HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Babadan Öğretmene 10 Kasım Mektubu
08.11.2008 22:00
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
İslami Kuruluşların “Resmi Törenleri Boykot Çağrısı” üzerine gerek sitemize gerekse diğer kuruluşlara gerek internet gerekse de telefonla birçok destek geldi. Konunun pratik örneklerini vermek için Mehmet Pamak’ın 10 Kasım törenlerine katılmadığı için düşük notla tehdit edilen çocuğu için okul müdürü ve öğretmenine yazdığı mektubu ilginize sunuyoruz.

10 Kasım 2002 tarihinde yapılan Mustafa Kemali anma ve bir nevi tapınma törenlerine gitmeyen oğlu okul yönetimi ve sınıf öğretmeni tarafından tehdit edilip düşük notla ve dışlanmakla cezalandırılan bir babanın İlköğretim Okulu Müdürü ve öğretmenine yazdığı mektup aşağıya alıntılanmıştır:

Mektubun metni:

Sayın okul Müdürü !

Sayın öğretmen !

Ben öğrencilerinizden Ömer Faruk Pamak'ın babasıyım. Sabredip okumanız temennisiyle ve izninizle, oğlumun durumu ve sizin tutumunuzla ilgili bazı görüşlerimi, açık yüreklilikle paylaşmak istiyorum.

Sizin, özellikle insani ve eğitimci yönünüze hitap etmek istiyorum. Bu mektubu, eğer mümkünse, kendinizi, sahip olduğunuz ideolojiden soyutlayarak ve mümkün olduğunca objektif bakmaya çalışarak okumanızı rica ediyorum.

Geçmişte bulunduğum konumlar sebebiyle genelde tüm egemen sistemin, özelde ise eğitim sisteminin nasıl dayatmacı ve baskıcı olduğunu, ülke insanını nasıl ezdiğini, bunalttığını, resmi ideoloji baskısının oluşturduğu kaotik ortamda, bu ideolojiyi kamuflaj malzemesi olarak kullanan çıkar ve güç odaklarının iş birliği ile halkın kaynaklarının nasıl talan edildiğini, az bir kesimin bu soygunlarla lüks bir hayatı yaşadığı bu ülkede, geniş kitlelerin nasıl sefalete itildiğini, bu sömürü çarkını devam ettirmek uğruna insanların özgürlük ve şahsiyetlerinin nasıl tüketildiğini, anketlerin verdiği sonuca göre halkın % 85 inin, özgürlük ve ekmek için ülkesinden kaçmayı arzuladığı bir çöküntüye nasıl sürüklenildiğini çok iyi tespit edip, bu halden çıkış için mücadele edenlerden birisiyim.

Bu ülkede yaklaşık 80 yıldan bu yana, bir resmi ideoloji, baskı ve zor yöntemine başvurularak ve çok canlar yakılarak egemen kılınmıştır ve bu yöntemle devam edilmektedir. Ülkemiz insanına, toplum mühendisliği yapılarak zorla "Kemalist" ideoloji istikametinde şekil verilmeye, eğitim siteminde baskı ve şiddet kullanılarak, korku salınarak tek tip insan yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda o kadar ısrarcı, tavizsiz ve hoşgörüsüz davranılmaktadır ki, militarizm ilkokuldan üniversiteye kadar adeta terör estirmekte, faşizm egemen kılınmakta, insanlarımıza, çocuklarımıza, hakları, özgürlükleri şahsiyetleri yok eden bir vahşet yaşatılmaktadır.

Okullarda, körpecik ruhlarda ve zihinlerde, vicdanlarda fırtınalar koparacak derecede ciddi tahribatlar yapılmakta, tertemiz fıtratlara müdahale edilip kirletilmekte, insanlarımızın, çocuklarımızın özgür olması gereken iradeleri ve şahsiyetleri yok edilip, ipotek altına alınmaktadır. Başlangıçta tertemiz olan fıtratlar, bu baskıcı, dayatmacı eğitim sonucunda ve diğer baskıya dayalı toplumsal süreçlerde bozulmakta, insanlarımız niteliksiz ve şahsiyetsiz yığınlar haline dönüştürülmektedir. Çıkarlar ve korkular belirleyici hale gelmekte ve insanlarımız "olduğu gibi, inandığı gibi görünmek" halinde başlarına gelecek zulmü iyi bildikleri için, ikiyüzlülüğe, sahtekârlığa, yalana sığınmak mecburiyetini hissetmektedirler. Bir süre sonra bu tercih kalıcı hale gelmekte ve insanlar bu bozgun halini kanıksamakta ve bu ikiyüzlülüğü, yalancılığı doğal bir hal gibi yaşamayı sürdürmektedirler. Bu ikiyüzlülük ve sahtekârlık, hiçbir ülkenin atasözlerinde yaşanmayacak şekilde "atasözleri" alanında bile boy gösterebilmektedir. "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gerekir" , " ite dalanmaktansa çalıyı dolanmak yeğdir", " yiğitliğin onda dokuzu kaçmaktır" gibi pek çok ata sözü de bu iki yüzlülüğü yansıtan ve teşvik eden bir rol oynamıştır.

Sonuçta bu ülke insanının çok büyük ekseriyeti, niteliksiz, şahsiyetsiz ve ikiyüzlü hale gelmeye zorlanmış, büyük çoğunluk yalan söyler, ikiyüzlülükle birbirine karşı sürekli rol yapar hale getirilmiştir. İlkokuldan parlamentoya kadar, insanlar çoğunlukla ikiyüzlülüğü ve yalan söylemeyi, korku sebebiyle ve çeşitli hesaplarla tercih etmekte, inanmadıkları değerlere bağlılık yemin ve andları içmektedirler. Bizim gibi nadiren çıkan, "olduğu gibi görünmek, inandığı gibi konuşmak ve yaşamak" isteyenler ise sürekli zulme maruz bırakılmakta, sürekli DGM'lerde yargılanmaktadırlar.

İşte bütün bunları gören, yakınen tespit eden biri olarak yaklaşık on beş yıldır, çifte standartsız bir insan hakları savunuculuğu yapmaktayım. İnsanlarımızı özgürleştirecek, iki yüzlülükten kurtarıp, onurlu ve erdemli hale gelmelerini sağlayacak, zorbalığı sona erdirip, iradeler üzerindeki ipotekleri kaldıracak ve toplumu şahsiyetli insanlar toplumu haline dönüştürecek özgür ortamların doğması için mücadele etmekteyim.

Hangi ırk, din, ideoloji ve düşünceye mensup olursa olsun, tüm insanların haklarını savunmaktayım. Bu ülkenin insanlarının ikiyüzlülükten uzak, şahsiyetli, onurlu bir hayatı yaşayabilmeleri için mücadele etmekteyim. Toplumun niteliğinin yükseltilmesi için gerekli vasatın oluşumuna yönelik olarak, elimden gelen katkıları sunmaya çalışmaktayım. Bu amaçla kitaplar yazıyor, konferanslar veriyorum. Değişik yayın organlarında yazılar yazıyorum. Bu yüzden de sürekli yargılanıyorum. Bazen beraat, bazen de keyfi ve ideolojik kararlarla mahkum ediliyorum. Ancak DGM'lerde de, size özetlemeye çalıştığım düşüncelerimi, yine ikiyüzlülük yapmadan, hep açık yüreklilikle savundum. Çok bedeller ödedim ama hiç yılmadım. Adalet, özgürlük ve Hak'ka dair doğru taleplerimden hiç vazgeçmedim ve hiç geri adım atmadım. Allah'ın ömrümü bitirmesine kadar da, bu hak ve adalet mücadelemi, kimliğimi ve ilkelerimi koruma duyarlılığımı inşallah sürdürmeye çalışacağım.

Gelelim oğlum Ömer ile ilgili meselenin izahına ;

10 kasım sebebiyle oğlum Ömer'e bir görev vermek istediğinizde, o, korkudan itiraz edememiş, ancak daha sonra da çok huzursuz olmuş ve bazı sebepler beyan ederek, görevi almanızı özellikle rica etmiş, "babamla, önceden belirlenmiş bir başka programımız var, gelmem mümkün değil" demiş, buna rağmen onun bu isteğini reddederek 10 Kasım Pazar günü okula gelmek zorunda tutmuşsunuz. Bu tutumu eğitimcilik anlayışıyla ve insan hakları ile bağdaştırılamaz bulduğum için oğlumu, 10 Kasım Pazar günü okula ben göndermedim. Bu toplumun özgür şahsiyetler toplumu haline gelmesi için, yıllardır bedelini ödeyerek karşı çıkıp itiraz ettiğim baskıcı anlayışla da birebir örtüşen bu davranışa karşı, çocuğumun özgürlük ve şahsiyetini korumak için takındığım bu muhalif tutuma, objektif ve eğitimci olarak bakabildiğiniz taktirde, saygı göstereceğinizi umuyorum.

Ömer de dahil, bütün çocuklara, her hangi bir resmi ideolojinin ya da dinin dayatılmasının, onların özgür bireyler ve şahsiyetli insanlar olarak yetişmelerini engelleyici büyük tahribatlara yol açtığına inanıyorum ve böyle bir tutumu eğitim mantığı ile bağdaştıramıyorum. Okullarda resmi ideoloji adına baskı yapılmasa, çocuklar kendi özgür iradeleri ile bu husustaki tercihlerini yapabilecek, istedikleri din ya da ideolojiyi hiçbir baskı altında kalmadan özgürce seçerek, dileyen pozitivizmi yani Atatürkçülüğü, dileyen İslamı, dileyen Hıristiyanlığı, Yahudiliği ya da sağcılığı, solculuğu vb benimseyip ona göre hayatını düzenleyebilecektir. Ancak o zaman, kimsenin kimseye bir ideoloji ya da dini dayatmadığı, farklı din ve ideolojileri benimseyen insanların birbirinin haklarına saygı gösterdiği, farklıların arasında tarihte olduğu gibi iyi komşulukların ve iyi arkadaşlıkların kurulduğu görülecektir. Böyle özgür bir ortamda ise, çocuklarımız, insanlarımız, oldukları gibi görünmekten korkmayan, ikiyüzlülükten uzak, erdemli, tutarlı şahsiyetler haline gelebilecek, sonuçta daha sağlıklı ve barışçı bir toplum yapısı ortaya çıkabilecektir. Ülkemize görece de olsa, daha huzurlu ve daha adil bir ortam, ancak böyle insan haklarına saygılı, özgürlükçü yaklaşımlarla getirilebilecektir. Bunda da herkesten çok eğitimcilerin sorumluluğu vardır.

Eğitim sisteminin, çocuklarımıza bir resmi ideolojinin zorla empoze edildiği bir zemin, baskıyla beyin yıkaması yapan bir araç olarak kullanılması sizce doğru mudur? Despotizmin, diktatörlüklerin egemen olduğu ülkeler haricinde, dünyanın bütün ülkelerinde, özellikle Türkiye'nin üyesi olmaya çalıştığı batıda, çocuklara özgür ve şahsiyetli bireyler olmalarını sağlayacak imkânlar tahsis edilmekte, eğitim sisteminde onlara ideoloji dayatılmamakta, matematik, fizik, dil, fen ve sosyal bilgiler öğretilmekte, bilgiye ulaşmanın yol ve yöntemleri gösterilmektedir. Hangi dini ya da ideolojiyi tercih edecekleri ve bunun bilgilerine nasıl ulaşacakları konusu ise, doğrudan aileye ve çocuğa ait, dokunulmaz bir hak ve özgürlük alanı olarak kabul edilmektedir. Üstelik bu hak, insan hakları sözleşmeleri ve o ülke anayasalarının da güvencesi altına alınmış bulunmaktadır.

Neden bizim çocuklarımız da, böyle imkânlarla ve özgürce kendilerini geliştirme vasatına sahip olmasınlar? Neden onlara illa bir resmi ideoloji zorla kabul ettirilmeye çalışılır ve hatta bilgi ve ilimden daha çok, neden bu dayatma öne çıkarılır? Neden bilgi bakımından ve dersleri açısından çok iyi olan bir öğrenci dahi, resmi ideoloji dayatmasına teslim olmadığında birden düşman gibi algılanarak, şiddet ve tehditle üzerine varılır ve dışlanır? Bütün bunları vicdani ve insani değerlerle ve eğitim anlayışıyla bağdaşır buluyor musunuz? Objektif baktığınızda ve ön yargılardan soyutlanarak düşündüğünüzde, bir eğitimci ve bir insan olarak bu hususlarda sizin de bize hak vereceğinizi umuyorum.

İşte özetle bu sebep ve duyarlılıklar muvacehesinde, çocuğumu, söz konusu 10 Kasım törenlerine göndermedim. Bu tür Allah'tan başkalarına tazimin, teslimiyetin, itaatin ve bağlılığın da gündeme geldiği resmi ideoloji törenlerine katılımın gönüllü ve özgür katılıma açılması gerektiği halde mecburi tutulması, aynı dinî ya da ideolojik tercihe sahip olmayanların din ve inanç özgürlüklerine bir saldırı ve Türkiye'nin de altına imza attığı uluslar arası belgelerde güvence altına alınan bu en temel hak ve özgürlüklerin en kaba ihlali anlamını taşımaktadır. Üstelik Türkiye'nin de imzaladığı bu belgelerdeki kurallar, anayasa gereğince iç hukuk gibi geçerli hukuk normları olarak kabul edilmektedirler. Bu bakımdan çocuğumun bu temel hak ve özgürlüğüne müdahalenin, hem insani, hem eğitim, hem de Türkiye'de de geçerli uluslar arası hukuk normları çerçevesinde haksız, hukuka aykırı bir eylem olduğuna, itiraz edilip düzeltilmesi gereken çok önemli bir yanlış, çok ilkel bir dayatma ve çok büyük bir zulüm olduğuna inanmaktayım. Bu sebeplerle, çocuğumun resmi ideoloji ritüellerine katılmaya zorlanmasını çok yönlü büyük bir haksızlık olarak görüp itiraz ediyorum. Hatta onu o kadar korkutmuşsunuz ki, gönülden istemediği halde, ruhen yıkılma pahasına da olsa, ikiyüzlülük yaparak katılmaya bile razı hale gelmişti. Ben ise bu ikiyüzlülüğün çocuğumun şahsiyetini zedeleyeceği endişesi ile onun gelmesini her şeyi göze alarak engelledim.

Ancak daha sonra, beni çok daha fazla üzüp, eğitim anlayışınız hakkında tedirginliğe sürükleyen bir haberle sarsıldım. Ve bu mektubu yazmaya karar verdim. Aynı gün çocuklardan törenlere katılanlardan bir kısmı büyük bir panikle ve korku psikolojisi içinde Ömer'i arayıp, ona Türkçe dersinden üç sözlü notu karşılığı olarak üç adet (1) verildiğini haber veriyorlardı. Derslerine düşkün ve çalışkan bir öğrenci olan oğlumun nasıl üzülüp yıkıldığını görseydiniz, inanıyorum ki, insani ve eğitimci yönünüz, ideolojik kimliğinize isyan edecekti. Nasıl korkup, ürktüğünü, onu arkadaşlarının arasında rencide edebilecek bir azarlama ve aşağılamaya muhatap kılacağınız endişesinin onu nasıl okula gelmekten alıkoyduğunu görseydiniz, inanıyorum ki, siz de bu yaptığınızdan pişmanlık duyacak ve utanacaktınız.

Daha sonra da, Pazartesi günü yapılan törende okul meydanında, çok daha ağır baskıların, dört dersten notlarının kırılacağı tehditleri altında hakaretlere varan konuşmaların yapıldığını, hatta küçücük çocukları MGK ile tehdit edip, başka hiçbir okulda da okuyamamalarını temin edeceğinizi bile söyleyerek, nasıl bir korku psikolojisi oluşturduğunuzu haber alınca, kendi ülkemizde parya/köle muamelesi görmek, her halde bu olsa gerek diye düşündüm. Bu yaştaki çocuklara bu kadar baskı ve şiddet göstermek, korku salmak hangi eğitim anlayışı ile bağdaştırılabilir?

Çalışkan bir öğrenciye, derslerde bir başarısızlık göstermediği halde, notu bir silah ve ceza aracı olarak kullanarak tehditlerde bulunmanızdan, eğitim sisteminin geldiği nokta bakımından çok tedirgin olduğumu itiraf etmeliyim. Bu yüzden sizin insani ve eğitimci yönünüze seslenerek diyorum ki, eğer mümkünse bir an için ideolojinizi bir yana bırakarak, bir eğitimci ve yalın bir insan kimliği ile elinizi vicdanınıza koyarak düşününüz. Kendi İslami kimliğine ve dinine aykırı olduğu için Kemalizm dininin törenlerine katılmayan bir öğrenciye karşı notu bir silah gibi kullanmak ve küçük bir çocuk üzerinde tehdit ve şantajla baskı kurmak eğitim mantığı ile bağdaşır mı? Bu yaştaki çocuklara bu kadar baskı ve şiddet kullanmak eğitim ve çocuk psikolojisi ve pedagoji ilminin ölçüleriyle ve evrensel insani değerlerle bağdaşır mı? Bu ülke yönetimi Kemalist güçlerin elinde değil de, başka bir din ve ideolojinin elinde olsa, sizin reddettiğiniz, inanmadığınız bu din ya da ideoloji eğitim sistemine hâkim kılınıp, sizin çocuğunuza da zorla kabul ettirilmeye ve her sabah ona bağlılık andı baskıyla söyletilmeye, çocuğunuzun bu dine göre beyni yıkanmaya, iradesine ipotek konulmaya ve ikiyüzlülüğe zorlanmaya çalışılsaydı, ya da bu resmi dinin önderlerini kutsamaya, onlara tazimde bulunmaya yönelik törenlere, ritüellere sizin çocuğunuz da katılmak ve hatta buralarda görev almak zorunda bırakılsa bunu gönül rahatlığıyla kabul edip, hoş görür müydünüz? Çocuğunuz gitmek istemediğinde ve bunu yapmaya tehditle zorlandığında, ya da not tehdidi altında ve hakaret görme endişesi ile ruhu, şahsiyeti tahrip edildiğinde, bütün bunları, insani, adil ve haklı bulur muydunuz?

Sayın Müdür !

Sayın öğretmen !

Okula bile gelmek istemeyecek kadar morali bozulan oğlumu, zor ikna ederek gönderdik. Ona karşı göstereceğiniz en ufak bir tepki ve sertlik, müthiş bir yıkıma sebep olacak, sınıfınızın başarılı bir öğrencisini, belki de sırf bu sebeple başarısızlığa itebilecekken, çok aşırı ve sert tutum ve tehditlerle oğlumu moral olarak tamamen yıkmış olduğunuzu tespit ettim. Üstelik bu sert ve itici tutumunuz sebebiyle, bundan sonra çocuğumuza sürekli bir ön yargı ve düşmanlıkla davranıp, davranmayacağınız hususunda bizi ve çocuğumuzu endişeye sevk etmiş, tedirgin etmiş oldunuz.

Resmi ideoloji zulmüne karşı bu itirazım ve çocuğumu bu baskıların cenderesine terk etmemem eğer suç ise bu suçumu itiraf ediyor ve şerefle üstleniyorum. Üstelik böyle bir mektubu yazarak size bir belge de vermiş oluyorum. Dilerseniz beni ilgili mercilere ihbar edip yargılanmamı temin edebilirsiniz. Ama lütfen, eğer suçsa, benim "suçum" (!) sebebiyle oğlumu cezalandırmayın ve onu arkadaşları içinde rencide edecek, onuruyla oynayacak, eğiticilikle de bağdaşmayacak tehdit ve hakaretlere varan davranışlarınızı sürdürmeyin.

İşte bu insani gerekçelerle kaleme aldığım bu uzun mektubumu okuduğunuz ve vaktinizi tahsis ettiğiniz için size teşekkür ediyorum. Konuşmayı değil de mektubu tercih etmem, konuşma sırasında, ne kadar tahammül edeceğinizden emin olmamamdan ve meramımı rahat anlatabilmek imkânını bulamayabileceğime dair endişemden kaynaklanmıştır. Ancak eğer siz görüşmeyi arzu ederseniz, davetinize icabet edeceğimi bilmenizi isterim. Vakit ayırıp okuduğunuz için tekrar teşekkür eder, iyi günler dilerim.

11 Kasım 2002

Mehmet Pamak

Ömer Faruk Pamak'ın Babası

 

AÇIKLAMA: 11 Kasım 2002 tarihli bu mektubu alan Müdür, Md. yardımcısı vasıtasıyla M. Pamak'ı aratarak özür diledi, öğretmeni de uyardı ve bilahare de öğretmenle görüşme sağlandı. Öğretmen M. Pamak'a Voltaire'in sözüne atıfta bulunmak suretiyle "düşüncelerinize katılmıyorum ama düşünce özgürlüğünüzü savunuyorum" diyerek, bundan sonra oğlu Ömer Faruk Pamak'a resmi ideoloji dayatmayacaklarını ve verdikleri ceza mahiyetindeki düşük notları da iptal ettiklerini söyleyerek özür diledi. Çünkü böyle davranılmazsa, bir baba olarak M. Pamak'ın her şeyi göze alarak kendileriyle sonuna kadar mücadele edeceğini anlamışlardı. Bu olay, ateşten korumak üzere tedbir almaları gerektiği halde çocuklarını resmi ideoloji esaretine terk edip bir daha ilgilenmeyen bütün anne babalara sorumluluklarını hatırlatmalıdır. Bu örnek, bütün anne babalara, çocuklarına sahip çıkarak bu tür törenlere göndermeme ve en çirkin insan hakları ihlali, en ilkel zulüm olan bu baskı ve kuşatmaya karşı itiraz etme konusunda cesaret vermelidir.

Haksöz-Haber

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 19 Yorum
radikal
20 Şubat 2009 Cuma 12:34
teşekkür
mehmet abiyi tebrik ediyorum.ama kendininde parlementoda
görev aldığınıbiliyoruz anayasa hazırlanırken kendininde orda olduğunu biliyoruz 12 eylül yasalarını
söylediklerine tamamen katılıyorum ancak kendiyle tazat oluşturduğunu düşünüyorum s.a

EDİTÖR: Kardeş, Mehmet Pamak, daha önceki yaşantısını zaten "cahili" olarak tanımlıyor. Tevhidi İslam ile tanıştıktan sonraki hayatı hep istikamet üzere bir mücadele ile geçmiştir. Dolayısıyla ortada herhangi bir tezat yoktur! .

misafir
18 Kasım 2008 Salı 13:01
salih amel
rabbim yapmis oldugunuz bütün salih amellerinizi kabul etsin.Allah razi olsun Mehmet abi.sizi seviyoruz.kime yapilirsa yapilsin haksizliklari her yerde dile getiriyor ve bu onurlu durusunuzla bizlere örnek oluyorsunuz..
aynur camadan
14 Kasım 2008 Cuma 19:55
tüm kalbimle katılıyorum
saygıdeğer hocam ben kuranla daha yeni tanıştım ve kuranı okudukça nasıl yanlışların nasıl kul dayatmalarının içinde yaşadığımı daha iyi farkettim. bu davranışınızı tamamen doğru buluyorum ve kampanyanızı tüm kalbimle destekliyorum. inşallah yavrularımızı butür dayatmalardan ayrı tutarak hakkın yolunda yaşamaları için hakkıyla yetiştirebiliriz. selamün aleyküm..
m.a
11 Kasım 2008 Salı 23:12
babanın endişesi
s.a.
bu ülkede yaşayan ailelerin yapısı aklıma geldi, yapay ilişkiler, anlamsız sevgiler, hedefsiz beyhude eğitimler,evet memed abide gerçek endişeyi, gerçek sevgiyi, ve gerçek baba duyarlılığı gerçekten dikkate değer bir örnekliktir.
doğrusu bu onurlu babaların kıymeti bilinmeli.
bu konuda ,memed abiye bir yazaar gözüyle değil, bir baba olarak okuduğunuz zaman durum daha açık ve hassas merhamet duygusunu görebiliyoruz.
evet bilinçli el öpmenin çok büyük anlamı vardır , bu bilinçle memed abi ellerinden saygıyla öpüyorum.
bize örnekliğiniz, hayat boyu devam etmesi dileğiyle..
Sevil Önel
10 Kasım 2008 Pazartesi 23:54
Sessizliğimize ses oldunuz!
Yazınızı okuduğumda şöyle bir sirkelendim.Sessizliğime ses olduğunuz için size teşekkür eder ellerinizden öperim.Allah sizden razı olsun ve yolunuzda muvaffak eylesin.Ve ey insan gibi yaşamak isteyenler uyanın!...
Bavé Şilan
10 Kasım 2008 Pazartesi 21:53
Ellerinizden Öperim!
Mehmet abi,
Rabbim size sağlık, afiyet ve uzun ömürler versin.

Ellerinizden öperim, yangın yürekli değerli ağabeyim!.
halil kısaparmak
10 Kasım 2008 Pazartesi 12:53
süper
yaa bu çok güzel bir durum sizi yürekten tebrik ediyorumm.
İllellezine emenu ve amilus salihati ve tevasav
10 Kasım 2008 Pazartesi 10:34
selamün aleyküm
evet maalesef bu konu çok ciddi bir mesele.okullarda bu dayatma sınır tanımıyor ve gerek öğrencinin korkusu gerekse ailelerin çekinmesi eğitimcilerin bu kadar dayatmacı davranmalarına neden olabiliyor ama müslüman olarak sonucu ne olursa olsun bu gibi durumlarda susmamak ve mücadele etmek gerekir.ve bunu birbirimize aktarmalıyız.çocukların eğitimleri tehlikeye girse bile Allah'ın hükümlerinin çiğnenemeyeceğini bilip öyle davranmalı ve öyle yaşamalıyız.Rabbimiz Mehmet Pamak'dan razı olsun,inşallah bu gibi örnekler herkesi yüreklendirir,baskıcı ve dayatmacı zihniyete karşı mücadeleyi artırır.
FÜTÜVVET
10 Kasım 2008 Pazartesi 09:45
TEBRİK EDERİZ HOCAM SİZLERİ
Allah Razı Olsun Hocam Hakkı Her zaman Haykırıyorsunuz Allah Ömrünüze Bereket Katsın Ellerinizden Öperim..
Uhde
10 Kasım 2008 Pazartesi 07:00
İyi örnekler varmış demek ki
İlkokul ve sonrasında zorunlu olarak bu törenlerde görev almamız için ciddi baskılar vardı. Bu işler olurken zorunlu görevlendirilen öğrencilerin derslerinin aksamasını kimse takmıyordu bile.

İlkokulda kimse görev alıp almak istemediğimi sormadan, törende görev vermişlerdi. Öğretmenin gözü önündeki üzüntüme rağmen, istemediğimi birşekilde ifade etmeme rağmen yine de katılmamı istemişlerdi.

Fıtrattan gelen temiz duygular ve gelen baskılar, utandırma çabaları arasında kalan çocuklar gerçekten büyük yaralar alıyorlar.

Mehmet Ağabey gibi evladının arkasında duran aile önemli gerçekten, yoksa çocuklar kendilerini yeterince ifade edemediklerinden dolayı büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliyorlar..
yolcu
10 Kasım 2008 Pazartesi 00:57
düzenin kutsal günleri
1995 yıllarıydı lise dönemi,İslam ile yeni tanışıyordum,hayatı yeni yeni kavrıyordum.Amcam küçükken bana bir soru sormuştu Milliyetçimi yoksa Milli Görüşçümü olacağıma dair.Ben bu soruyu yıllar sonra anlamıştım ve ben bunların hiçbiri vede başka bişey olmayıp Tevhid-i İslamla tanışmıştım.Bu dini kabullenmek kadar bunun şahidliğinide yapmak müslümanlar olarak üzerimize vazifedir.
Mehmet abiyi o yıllardan beri tanımaktayım Allah razı olsun örnek şahidliği için.
Lisede okurken resmi törenlere katılmadığım için okul yönetimi tarafından sürgün tabir edilen yöntemle başka bir okula gönderildim.
Bunu onların kutsallarına karşı çıktığım için yapmışlardı.Kimliğimizden ve kişiliğimizden ödün vermeden düzenin karşısında durabilmek çok önemli .Bunu 15 yaşındaki bir Müslümanda 35 yaşındaki bir Müslümanda aynı bilinç ve inançla yapabilmeli.
Bu konuda Müslüman anne ve Müslüman babalara çok iş düşüyor.

Onlar bu şahidliğin öncüleri olabilmeli.
selam ve dua ile.
Ebuşehadet/MARDİN
09 Kasım 2008 Pazar 21:09
Mehmet Abiye yakışan Mektup
bu mektubu okuduğum zaman şaşırmadım.Çünkü Mehmet abiye yakışan bir mektup ve şahitlik örneği.Keşke bizde bütün aileler ve eğitimciler olarak bütün korkulardan özellikle rızık korkusundan arınarak gerçek rızkın Allah tealadan olduğuna inanıp gerçek şahitler olabilsek.Böyle şahitliklerin toplumsal olarak yapılması anlamlıdır.Umarım bu ruh sadece bireysel çabalar olarak veya birkça derneğin sınırlı eylemleri olarak kalmaz ve umarım tüm kesimleriyle islami kesimlerin toplumu kuşatan bir eylemine dönüşür.
Mehmet abinin herkonuda olduğu gibi bu konudaki öncü rölüyle tekrar kutluyorum.Allah Teala bu konudaki şahitliğini kabul etsin.
Kızıltepeden kendisine selam ve dualarımızı gönderioruz..
onur
09 Kasım 2008 Pazar 19:09
ne güzel..
lisedeyken 19 mayıs törenlerinde görev almayı kabul etmediğim için dindar müdürümüzün üzerime ne kadar geldiğini hatırlıyorum...
birbey
09 Kasım 2008 Pazar 15:06
....
zaten makul ve mantıklı bir şekilde bakışaçınızı sakin ve soğukkanlılıkla izah ettiğiniz zaman sistemin ve onu ayakta tutmaya çabalayan memurlarının konuşacak ve savunacak pek bi söylemleri olmadığını kanıtlayan bir mektup olmuş. allaha havale edip ahirette yakasına yapışma mantığındansa çalıyı dolaşmayıp itle boğuşmayı tercih etmesinden dolayı m.pamak beyi selamlıyorum....
Ferhat
09 Kasım 2008 Pazar 14:43
Güzel örnek
Mehmet abinin bu güzel tutum ve eyleminden dolayı Allah razı olsun .Tüm müslüman ailelerinde bu tür eylem ve tutum içinde olmalarını diliyorum .Vesselam..
HAMZA SELÇUK
09 Kasım 2008 Pazar 10:28
ÖNCÜ OLMANIZ GÜZEL
S.A
BEN BÖYLE BİR EYLEME ÖNCÜLÜK ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDER RABBİMİN RAZI OLMASINI TEMENNİ EDERİM.
BİRÇOK MÜSLÜMAN GİBİ BENDE 2 ÇOCUĞUMU BU GÜNE KADAR RESMİ TÖRENLERE GÖNDERMEDİM.
ANCAK EN SON 29 EKİM GÜNÜ TÖRENLERİNDEN SONRA 4. SINIFA GİDEN OĞLUMA VE GELMEYEN ÖĞRENCİLERE SOSYAL BİLGİLER DERSİ PERFORMANSINA SIFIR VERİLECEĞİNİ SÖYLEMİŞLER. SIFIR VERMELERİ BENİM TUTUMUMU ETKİLEMEYECEK AMA VARSA HUKUKİ HAKLARIMIZ ONUDA BİLMEK İSTERİM.BU KONUDA BİZLERİ BİLGİLENDİRİRSEİZ SEVİNİRİM. ALLAH EYLEMİNİZİ KABUL ETSİN. Editörün Notu: Büyük harflerle yazılmış yorumların onaylanmayacağına ilişkin uyarı yazısına rağmen bazı kardeşlerimizin bu kurala riayet etmediğini görüyoruz. Lütfen dikkat edelim. Muhtemelen Hamza Selçuk isimli okuyucumuzun bu uyarıyı fark etmemiş olması ihtimaline binaen yorumunu yayınlıyoruz..
Şahidim Ya Rab!
09 Kasım 2008 Pazar 09:56
...
Söylemleri ile eylemleri yani sözü ve özü örtüşen bir müminin Rabbi karşısında dik duruşunun resmidir.

Demek ki konferanslarda öğüt verirken yaşamlada örneklemek gerekiyormuş.

Allah Razı olsun Pamak Hocam.
Dua ile....
Yusra
09 Kasım 2008 Pazar 00:40
Selamun Aleyküm
Başta dik duruşuyla hakkı haykıran ve tüm sivil toplum kuruluşlarımıza örnek olan Özgür-der,i tebrik ediyorum.ve sayın mehmet pamak hocamıza,da mektup için teşekkür ediyorum.zaman,lama harika inşallah inanan tüm kardeşlerimiz le beraber bu boykota aracıyız.Zafer inanan,larındır.....
Halil İncekara
08 Kasım 2008 Cumartesi 23:55
Tebrikler...
bu mektubu yazdığı için Mehmet Pamak abiyi, yayımladığınız için de sizleri tebrik ediyorum, umarım bu tür faaliyetler yaygınlaşır ve bu mektup herkese örnek olur, selam ve dua ile....
DİĞER HABERLER
30 Temmuz 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
İKTİBASLAR