1. HABERLER

  2. KİTAP

  3. Kan ve İnanç – Kitap-
Kan ve İnanç – Kitap-

Kan ve İnanç – Kitap-

Sitemiz okuyucuları için kitap değerlendirmelerine devam eden Asım Öz, bu hafta Aliza Marcus 'un Kan ve İnanç: PKK ve Kürt Hareketi'ni ele alıyor.

30 Eylül 2011 Cuma 13:42A+A-

 

Kan ve İnanç, dünden bugüne PKK’nın hikâyesini, oluşumunu, iç tartışmalarını, infazlarını, tek adam otoriterliğini bütünüyle ele almaya çalışan bir kitap.

Asım Öz / Haksöz Haber

kanveinanc1.jpgPKK'nın Güneydoğu'daki faaliyetinin başarısının dikkatli bir plan izlemesi ve cesaret göstermesi kadar, hiç de azımsanmayacak sebatından kaynaklandığını belirten Aliza Marcus “PKK kontrolünü her tür yeni, sivil başkaldırıyı yönetecek biçimde yasal örgütlenmelerin içine doğru genişleterek yapmayı planlıyordu: Uzun zaman önce, asilerin savaşını, Türkiye'nin Kürt bölgesi üzerinde denetim gücü iddiasında bulunamayacağı bir noktaya getirmek vaadinde bulunmuştu.” diyordu sanki bugünleri anlattığı akıcı ve yorum gücü yüksek kitabında. Ardından doksanlı yıllar özelinde şunları ifade ediyordu: “Türkiye'de siyasal sistem Kürt sorununu ele almak için hiçbir zaman esaslı bir irade göstermemişti.”

2007’de ABD’de yayımlandığında büyük ilgi gören ve eylemleri, stratejileri ve yaklaşımı 1983-95 yıllan arasında biçimlenmiş olan PKK konusunda bugüne dek yazılmış “en nesnel” ve “kapsamlı” çalışma olarak nitelenen Kan ve İnanç, Aliza Marcus’un yıllara dayanan emeğinin ürünü. Mehmet Ali Birand’ın “PKK’ya soğukkanlı yaklaşıyor. Taraf tutmuyor, terörü de yüceltmiyor. Örgütü didik didik araştırıyor ve her aşamasını, gerekçeleriyle anlatıyor. Ben şimdiye kadar PKK’nın bu kadar ayrıntılı bir yol haritasını görmedim” dediği kitap, örgütün eski militanlarıyla yapılmış yoğun görüşmeler yanında toplamda yüze yakın kişi ile yapılan söyleşilerden ve yazarın PKK ve Kürt Hareketi 1989-1996 yılları arasında yoğun bir biçimde tuttuğu notlardan, hazırladığı haber metinlerinden de yararlanılarak bir bütüne kavuşmuş.

 PKK'nın 1980'ler ve 1990'Iar boyunca sürdürdüğü silahlı mücadelesini aynı zamanda Türkiye'de Kürt siyaseti ve Kürtlerin ulusal söylemleri üzerinde denetim kurma çabasını ayrıntılarıyla inceleyerek, PKK militanlarıyla görüşen ilk Batılı gazetecilerden biri olan Marcus, 1989’dan beri Güneydoğu’daki gelişmeler, Kürt sorunu ve PKK hareketi hakkında haberler yapmış, makaleler yazmış ve hatta bunlardan biri dolayısıyla yargılanmış bir isim. 1995'te, Reuters'in İstanbul muhabiri olarak çalıştığı sırada İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yazarı ırka dayalı nefreti tahrik etmekle suçlayarak hakkında dava açtı. Davanın sebebi Türk askerlerinin köyleri boşalttırmasını konu edinen bir yazısının Türkiye’de yayın yapan ve Reuters haber ajansına abone olan bir Kürt gazetesi tarafından kullanılmasıdır.

Örgütün İçinden Sesler

 Marcus’un eski PKK üyeleri, bölge halkı ve süreci yakından takip eden politikacılar ve hukukçularla yaptığı röportajların yanı sıra, resmî kaynaklardan, dönemin komutanlarının yazdıkları metinlerden, köşe yazılarından ve gazete haberlerinden yararlanarak ortaya çıkardığı Kan ve İnanç, dünden bugüne PKK’nın hikâyesini, oluşumunu, iç tartışmalarını, infazlarını, tek adam otoriterliğini bütünüyle ele almaya çalışan bir kitap.

Yazarın PKK’yı anlamak için hayatları bir biçimde PKK ile kesişen isimlere odaklanması da çalışmanın değerini arttırmakla kalmıyor; tezlerinin donanımlı olmasını da sağlıyor. Çalışma Türkiye'deki Kürt sorununu anlama sürecinde PKK'nın tanıması gerektiği üzerinde durmasını şu sorular üzerinden gerekçelendiriyor: “Örgüt Türkiye'deki Kürtler ve Kürt siyaseti üzerindeki kontrolünü nasıl sürdürebildi? Genç erkeklerle kadınları sivil hayatlarından vazgeçip bağımsız bir devlet için savaşmak üzere dağlara çıkmaya yönelten ne? Kürtler, yoksul oldukları ve başka bir seçenekleri bulunmadığından mı, yoksa örgüte ve hedeflerine tam manasıyla inandıklarından mı PKK'ya katılıyorlar?”

Marcus, örgütün nasıl işlediğini, takipçilerini nasıl yönlendirdiğini kavramak için çalışmasının bir kısmını PKK’dan ayrılmış isimlerle yapılan görüşmelere dayandırmasının eleştiriler aldığı üzerinde de durmayı gerekli görüyor. Ne var ki yazar bu eleştirilerin temelli olmadığını vurguluyor. Yazar, örgüt içindekilerin örgütü ve Öcalan’ı eleştirebilmenin mümkün olmamasından dolayı PKK hakkındaki, görüşmelerini eski üyelerle sınırlamış. Kitabın çekirdeğini PKK’nın eski üyeleriyle görüşmeler oluştursa ve asli yapıyı yahut kitabın çatısını bu husus kursa bile, yazarın tek veri kaynağının bu görüşmeler olmadığını da belirtmek gerekli. Çünkü Kan ve İnanç “PKK'ya muhalefet eden tanınmış Kürtlerin yanı sıra bağımsız Türk ve Kürt eylemcilerle yapılan görüşmelerden, örgütün eski bağlantıları üzerine bilgi sağlayan bir dizi yabancı kaynaktan elde edilmiş verileri harmanlıyor.”

 Abdullah Öcalan’ın yakalanışının ardından ekranlara da yansıyan uysal duruşu ve PKK’ya yaptığı silahsızlanma çağrısı PKK üyelerinin çoğunu hayal kırıklığına uğratmış ve gruptan ciddi kopmalar başlamıştı. İşte tam bu sırada serbestçe konuşabilen ve yapıyı anlatan isimlerin ortaya çıkması yazarda Kan ve İnanç’ı yazma düşüncesini oluşturmuş.

PKK’nın sadece Öcalan olarak algılanmasının sıkıntılarına, Öcalan’ın hapiste oluşuna karşın  PKK'nın ayakta ve denetim altında kalmaya devam ettiğini göstermenin bir yolu olarak 2004 yılında tekrar silahlı eylem için toparlanışını ve 2006’dan itibaren silahlı eylemlerde bulunuşuna değinen yazar 1999 sonrasında yaşananları şöyle özetliyor: “Türkiye'nin 1999 yılında PKK lideri Abdullah Öcalan'ı yakalaması ve hemen ardından Öcalan'ın ayrılıkçı savaşı askıya alma kararı, Türkiye için büyük bir zafer olarak nitelenmişti. Başlangıçtaki bu coşkulu hava, isyan grubunun çökmüş olduğuna inanmayı kolaylaştırıyordu. Ne var ki, savaşın sonu ne PKK'nın sonu ne de Türkiye'deki Kürt sorununun sonu anlamına geliyordu. On yıldan fazla bir zamandır Türkiyeli Kürtlerin başlıca politik örgütlenmesi olan PKK, denetim erkini ve etkisini sürdürdü. Türkiye, yeni barış koşullarına rağmen, Kürtlerin taleplerini dinlemeye yanaşmayarak Kürt sorununu canlı tuttu.”

PKK’nın 2003 yılında ABD öncülüğünde Irak'a girilmesinin ardından Irak’ın kuzeyinde yaşananlardan da endişelendiğini ve geri plana düşme korkusu yaşadığını belirten yazar gelişmeleri hem bölge hem bölgeler arası ilişkilerde öne çıkan yapılar üzerinden de okuması ile kitabında kullandığı malzemeyi genel olarak çok iyi örgülemiş. Yazarın kitabını yazmasından sonra PKK dışı Kürt siyasetinin de görece eridiğini belirtmek gerekir. Örneğin kitap yazıldığında Şerafettin Elçi bu yapının dışında bir varlık alanı oluşturma çabasındayken şimdi bir anlamda örgütün söz alanı içinde siyaset yapan BDP’ye yakın bir siyasi konuma evrilmiş durumda.

Hareketin ilk destekçilerinin toplumsal kökenleri üzerinde de duran Marcus, PKK’nın ilk takipçilerinin genellikle üniversite ve öğretmen okulu öğrencileri ya da okullarını bırakmış gençlerden oluştuğunu ve ağırlıklı olarak da köylü nüfusundan geldikleri tespitini yapıyor. Gençlerin çoğunun doğdukları toprakların dışında okumaları onların politik kimliklerinin oluşumunda etkili olur. Başlangıçta harekete katılanların lümpenliği üzerinden yapılan çözümlemelere eleştirel yaklaşarak şunları ifade eder: “Sık sık iddia edildiği gibi PKK'nın Kürt toplumunun "lümpen"lerini kendine çektiği doğruydu, ama gözden kaçırılan nokta, başlangıçtaki yandaşların çoğunun kendilerini yoksulluğa gömülmüş, eğitimsiz "lümpen" çevrelerinden sıyırmış olmalarıydı. Bunlar, eğer yola devam ets