1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Gaziosmanpaşa'da "Sorumluluklarımız" Konuşuldu
Gaziosmanpaşa'da "Sorumluluklarımız" Konuşuldu

Gaziosmanpaşa'da "Sorumluluklarımız" Konuşuldu

Tülay Gül “Hanımlar Olarak Üçüncü Şahıslarla İlişkilerimiz Nasıl Olmalıdır? Komşuluk ve Sıla-i Rahim Sorumluluklarımız” başlıklı bir sunum yaptı.

A+A-

Özgür-Der Gaziosmanpaşa Temsilciliğinin 2014-2015 yılında düzenlemiş olduğu hanımlara yönelik aylık seminerlerin sonuncusu dernek merkezinde Tülay Gül’ün “Hanımlar Olarak Üçüncü Şahıslarla İlişkilerimiz Nasıl Olmalıdır? Komşuluk ve Sıla-i Rahim Sorumluluklarımız” başlıklı sunumuyla gerçekleştirildi.

Kur’an-ı Kerim’den ilişkilerimizin ana hatlarıyla nasıl olması ve nasıl olmaması gerektiğiyle ilgili örnekler verelim:

Siz ey imana ermiş olanlar! Hiçbir insan (başka) insanları alaya alıp küçümsemesin: belki o (alay edip küçümsedik)leri kendilerinden daha hayırlı olabilirler; ve hiçbir kadın (başka) kadınları (küçümseyip alaya almasın): onlar kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Ve hiçbiriniz başka birini karalamasın, birbirinizi (yaralayıcı, incitici) lakaplar ile aşağılamayın: (kişi) iman ettikten sonra ona hiçbir şekilde günah isnat etmeyin; ve (bu suçu işleyen, ama sonra) pişmanlık duymayanlar –işte gerçek zalimler onlardır!” (Hucurat, 11)

Siz ey imana ermiş olanlar! (Birbiriniz hakkında) yersiz zanda bulunmaktan kaçının; çünkü (bu şekildeki) zannın bir kısmı (da) günahtır;birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın ve arkanızdan birbirinizi çekiştirmeye kalkışmayın. Aranızdan, hiç ölmüş kardeşinin etini yemek isteyen kimse çıkar mı? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz! Ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, rahmet kaynağıdır.” (Hucurat, 12)

Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Hucurat Suresi, 13)

Allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve değer vermenizi yasaklamaz. Allah değer bilenleri sever. Allah sadece, din hususunda sizinle savaşmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek vermiş kimselere yakınlık göstermenizi yasaklar. Onlara yakınlık gösterenler zalimlik etmiş olurlar.” (Mumtahine, 8-9)

Ve (ey Peygamber,) senin izleyicilerine yumuşak davranman, Allah'ın rahmetinin bir eseriydi. Zira, eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın, doğrusu senden koparlardı. Artık onları bağışla ve affedilmeleri için dua et. Ve toplumu ilgilendiren her konuda onlarla müşavere et; sonra bir hareket tarzına karar verince de Allah'a güven: Zira Allah, O'na güven duyanları sever.” (Al-i İmran, 159)

(Musa:) ‘Ey Rabbim!’ dedi, ‘İçimi (Senin aydınlığınla) genişlet; görevimi bana kolaylaştır; dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler ve bana yakınlarımın arasından yükümü paylaşacak bir yardımcı tayin et: Kardeşim Harun’u (mesela); onunla benim gücümü pekiştir ve görevimden ona da pay ver ki, (birlikte) Senin yüceler yücesi adını (insanların katında) daha yükseklere çıkaralım ve Seni sürekli analım! Muhakkak ki, Sen bizi bütün varlığımızla görmektesin!” (Taha, 25-35)

Hayatın çok renklendiği ve çeşitlendiği günümüzde bırakın üçüncü şahıslarla olan ilişkilerimizi, kendimiz ve ailemizle olan ilişkilerimiz bile anlaşılmaz ve sıkıntılı bir sürece giriyor, konuyu daha çok güncel tabirle “iletişim”le ilgili bilgiler sürdürelim.

İletişim, insanın ana rahmine ilk düştüğü andan itibaren sahip olduğu en temel beceri ve sadece insana özgü bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Var olduğumuz anda çevreyle sürekli iletişim, etkileşim içerisine gireriz. Bilmeden çevremizi etkilemeye, değiştirmeye, yine bilinçsizce etkilenmeye, çevremize uyarlamaya başlarız. Bu iki yönlü alışveriş ömür boyu sürer. Kısaca iletişim,

· İletişim sadece konuşmak değildir. İletişim aslında her şeydir.

· İletişim maddi hayatı üretmek için kullanılan araçlar olabilir.

· İletişim mağara duvarlarındaki yazı ve resimlerdir.

· İletişim saç biçimimiz, giyim tarzımız, eşyalarımızdır, evimizin düzenidir.

· İletişim bazen araya mesafe koymaktır.

· İletişim bazen susmaktır.

· İletişim bazen bakmaktır, görmektir.

· İletişim bazen gülmektir. “Bir insanın neye güldüğü zekâsını, nasıl güldüğü ahlakını gösterir.” demişler.

· İletişim bazen yazmaktır.

· İletişim bazen sokak ve caddelerdeki reklam panolarıdır.

· İletişim, insanın yaşamını üretmedeki örgütlü faaliyetleri içinde şekillenir ve gelişir. İletişim aile, okul, cemaat ve siyasal partiler gibi yapılardaki insan ilişkileridir.

· İletişim yiyecek, içecek ve giyecek gibi şeyler olabilir.

· İletişim üretim faaliyeti aynı zamanda bir tüketim faaliyetidir.

· İletişim, toplumsal üretim biçimi ve ilişkilerinin kesintisiz pratiğidir.

· İnsan iletişimle hem gerçeği hem de sahteyi üretir.

· İletişimsizlik diye bir şey olmaz, iletişimsizlik demek kişinin ölümü demektir.

Kısacası iletişim, insan hayatı ile ilgili her şeyi içerir. Bu bağlamda toplumda, hiçbir insan faaliyetinin gerçekleşmesi ve bu faaliyetin içeriğinin doldurulması iletişim olmaksızın sağlanamaz.

İletişim kelimeler, ses tonu ve beden dilinden oluşan bir bütündür. Kelimeler “ne” söylediğimizle; ses tonu ve beden dili “nasıl” söylediğimizle ilgilidir. İletişimi yapılandırmada, kelimeler aynı kalmak koşuluyla, kelimeler %10, ses %30 ve beden dilinin de %60 oranında rol oynadığı kabul edilir. Mesajın veriliş şeklinin %90 önem taşıdığı göz önüne alındığında, ses tonunun ve beden dilinin ortaya konulmadığı yazılı iletişimin ne tür yanlış anlaşmalara yol açabileceğini bir düşünün. Kelimelerin etkisinin %10 olduğu düşünüldüğünde karşımızdakinin bizi doğru anlaması için ses tonumuzun ve beden dilimizin ne kadar da etkili ve önemli olduğu apaçık ortadadır.

Kur’an’dan ayetler:

Kelime/Söz: “Ve çirkin bir sözün durumu ise kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer.” (İbrahim, 26)

Ses Tonu: “Davranışlarında ölçülü ve dengeli ol, sesini yükseltme: çünkü, unutma ki, seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır...” (Lokman, 19)

Beden Dili: “Yersiz bir gurura kapılarak insanlara üstünlük taslama ve yeryüzünde küstahça gezip durma: unutma ki Allah böbürlenerek küstahlık yapanları sevmez.” (Lokman, 18)

İletişimin Sağlıklı Gelişememesinin Önündeki Engeller

a) Eksikliği ve yanlışlığı asla kabullenmeme

b) Doğru olarak kabul edilen yanlışın herkes tarafından doğru olarak kabul edilmesi

c) Doğru olarak kabul edilen yanlış üzerinde düşünme ihtiyacı duymama

d) Düşünme ihtiyacı duyulduğunda ise utanç duyulması, suçluluk hissedilmesi veya günah olarak düşünülmesi

e) Karşıdaki muhatabın düşüncelerinden dolayı suçlanması, kötülenmesi, hissettiklerinin yanlış, kötü ve geçersiz ilan edilmesi

f) Yanlışın varlığı yanlış nedenlere atfedilerek hem tanınması hem de yanlışa karşı mücadelenin yanlış hedefe yönlendirilmesi vb.

İletişimin Amacı: Yapılması düşünülen faaliyetin ve bu faaliyeti gerçekleştirmek için kurulan ve yürütülen ilişkinin amacıyla birlikte, iletişimin amacı da oluşur.

İletişimin Mesajı: Muhatabın ruhunu okşayacak, faydalanmasını sağlayacak bir şekilde olmalı, toplumu uyanık tutabilmek, ilgilerini çekebilmek ve iletişimin devam etmesini sağlamak olmalıdır.

İletişimin Konusu: İletişim toplumun temelini oluşturması nedeniyle her türlü konuyu içerisinde barındırabilmelidir.

İletişimin Aracı: İletişimi gerçekleştirmek için mutlaka ve mutlaka bir aracın olması gerekir. Dil olmadan söze dayalı iletişim olmaz. Kulak olmadan duymaya dayalı iletişim olmaz. Göz olmadan görmeye dayalı iletişim olmaz. Kapitalist dünyanın en gözde iletişim aracı paradır. Para sayesinde ekonomiyi, pazarı ve yatırım faaliyetlerini düzenler. Para, arzular, umutlar ve düşler dünyamıza egemenlik kurar. Para sayesinde sömürü serüvenleri, zenginleşme, ilerleme, modernleşme, kalkınma ve çağdaşlaşma hikâye ve masalları oluşturulur.

Kişiler Arası İletişim

Kişiler arası iletişim insanın ikili ilişkilerini içerir. Kişiler arası iletişim ev içerisinde ve öncelikle anne, baba ve çocuklar arasında başlar. Yüz yüze iletişim hala en yaygın iletişim biçimi olarak görülmektedir.

Kişiler arası ilişki ve iletişimler sonucu, güven ve yakınlık kurulup bu karakterde bir gelişme sağlanabileceği gibi, kandırılma ve hayal kırıklığı ortaya çıkabilir, ilişki kötüye gidebilir ve son bulabilir. Kişiler arası ilişki herhangi bir nedenle ilişki başlatmayı ve kurmayı gerektirir. İlişki kurma, onaylama veya onaylamamayı gerektirir. Onaylamayla birlikte kişi kendisini açar ve özel bilgileri açıklamayı beraberinde getirir. Böylece özel bilgilerin açıklanmasıyla kişilerin birbirlerini tanıma olasılıkları artar.

Yakınlaşma: İnsanlar arası ilişkilerin gelişmesi, tarafların birbirinin günlük hayatına karışmaya, sorunlarıyla, üzüntü ve sevinçleriyle ilgilenmeye ve bu bağlamda paylaşmaya veya paylaşma çabasına girerler. Böylece ilişkisel yakınlık kurulur ve gelişir. İlişki geliştirme ve yakınlık kurmayla bağlantılı olarak kişiler arası belirsizlikler giderilmeye çalışılır. Belirsizliklerin giderilmesi ilişkinin başlangıcında muhatabını tanıma amaçlıdır. Belirsizlikler azaldıkça aynı zamanda birbirleri hakkında temel bilgileri inşa ederler. Belirsizliği azaltmak için kişiler kendileri ve diğerlerinin inanış, değer, davranış ve tutumları hakkında açıklamalar yapmaya çalışır. Belirsizlik azaldığı zaman kişileri anlamak mümkün olur. İletişimde güven arttıkça önemli duygular ve sorunlar hakkında konuşma arzusu da artar. Aksi durumda ise sonuç tersine işler.

İletişimde Anlama-Dinleme:

Okuma ve okuduğunu anlama, dinleme ve dinlenileni anlama. İletişimde en önemli etkin muhatabı anlamaya çalışmaktır. Anlamaya çalışmak için de iyi bir dinleyici olmak gerekir. Öncelikle karşımızdakini anlama niyeti taşımalıyız. Anlaşmak için dinlemek gerekir. Dinlemek önem vermektir, bağlantı kurmaktır. Dinlemek karşımızdakine hak vermek değil, ona önem vermektir. Bunu karşı tarafa hissettirmeliyiz. Etkin bir dinleme karşımızdakini onaylamak ya da ikna etmek veya ikna olmak değildir. Dinlemek bağlantı kurmaktır. Dinlemek için iddialaşma, tartışma ve karşımızdakini yenme alışkanlıklarından vazgeçmeliyiz. Çünkü asıl ihtiyacımız, hayatımızı paylaştığımız kişilere üstünlük sağlamak değil, onlarla bağlantı kurmaktır. Dinleyici dinlediği kadar, anladığını muhatabına geri bildiren davranışlar sergilemelidir. Bu şekilde iletişim daha verimli bir hâl alabilir. Konuşma esnasında muhatabımızla göz temasında bulunmak, tüm dikkatini karşı tarafın söz ve beden dili hareketlerine odaklanmak, söz kesmemek, anlatılanı onaylamak ve anlatılmak istenilen niyeti doğru algılamak gibi hususlara da önemle dikkat etmek gerekir. Kişiler arası iletişim insanın kendini ve dışını anlaması ve anlamlandırmasını gerektirir. İnsan toplumda yaşar ve kendi dışıyla ilişki halindedir.

Empati: Empati kendini diğerinin yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, kişinin olaylara karşısındakinin bakış açısından bakması, onun duygu ve düşüncelerini doğru anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Diğerinin nasıl düşündüğüne veya hissettiğine önem veren duyarlılıktır. Empati insanı ben-merkezcilikten uzaklaştırır. İnsanların karşılarındaki kişi ile empati kurabiliyor olmaları, iletişimin başladığını ve alıcının, kaynağı algılamaya çalıştığını ve etkili bir dinleme sergilediğinin göstergesidir. Kısaca empati aşağıdaki aşamalarla gerçekleşir.

1. Olayları karşımızdaki gibi algılamaya çalışmak,

2. Karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamak,

3. Kendisini anladığımızı karşımızdakine sözlerimizle, ses tonumuzla ve beden dilimizle ifade etmek.

Sempati: Bir insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmaktır. Bir kişiye sempati duyuyorsak, onun acısını da sevgisini de paylaşırız. Sempati kurduğumuz kişilerle özdeşim kurmak önemliyken empati de ise karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak önemlidir. Empatide hak vermesek de anlamaya çalışırız. Sempatide hak vererek doğruluğunu ve duygu paydaşlığını yanlış olsa bile devam ettirerek anlamaya çalışırız. Empatide özdeşim kurarak anlamak varken, sempatide taraf olmak esastır. Görüldüğü gibi sempati empatiden farklıdır. Sempati duyduğumuz kişilerle birlikte üzülür ya da seviniriz. Empati kurduğumuzda ise karşımızdakinin duygu ve düşüncelerine sahip olmamız gerekmeyebilir.

İmam Şafii’den iki örnek:

1

Ahmed mi seni ziyaret eder, sen mi onu dediler

Dedim ki, yer ayırmaz konaklarken erdemler.

Beni ziyaret ederse bu onun erdemidir

Ben gitsem, erdemi için giderim ona

Demek ki erdem onundur

Her halükarda.

2

Sevgili hastalandığında ziyaretine gittim

Üstüne titrediğimden hasta oldum ben

Ben hastalandığımda sevgili geldi

Onu karşımda görünce şifa buldum ben

İletişimde Anlatma (Konuşma) - Yazma:

Anlatma önemli bir iletişim biçimidir. Etkili iletişimin ilk adımı anlamak ise ikinci adımı anlatmaktır. Karşılıklı anlaşabilmeyi gerçekleştirdiğimiz sürece doğru iletişimi de sağlamış oluruz. Anlaşmak için kişi önce kendini, sonra karşısındaki kişiyi anlamalı ve sonra da duygu ve düşüncelerini ona anlatabilmelidir. Kendini iyi anlatabilme konuşma ve kendini iyi ifade edebilme, yazma ve kendini iyi anlatabilmeyle olur. Anlatma bir bilgidir. Kişinin karşısındaki muhataba kendisi hakkında bilmediği bir bilgiyi iletmesidir. Anlatma, kişinin en başta kendisine saygı duyması ve muhatabına da saygı duyduğunu hissettirmesi gereklidir. Saygı duymak, karşımızdaki kişiyi suçlamadan, küçültmeden, bir konuya ilişkin, duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmesidir. Kişiler hissettiği duyguları, yaşadığı olayları başka bireylerle paylaşmak ister. Paylaşma duygusu hayatın her alanında kendini gösteren bir ihtiyaçtır. Birey ne paylaşacağına nerede ve kiminle paylaşacağına kendisi karar verir. Elbette birey bu paylaşımı her ortamda gerçekleştiremez. Bunun için doğru zaman ve mekânı iyi seçmelidir. Doğru zaman ve mekânda doğru ifadelerle anlatmayı başarabilmeliyiz. Bu sayede birey kendini ifade ederek, kendi inanç, görüş ve düşünceleri hakkında konuşurken, kendi durumunu açıklıkla kavranabilmesini, inanç ve görüşlerine ilişkin duygu ve düşüncelerinin fark edilebilmesini sağlar. Doğru ve etkili anlatma (konuşma) ve yazma için, açıklık, doğallık, inandırıcılık, bilgi donanımı, üslup önemlidir. Bu konuda düşündüklerimizle ve yaşantımızla, anlattıklarımız (konuştuklarımız), pratiklerimiz tutarlı olmalıdır. Birbirleriyle çelişmemelidir.“Siz ey imana ermiş olanlar! Neden söyledikleriniz ile yaptıklarınız birbirine uymuyor? Yapmadığınız şeyi söylemeniz Allah nazarında en tiksinti verici şeydir!” (Saf Suresi, 2-3)

İletişimde Kızgınlık ve Kızgınlığı Kontrol Etme:

Hakkımız olanı alamadığımız ya da önem verdiğimiz bir insan beklentilerimiz doğrultusunda davranmadığında yaşanan duygu genelde kızgınlıktır. Kızgınlık diğer bütün duygular gibi iletişim açısından olumsuz bir etki yaratır. Burada önemli olan duygu kontrolünü doğru bir şekilde sağlamak ve kızgınlığın bir iletişim engeli olmasının önüne geçmektir. Kızgınlığı bastırarak ya da sağlıksız yöntemlerle dışa vurarak, bizi kızdıran kişiyi ya da durumu değiştirmemiz mümkün değildir. Kızgınlığı kontrol ederek, karşımızdakine sabrederek, bizi kızdıran kişiyi ya da durumu değiştirebilir, iletimimi daha sağlıklı hale getirebiliriz. Bizi kışkırtan olaylara daha olumlu ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmayı başarabildiğimizde, kendimizi hayatımız üzerinde daha fazla kontrol sahibi olabiliriz. Kızma sebebimiz:

1. Bize göre doğru, bize göre adil veya bize göre dürüst olmayan durumlarla karşılaştığımızda bizler kızarız.

2. Kızmamıza neden olan diğer bir unsur da karşımızdakilerden beklentilerimizdir. Engellenme, önemsenmeme, aşağılanma, keyfi bir tutumla karşılaşma ve saldırıya uğramak da öfkelenmemize sebep olmaktadır.

Her şeyden önce öfke ve kızgınlık sağlıklı bir duygudur. Bunların engellenmesi bir enerji doğurur. Bu enerji yapıcıda-olumluda, yıkıcıda-olumsuzda kullanılabilir. Öfkelerini yenemeyen, onları kontrol edemeyen ve olduğu gibi ortaya koyan kimselerin insan ilişkilerinde sıkıntı yaşadıkları kabul edilir. Bireyler arası iletişimde önemli olan kızgınlık değil kızgınlığımızı nasıl ifade ettiğimizdir.

Olumsuz ifade tarzı: Ramazan orucunu tutmayanlardan nefret ederim. Namazını zamanında kılmayanlardan hoşlanmam. Söz verip de yerine getirmeyenleri hiç sevmem. Haksızlıklara karşıyım.

Olumlu ifade tarzı: Ramazan orucunu tutanları severim. Namazını zamanında kılanları takdir ederim. Söz verip de yerine getirenlerden hoşlanırım. Adaletli olanları severim.

Kızgınlığımız ve öfkemizi sağlıksız bir şekilde dışa vururuz. Bunlar,

· Karşı tarafı suçlu hissettirmek,

· Onun aklını okumaya çalışmak,

· Ona tuzak kurmaya çalışmak,

· Konuşmaktan kaçınarak başka şeylerle uğraşmak, neden kızdığımızı imalı yollarla ifade etmek,

· Neden kızdığımızı söylememek,

· Karşımızdakini hırpalamak amacıyla onun farklı davranışlarını eleştirmek,

· Karşımızdaki kişiyi önemsediği bir şeyden mahrum bırakarak öç almaya çalışmak.

Karşımızdaki kişilerle sorun yaşadığımızda, dikkati karşımızdakinin yanlış olan davranışlarına çekmekle sorunu çözemeyiz. Sorun yaşayan kişi karşı tarafı suçlamadan, hangi davranışın onun üzerinde ne gibi etki yaptığı, onda hangi duyguyu uyandırdığını açıklamaktadır. Bu kişinin çatışma istemediği, işbirliğine hazır olduğu, dikkati duygulara çektiği, duygulara çekmekle, içini açtığı mesajlarını da vermektedir.

Özetle iletişim ortamında bireyin uyması gereken ortak kurallardan bazıları şunlardır:

1. Sözlü iletişimin her aşamasında, sorulan sorularda veya sorulara verilen cevaplarda, üzüntünün veya mutluluğun paylaşıldığı vb. durumlarda içten olunmalıdır.

2. Konuşma sırasında diğer bireyleri küçümseyen, küçük düşüren söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.

3. Diğer bireylerin övgüye ve kutlamaya değer meziyetleri, başarıları, abartılı olmayan, iyi niyete gölge düşürmeyecek düzeyde ifadeler ile ortaya konulmalıdır.

4. Konuşma sırasında diğer bireylerin yaşı, cinsiyeti, statüsü gözetilmeli, seçilen ifadelere, üsluba ve iletişimde çok önemli yeri olan beden dilinin kullanımına özen gösterilmelidir.

5. Konuşma sırasında diğer bireyleri daima ikna etmeye çalışan, belirli bir düşünceye katılmaya zorlayan, diğer bireyler üzerinde statüye, yaşa, cinsiyete, eğitim düzeyine göre baskı kurmaya çalışan söz ve davranışlardan uzak durulmalıdır.

6. Diğer bireylerin hatalarını gözeten ve her fırsatta dile getiren, buna bağlı olarak da diğer bireyleri daima uyarma eğiliminde olan söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.

7. Sözlü iletişime dâhil olan diğer bireylerin konuşma hakkına saygı ve gereğinden fazla konuşmamaya özen gösterilmeli, diğer bireylerin konuşmaları saygıyla ve dikkatle dinlenmeli, ayrıca konuşmanın merkezine kendisini koyan, yerli yersiz şekilde kendisiyle ilgili meseleleri konu yapan bir konuşmacı izleniminden kaçınılmalıdır.

KOMŞULUK VE SILA-İ RAHİM SORUMLULUKLARIMIZ

Sıla-i Rahim: Öncelikle akraba, bir kimsenin kan bağıyla bağlı olduğu biyolojik yakınlar anlamına gelir. Sıla-i rahim yakın akrabalarla ilişki demektir. Yaşayıp büyüdüğümüz çevremizi oluşturan akrabalarla olan ilişkilerin kuvvetlendirilmesi insanın yalnızlık psikolojisinden kurtularak manevi anlamda kendisini her zaman bir güven duygusu içerisinde hissetmesine zemin hazırlar. Akrabalarla olan ilişkilerimiz bizlere hem manevi hem de maddi anlamda sosyal yardımlaşma ve dayanışma duygusu verir. Aile bireylerinin farklı mekânlarda, şehirlerde ve birbirlerinden uzaklarda yaşadıkları günümüz şartlarında, bize en yakın yaşayan insanlarla kısacası komşularımızla ilişkilerimiz bir kat daha önem kazanmakta. Şehir hayatında aile ve akrabalarımızdan ziyade daha çok komşularımızla ilişki içerisinde bulunmaktayız. Günün her saatinde değişik nedenlerle yüz yüze geldiğimiz insanlardır komşularımız. “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa, 36) Aitlik duygusu bireyi toplumda canlı tutar. Aitlik duygusu aynı zamanda “biz” olmayı ön plana çıkarır. Toplumun parçalandığı, ailelerin dağıldığı, bireylerin yalnızlaştığı günümüz şartlarında “aitlik” ve “biz” duygusuna çok daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum özellikle insanın yaşlılık döneminde bir kat daha artmaktadır. “Biz” duygusu yalnız olmadığımızı, yalnız başımıza üstesinden gelemediğimiz ihtiyaçlarımızı karşılamada bizleri güçlendiren ve motivasyonumuzu artıran duygulardır.

Sıla-i rahim her ne kadar kan bağı anlamına gelse de din bağı anlamına da gelir. Kur’an’da peygamberlerin kavimleriyle olan mücadeleleri anlatılırken “Peygamberlerin birbirleriyle kardeş olduğu”na dair ifadeler vardır. Yine peygamberlerin inanmayan akrabaları anlatılırken de tersi bir üslup kullanılır. Mesela, Hz. Nuh’un oğlu için “O senin ehlinden/ailenden değildi.” denilir.

Demek ki insanların bir kan soyu, bir de din soyu vardır. Hz. Peygamber “Selman bizdendir, ehl-i beytimizdendir.” derken kan bağından ziyade din bağına dikkat çeker.

Aile ve akrabalar kan bağıyla, ümmet ise din bağıyla oluşturulmuştur. Bu bağlamda mikro düzeyde aileden başlayarak akrabalarımıza, yakınlarımıza ve komşularımızdan haberdar olmak, onları koruyup gözetmenin yanında, makro düzeyde ümmetin sorunlarıyla dertlenmek de sorumluluklarımız arasındadır.

Bununla birlikte günümüz modern sistemlerinde insan ihtiyaçlarının birçoğunu devlet kendine –sosyal devlet adı altında– görev edinmiş, devlet haricinde bazı kurum ve kuruluşlarda insanların ihtiyaçlarını giderme noktasında görev üstlenmişlerdir. Bunun yanında özellikle ekonomik anlamda ihtiyaç duyduğumuzda bankalar “hızır” gibi imdadımıza yetişir duruma gelmişlerdir. Devletin yanında diğer kurum ve kuruluşların bireylerin hemen hemen bütün ihtiyaçlarını giderme ve karşılama görevi, bizlerin yakın çevremizden başlayarak insanlar arası dayanışma duygumuzu köreltmeye ve zayıflatmaya başlamıştır. Bunun neticesinde kişilerden ziyade kurumlar ve devlete bağlılık duyguları akraba, komşu ve yakınların yerini almaya başlamıştır. Önceden kesilen kurbanlar yakın çevrede tüketilirken, yakın çevrenin, komşunun öncelikli hakkıyken, şimdilerde kurum ve kuruluşlar ile devletin hakkı olmaya başlamıştır. Tabi ki, bizleri bu şekilde yaklaşmaya iten sebeplerde bulunmakta. Bunların en başında birbirimize karşı güven duygularımızın azalması gelmektedir. Modern sistemlerin de tetiklediği menfaate dayalı ilişki biçimimiz, menfaat ortadan kalktığında sona ermektedir.

İnsanların birbirlerine ihtiyaçlarının olmadığı, kendi ihtiyaçlarımızı bir şekilde karşıladığımızı düşündüğümüzde aile, akrabalık, komşuluk ve kendimizi ait hissettiğimiz cemaatimizle olan ilişkilerimiz hem düşünsel hem de mekânsal zayıflamaya yol açmaktadır. Paramız olduğunda özgürce istediğimiz yerlerden (bizimle hiçbir bağı ve bağlantısı olmayan, küresel sermayeye hizmet eden) alışveriş yaparken, paramız olmadığında yakın çevremizde bulunan insanlardan alışveriş yaparak borç yazdırdığımız gibi onların mağdur olmalarına vesile olmaktayız.

Kur’an’dan sıla-i rahim ve komşulukla ilgili bazı ayetler:

Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Anne-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin.” (Bakara, 83)

Kendisi adına birbirinizden (haklarınızı) talep ettiğiniz Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyun ve bu akrabalık bağlarını gözetin. Şüphesiz Allah üzerinizde daimi bir gözetleyicidir.” (Nisa, 1)

Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder.” (Nahl, 177)

Yakına, düşküne, yolucuya hakkını ver.” (İsra, 26)

Öyleyse akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver!” (Rum, 38)

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver; fakat israf ederek saçıp savurma!” (İsra, 27)

Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için sana emrederlerse, artık onlara bu hususta itaat etme.” (Ankebut, 8)

Kur’an’dan sıla-i rahim ve komşulukla ilgili bazı hadisler:

Sadakanın en kıymetlisi, içinde düşmanlık hisleri taşıyan, fakat bunu açığa çıkarmayan akrabaya verilen sadakadır.” (Hadis-i Şerif)

İyilik karşılığında mükâfat veren kimse, akrabalık haklarını gözeten kimse değildir. Ancak bu hakkı gözeten (sıla eden kimse), kendisinden iyiliklerini kesen yakınlarını ziyaret eden kimsedir.” (Hadis-i Şerif)

Akrabalarıyla ilişkisini kesenler bugün bizimle oturmasın.” (Hadis-i Şerif)

Aralarında akrabalarıyla ilişkilerini kesen bir topluma Allah rahmetini indirmez.” (Hadis-i Şerif)

Samimi bir ortamda geçen seminer katılımcıların sorduğu sorulara verilen cevap ve yapılan açılımlarla son buldu.

HABERE YORUM KAT