyi kabul etmeleri ültimatomuydu. Bütün bu olanlardan sonra emin olduk ki IŞİD kendileri ile savaşmayı İslam’la savaşmak saymaktadır. Resmi beyanatlarında olmasa bile davranış biçimleri bu şekildedir. IŞİD sahte mazeretlerle Allah’ın kanunu ile yargılanmayı reddetti, Mücahidlerle savaştı ve yanlış yorumlarla kanlarını ve mallarını helal kildi. Yani IŞİD Şeriatın bir kısmının hükmünü reddeden Taifetul Mumtenia’dir (inkarci taife). (Burada Şeriatla alakalı izahlar yapıyor çevirmen). Problem kendi yorumlarıyken yaptıkları aşırılıklara şaşırmamalıyız, tüm Ehli Bidat bu şekilde başlamıştır. IŞİD’in kendileriyle anlaşmazlığa düsen insanlara muamele sekli ve tekfirleri Hariciler gibi gruplarla benzer özellikle taşımaktadır. (Burada Haricilerle alakalı izahlar yapıyor).

Haricilerle IŞİD’de bulduğumuz ortak nokta şüphe ve ihtimallere dayanarak tekfir etmede acele etmeleridir. Yalnızca bir kişiyi tekfir etmek bile çok tehlikelidir ve büyük âlimler hariç kimse bu meselelere girmemelidir. (Daha fazla izahatlar).

Haricilerle paylaştıkları başka bir özellik ulemaya saygısızlık ve ciddiye almamaktır. Askerlerine ulemayı dinlememelerini soyluyorlar. Ebu Katade ve Makdisi gibi ulemanın ve cihadın liderlerine kendileriyle ayni fikirde olmadıkları için ithamlar yönelttiklerini görebilirsiniz.

Haricilerle paylaştıkları başka bir özellikleri insanların imanını sorgulamak ve test etmektir.

Haricilerin başka bir özelliği Müslüman öldürmek ve kâfirlerle savaşı terk etmektir. (1 yıl içinde) Esad’a yapılan 10 intihar saldırısına karsı Mücahidlere 1 ayda 40 intihar saldırısı yapıldı.

Yani IŞİD Şeriatın hükmünü reddeden saldırgan taraftır (Taifetul Mumtenia) ve Haricilere en çok benzeyen gruptur. Bunların dışında Haricilere benzemeyen özellikleri de vardır; anlaşmayı bozmak, takiyye yapmak ve yalan yere Allah’a yemin etmek gibi. Ve bugüne kadar Allah’ın kanunu ile yargılanmayı reddettiler, bu sebeple İslami acıdan bu grupla savaşmaya izin vardır. Bu da birkaç sebepten dolayıdır:

A- Bize ve mallarımıza karsı saldırıyı başlattılar, bu sebeple İslami açıdan onlarla savaşmamıza izin vardır (Şer’i delil gösteriyor).

B- IŞİD diğer gruplara saldırıları başlatan taraftır (Tekrar Şer’i delillerle izah).

C- IŞİD Nusayrilerle savaşta en büyük engeldir, bu engeli kaldırmak vaciptir.

D- Tekfir konusunda IŞİD, hariciler gibi bidat ehlinin yorumlarına başvurmaktadır. Bunu terk etmezlerse kendileriyle savaşmaya izin vardır.

E- IŞİD mücahidlerin ikmal yollarını kesmiştir. İkmal yolları kesildiğinde savaşmaya izin vardır.

F- IŞİD suçluları saklamaktadır. Bu kişileri İslami Mahkeme’ye teslim etmek istemezlerse kendileriyle savaşmaya izin vardır.

Burada bir noktayı netleştirmek istiyoruz:

Biz intikam almak veya şahsi hesaplarımızı görmek için savaşmıyoruz, saldırıları başlatan da biz değiliz. Biz onlarla Fitne’den dolay değil, bize yaptıkları tecavüzler sebebiyle savaşıyoruz. Bizi buna zorlamasalardı onlarla savaşmazdık çünkü Nusayrilerle savaşmak bizim birinci önceliğimizdir. Amerikan uşakları Suriye Ulusal Koalisyonu, Suriye Askeri Konseyi gibi oluşumlarla işbirliği yapmıyoruz. Ve IŞİD’in kâfir ilan ettiği herkes bizim nezdimizde kâfir değildir, mesela İslami Cephe. Savasımızın IŞİD’in Bati destekli kuklalarla savaşına denk gelmesi bizi endişelendirmiyor. Biz IŞİD’in tecavüzlerini def etmek için savaşıyoruz, bu iki savaşın tesadüf etmesi başka, ittifak etmek ise tamamıyla başka şeydir.

Bu bahsettiğimiz şeyler her asker için geçerli değildir, ancak genel olarak grup için geçerlidir. Muhacirler bizim kardeşimizdir, hicret ettikleri için bizden daha iyi insanlardır, Nusra’da yüksek mevkilerde olan muhacirler vardır ve kendilerini hala kabul etmekteyiz. IŞİD’le olan mücadelemiz Ensar-Muhacir kavgası değildir ancak IŞİD böyle bir resim çizmek istemektedir. Savaşçılarının çoğu muhacir olduğu için bu propagandayı yaparak IŞİD’den başka gidecek yerleri olmadığını telkin ediyorlar.

Sonuç olarak IŞİD’in fikirlerinden masumiyetimizi ilan ediyoruz ve Nusayrilerle savaşa odaklanmak için, kan dökülmesini önlemek için Cevlani’nin Şeriat Mahkemesi’ni kabul etmeniz cağrısını tekrar ediyoruz. Müslüman ümmetine geri dönerseniz sizi affedecektir. Ancak geri dönmezseniz ümmet nerdeyse hedefini (Esad’ı devirmek) tamamlamak üzere olan cihadı sabote ettiğiniz için sizi affetmeyecektir.

Nusret Cephesi Şura Meclisi ve Şeriat Komitesi üyesi Abdullah El Şami tarafından yapılan açıklamayı Ekrem YILMAZ islahhaber.net için Türkçeye tercüme etmiştir.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim