1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "Kur'an Ayı Ramazan"
"Kur'an Ayı Ramazan"

"Kur'an Ayı Ramazan"

Özgür-Der Amasya Temsilciliği Ramazan Sohbetleri'nde bu hafta "Kur’an Ayı Ramazan" konusu işlendi.

A+A-

Haksöz Haber Sitesi Yazarlarından Mustafa Siel tarafından, Bakara Suresi 185 ve 186. ayet çerçevesinde gerçekleştirilen sohbette konu ile ilgili olarak şu hususlar dile getirildi.

BAKARA SURESİ 185. AYETİN MEALİ- (Oruç tutmanız gereken sayılı günler) ramazan ayı (içindeki günlerdir). (Orucun bu ayda tutulmasının hikmeti ise), tüm insanlar için doğru yol rehberi olan (huden linnas) ve (bu rehberliği kabul edip gereğini yerine getirenler – iman edip takvalananlar için izlemeleri gereken) doğru yol ile (bu yolda yürürken her konuda) hakkı batıldan ayırmaya dair açık ve açıklayıcı net bilgiler (beyyinatın minel huda ve furgan) içeren Kur’an’ın bu ayda indirilmiş (indirilmeye başlanmış) olmasıdır.

O halde, sizden kim bu ayın girdiğini görürse, o ayda oruç tutsun. (Bu ay içindeki günlerde) sizden kim hasta ya da yolculuk halinde olursa, (bunlar yada benzeri meşru mazereti nedeniyle tutmadığı) gün sayısınca (ramazan ayı dışındaki) diğer günlerde tutmalıdır.

Allah (oruç tutmanızı emretmek ve meşru mazereti olanların sonra tutmasına ruhsat vermekle) sizin için zorluğu değil kolaylığı irade ediyor (ettiğini gösteriyor). (O halde gücünüz yetiyorsa ramazan ayında orucunuzu tam tutun. Ama hasta yada yolculuk halinde iseniz yada başka meşru ve makul mazeretiniz söz konusu ve özellikle oruç size zarar verecekse, o günlerde tutmayıp, tutmadığınız bu günler sayısınca ramazan çıkınca tutmak suretiyle, mutlaka tamamlayın.

(Orucu sadece fiilen tutmak ve sayıyı tamamlamakla orucun ve Ramazan’ın hakkını vermiş olmazsınız, bu ayda ve tuttuğunuz oruçlar esnasında), sizi hidayet ettiği şey üzere  (Kur’an mesajlarını tekrar gözden geçirin ve bu mesajlarda öğrettiği esaslar dâhilinde) Allah’ın büyüklüğünü sık sık hatırlayın ki, (ancak bunların tümünü yaparsanız) Allah’a gerçekten şükretmiş olursunuz.

RAMAZAN ORUÇ VE KUR’AN AYIDIR

Bakara Suresi 185. ayette açıklandığı üzere, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ay olması nedeniyle Ramazan ayında oruç tutulması farz kılınmıştır. Bu şekilde hem Kur’an’ın indirilmesinin insanlar için önemi teyit edilmiş, hem de bu ayda oruç ikliminin olumlu etkilerinin de yardımıyla Müslümanlara her konuda hakkı gösteren Kur’an mesajları (ayetleri meal ve tefsirleriyle okuyarak anlamak ve üzerinde düşünmek suretiyle) üzerinde tekrar durulması –  yoğunlaşılması gerektiğine işaret edilmiştir.

Nitekim ayette Kur’an’ın tüm insanlar için hidayet rehberi olduğu, bu rehberi kabul edenler içinse, hakkı batıldan ayıran doğru yolu açıkça ortaya koyan mesajlar içerdiği belirtilerek, bu mesajların tekrar gözden geçirilmesine dolaylı olarak işaret edilmiştir.

KUR’ANI ANLAYARAK OKUMADAN GEÇEN RAMAZAN, RAMAZAN DEĞİLDİR

Ramazan ayı ve oruç uygun zemin oluşturması nedeniyle, Kur’an mesajlarının düşünsel bazda tekrar gözden geçirilmesi – hatırlanması, hem de bu mesajların duygusal bazda tekrar içselleştirilmesi ayıdır.

Ramazan ayında tutulan oruçlar, Kur’an mesajlarının tekrar gözden geçirilmesi ve bunların olumlu duygusal etkileri ile Yüce Allah’ın gereğince büyüklenmesi (tekbir) ve nimetine şükredilmesi; bunu neticesi de takvada tazelenme, yenilenme ve pekişme olacaktır ki, orucun temel hikmeti zaten budur.

Bu nedenle Kur’an’ın anlayarak okunması suretiyle vermek istediği mesajlarının yeniden gözden geçirilmediği – hatırlanmadığı bir Ramazan – oruç ayı, kamil bir ramazan ayı olmayacaktır.

KUR’ANI ANLAMADAN TUTULAN ORUÇ TAKVAYA VESİLE OLMAZ

Ayetlerde Kur’an’ın tüm insanlar için hidayet – doğru yol rehberi olması, bu rehberliğin hakkı batıldan ayıran (furkan) açık mesajlar şeklinde ortaya konması üzerinde önemle durulmalıdır. Fatiha Suresindeki, ancak hakkı arayanların ulaşabileceği nimet verilenlerin dosdoğru yoluna (sıratı müştekim) ulaşmak ve o yol üzere sapmadan son nefese kadar yürüyebilmek için yaptığımız duanın bir nevi cevabıdır bu ayet.

Yani dosdoğru yolu gösteren Kur’an mesajlarını anlamak, içselleştirmek ve günlük hayatımızda uygulamak suretiyle eğriyi doğrudan ayıracak bir bilince ulaşabilir ve bu bilinci hayatımızda hakim kılabilirsek (takva), bu şekilde rüşte ve kurtuluşa erişebiliriz.

Bakara Suresi 183. ayette orucun farz kılınmasının temel hikmeti olarak bildirilen takvaya (Allah’ın ahiret azabından korunmak için sakınmaya) vesile olması hikmeti ancak bu şekilde gerçekleşebilir.

MUKABELE VE ANLAMADAN SADECE ARAPÇA'SINI OKUMAKLA KUR’AN OKUNMUŞ OLMAZ

Özellikle hanımlarımızın Ramazan ayındaki güzel uygulamalarından birisi de, Kur’an okumayı iyi bilen hoca hanımların nezaretinde mukabele yapmalarıdır. Lakin sadece Arapça okumakla Kur’an anlaşılmadığından Kur’an okunmuş olmayacağı gibi, kimseye bir faydası da olmaz.

Yapılması gereken, gerek tek başına olsun gerekse mukabele şeklinde olsun, Kur’an’ın Arapçasının okunmasının ardından mutlaka mealinin de sesli olarak okunması ve anlaşılmayan hususlarda güvenilir tefsirlere başvurularak daha iyi anlaşılmaya çalışılmasıdır.

Eğer böyle yapılırsa Ramazanda ferdi ve mukabele şeklinde Kur’an okumaları gerçek amacına ulaşmış, takvamıza katkı sağlamış olacaktır.

BAKARA SURESİ 186. AYETİN MEALİ- Kullarım sana beni – benden sorarlarsa (onlara benim adıma şöyle söyle); ben (onlara) çok yakınım ve bana dua ettiği zaman dua edenin (uygun olan) duasına mutlaka karşılık veririm.

O halde kullarımda benim (davetime – Kur’an mesajlarına) karşılık verip iman etsinler (ve gereğince amel etsinler ki), ancak bu şekilde (her konuda) doğruyu eğriden ayırt edebilecek rüşte (ve neticesi olan gerçek kurtuluşa) erişebilirler.

YÜCE ALLAH BİZE BİZDEN DAHA YAKIN, MESELE BUNUN İDRAKİNE VARABİLMEKTE

50.Kaf Suresi 16. ayette, Yüce Allah’ın insana şah damarından daha yakın olduğu ve nefsinin (hevasının) insana ne gibi vesveseler verdiğini bildiği bildirilmektedir. Bu ayetten de anlaşılacağı üzere, Yüce Allah insanın iç dünyasındaki farkında olduğu duygu ve düşüncelerinden (bilincinden) haberdar olduğu gibi, insanın iç dünyasında farkında olmadığı şeylerden de (bilinçaltından da) haberdardır.

Bu ayet aynı zamanda, Allah’tan başka aracılar (şefaatçiler – kayırıcılar) edinmenin imkansızlık, yanlışlık ve faydasızlığını da ifade etmektedir. Allah kuluna bu kadar yakın olup, ne istediğini ve neyi hak ettiğini bilirken, araya nasıl ve niye aracılar girsin ki? Sadece bu ayet bile aynı zamanda bir şirk eylemi olan Allah ile aramıza veli, şeyh gibi aracılar sokmaya çalışmamızın aynı zamanda anlamsızlığını ortaya koymaya yetmektedir aslında.

İnsan hayatının her anını bu bilinçle, Allah’ın her an her şeyinden haberdar olduğunun bilinciyle geçirmeye gayret etmelidir. Oruç esnasında insan her an Rabbinin yakınlığını ve kendisini düşünce ve duygularına değin izlemekte olduğunun ister istemez bilincindedir. İşte oruç ibadeti, özelliği gereği insanın ister istemez bu bilinçle geçirdiği bir zaman dilimi olup, tüm hayatını bu bilinçle geçirmesi için bir antrenmandır aynı zamanda.

YÜCE ALLAH ANCAK KUR’AN DAVETİNE İCABET EDENİN HAYIRLI DUASINA İCABET EDER

Kişi Allah’tan olan her türlü meşru talebinden – duasından haberdar olduğunun ve bunlardan uygun gördüklerini karşılayacağından da bilincinde olmalıdır daima. Dua için ellerin açılmasına, dudakların oynatılmasına bile gerek yoktur. İnsanın iç dünyasında Yüce Allah’tan talepler oluştuğu anda, bu talepler Yüce Allah tarafından alınıp kaydedilir ve uygun olanları uygun olduğu zamanlarda karşılanır.

Lakin önce insan Rabbinin daveti olan Kur’an’a, mesajlarındaki emir ve yasaklara icabet edip gereklerini yerine getirmeli ve bunlara göre Yüce Allah’tan talepte – duada bulunmalıdır. Rabbinin davetine icabet edebilmek içinde, Kur’an’ın hakkı batıldan ayıran, kişiye eğriyi doğrudan ayırma rüştünü kazandıran mesajlarını iyice anlamalı, bu mesajlara iman edip içselleştirmeli ve hayatında uygulamak için azami gayret sarf etmelidir.

Yüce Allah’ın bu davetine icabet etmeyenlerin, yani Kur’anı okuyup anlamayan ve hayatında uygulamaya çalışmayanların duasına Yüce Allah icabet etmez. Kur’anı okuyup anlayan ve hayatında uygulamaya çalışmak suretiyle davetine icabet edenlerin duasına ise, icabet ettikleri derecede karşılık verir.

YÜCE ALLAH İSTEDİKLERİMİZİ DEĞİL BİZİM İÇİN HAYIRLI OLANLARI VERİR

Yüce Allah hak eden kullarının dualarına icabet ederken, bizim istediğimiz her şeyde ve şekilde ve zamanda değil, bizim hayrımıza olan şeylerde, şekilde ve zamanda karşılık verir dualarımıza. Çünkü 2.Bakara Suresi 216. ayette belirtildiği gibi sevip olması için dua ettiğimiz bazı şeyler bizim için olumsuz olabilirken, hoşlanmadığımız şeyler hayrımıza olabilir.

17.İsra Suresi 11. ayette belirtildiği gibi, insan kendisi için hayırlı olan şeyleri talep ettiği gibi, hayır zannederek şer şeyleri de talep edebilir ve talep ettiğini hemen ister. Yüce Allah hak eden kullarının dualarından onların hayırlarına olanları zamanı gelince verip, şer olanları vermez.

DUALARIMIZIN ÖZÜ HİDAYET, YANİ SIRATI MUSTAKİM ÜZERE YAŞAYIP ÖLEBİLMEK OLMALIDIR

2.Bakara Suresi 200’den 202’ye kadar olan ayetlerde, yanlış ve doğru dualara misal verilmiş, ancak doğru dua edenlerin dualarına karşılık verileceği kurtuluşa erişebilecekleri bildirilmiştir.

Allah’ın davetine icabet eden kişi, namazlarımızın her rekatında okuduğumuz Fatiha Suresinde bize öğretildiği üzere Yüce Allah’tan rüştü (hayatının her anında ve alanında hidayet üzere olup eğriyi doğrudan ayırt ederek sıratı müstakim üzere yaşayabilmeyi) talep eder.

Yüce Allah’ın bu kişinin bu hak duasına icabeti ise, öncelikle 2.Bakara Suresi 1’den 5’e kadar olan ayetlerde bildirildiği üzere, indirmiş olduğu hidayet – sıratı müstakim rehberi olan Kur’anı okuyup anlama ve iman ederek hayatına uygulamasını bildirmek suretinde olur.

Bilahare böyle yapmaya çalışan takva sahibi Müslümana doğruyu eğriden ayırt edecek rüşt nasip ederek Fatiha Suresindeki duasına karşılık vermiş ve onu nimet verilen peygamberler ve salih kullar arasına katmış olur.

HABERE YORUM KAT