1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Muş Özgür-Der’de “Elmalılı Hamdi Yazır” Konuşuldu
Muş Özgür-Der’de “Elmalılı Hamdi Yazır” Konuşuldu

Muş Özgür-Der’de “Elmalılı Hamdi Yazır” Konuşuldu

​​​​​​​Özgür-Der Muş Temsilciliğinin konuğu Murat Kayacan, Muş Eğitim-Bir Sen seminer salonunda “Elmalılı Hamdi Yazır” adlı bir seminer verdi.

A+A-

Müderris, müfessir, fikir adamı ve yazar olan Elmalı Hamdi Yazır’ın (1878–1942) Antalya’nın Elmalı ilçesinde doğduğunu, 17 yaşındayken (1895) İstanbul’daki Küçük Ayasofya Medresesine yerleştiğini ve Kayserili Büyük Hamid Efendi’den ders aldığını belirten Kayacan sözlerini şöyle sürdürdü:

Yazır, Meşrutiyet idaresini savunsa da Batılı tarzda değil, şeriata uygun bir yönetimi hedefledi. II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi fetvasının taslağını yazmada rol üstlendi. II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya milletvekili olarak girdi. Cumhuriyet ilan edildiğinde, İstiklal Mahkemesi tarafından yargılandı ve Milli Mücadele sırasında İstanbul hükümetlerinde görev yaptığı için idama mahkûm edildi. Ancak İttihat ve Terakki üyeliği yaptığından olsa gerek suçsuz bulunup serbest bırakıldı. Artık o, evle cami arasında gidip gelen bir hayatı seçti. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir tefsir kaleme alınması kararı alınca, Diyanet İşleri Reisliği bu işi Elmalılı’ya önerdi. O da Hak Dini Kur’an Dili adlı eserini kaleme aldı.

Halifelik konusuna gelince Yazır, kanunu halifenin üstünde, onu da bağlayan bir şey olarak görmektedir. Kendisini kanunun üstünde görürse onun değil, halkın dediği olur. Hilafet, parlamentoya dayalı İslamî bir yönetim demektir. Halife, yabancı ülkelerdeki Müslümanların koruyucusu değildir. Onlarla aradaki bağ, manevi bir bağdır. Sultanlık rejimi baskıyı da içerdiğinden, özgürlüğün gündemde olduğu bir dönemde hilafeti parlamento ile birlikte düşünmek gerekir. Halife adlandırması; padişah, imparator vs. gibi bir adlandırmadır, ona özel bir anlam yüklemeye gerek yoktur. Müslümanların gayrimüslim vezir ve vekilleri olabilir. Halife, Gerektiğinde yönetime el koyma hakkını iptal etmeden, görevini bir başbakana devredebilir. Halifenin başkadısı ve müftüsü de vekiller arasında yer alabilir. Yazır’daki halifenin yetkilerini daraltma eğilimi, onun bir dönem İttihat ve Terakki üyeliği ile birlikte düşünüldüğünde şaşırtıcı görülmemelidir.

Halis Albayrak’ın ifadesiyle Yazır’a göre diyanet, dinin insan tarafından yaşanan şeklidir. Dini kabul öncesinde de kabul ettikten sonra da seçme hürriyeti yoksa dinden söz edilemez. Zorlama sonucu açığa vurulan iman, gerçek iman değildir. Namaz, hac, oruç, cihat vb. ibadetlerde de durum böyledir. Dinin hayra yönlendirmesi zorunlu ve cebri değildir.

Albayrak, Yazır’ın “dinu’l-hak” terkibini kullandığına da dikkat çeker. Bu terkip hak dini değil, “Hakkın dini” anlamındadır; hak din diye anlaşılamaz; çünkü sıfat terkibi değildir. Yani onun bu ifadesindeki “hak” hem Allah’ın güzel isimlerinden birisi olan hakkın hem de Türkçe’deki hak kelimesinin karşılığıdır.

“Bugün sizin dininizi tamamladım.” (Maide, 5: 3) ayetinden yola çıkan Yazır, müminlere imanın, ahlak kurallarının, yasama ve içtihat kanunlarının eğitiminin verildiğini ifade eder.

Yazır’ın ruh, Allah’ın eli, gözü vs. konularındaki görüşlerini de aktaran Kayacan, konuşmasında Yazır’ın en önemli eseri Hak Dini Kur’an Dili adlı eserinin kaynaklarından, özelliklerinden ve bu tefsire yönelik eleştirilerden de söz etti.

Program sorular bölümünün ardından sona erdi.

mus-20171112-02.jpg

mus-20171112-01.jpg

HABERE YORUM KAT

1 Yorum