1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. KİTAP HABER

  4. Bekleyen ve Direnen Bir Kadının Öyküsü: Çal Bahtiyar
Bekleyen ve Direnen Bir Kadının Öyküsü: Çal Bahtiyar

Bekleyen ve Direnen Bir Kadının Öyküsü: Çal Bahtiyar

3 yıldır insanların 'eşini arayan kadın' olarak tanıdığı Arzu Kadumi, bin günden bu yana belirsiz bekleyişini sürdürüyor.

A+A-

Nuriye Çakmak /  Yeni Şafak

Beşar Kadumi, son kez 20 Ağustos 2012 tarihinde Halep'te görüldü. Yanında gazeteci Cüneyt Ünal ve Japonyalı gazeteci Mika Yamamoto vardı. Ateş ortasında kalan gazetecilerden Japon Yamamato öldü, Beşar Kadumi yaralandı, Cüneyt Ünal ise rejim askerleri tarafından tutuklandı. Suriye'de 90 gün tutuklu kaldıktan sonra Türkiye'den giden bir heyete teslim edilen Ünal, ailesine kavuştu. CHP'li milletvekillerinin de içinde bulunduğu 9 kişilik heyet Beşar Kadumi'yi getirememişti. Esed rejimi tarafından verilen bir bilgi de yoktu. Suriye yetkilileri Kadumi'nin ellerinde olmadığını söylüyordu, olay anında yanında olan Cüneyt Ünal ise arkadaşının vurulduğunu söylüyordu, tam üç yıldır eşinin bulunması için çalmadık kapı bırakmayan Arzu Kadumi, ölü ya da diri, sadece bir haber almak istiyordu.

Üzerinden geçen bin güne rağmen ne Arzu Kadumi'yi ne de çiftin çocukları Zehra ve Enes'i sevindirecek bir haber çıkmadı. Aslen Filistinli bir Ürdün vatandaşı olan Beşar Kadumi, 1992 yılında Türkiye'ye gelmiş ve İstanbul Üniversitesi'nde Gazetecilik okumuştu. 20 yıllık gazetecilik hayatının tamamını Türkiye'de geçiren Kadumi, 7 yıldır Washington'dan yayın yapan Al Hurra'da görev yapıyordu.

Belirsiz bekleyiş, direniş ve 'Çal Bahtiyar'

kadumi-1.jpgÜniversitede okurken tanışarak evlendiği eşi için her hafta Suriye Konsolosluğu önünde “Suriye Beşar'ı bize geri ver" yazılı pankartlarla çağrı yaparken tanıdı Arzu Kadumi'yi Türkiye. “Mantığım bana, eğer ölmüş olsaydı bir şekilde bulunur ortaya çıkardı diyor. Biz yine de her şeye hazırlıklıyız ama bulunacağına dair umudum hala var" diyordu belirsizlikler içinde bekleşirken.

Onu yeniden gündeme getiren ise “Çal Bahtiyar" isimli öykü kitabı oldu. İki Aylık Edebiyat ve Sanat Dergisi Karabatak'ta hikayeleri yayınlanan Arzu Kadumi, yaşadığı bu zor süreçte kaleme aldığı hikayelerini bir kitapta topladı. “Çal Bahtiyar, büyük bir dil işçiliğiyle inşa edilmesinin yanı sıra, acılarla sarmalanan insanın kendine uzattığı yardım elidir. Bu el, onu teselli edecek ve yeniden gülümsetecek" cümleleriyle okuyucuyla buluşan kitap, Kadumi'nin yayınlanan ilk eseri.

Arzu Kadumi, eşi gibi gazeteci. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde okurken tanıştılar. 1997 yılında okulları bitti, 99'da evlendiler. Beşar Kadumi gazeteciliğe başlarken, Arzu hanım İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde işe başladı. 18 yıldır çeşitli alanlarında görev aldığı belediyenin internet sayfasında editörlük yapıyor şu anda. Edebiyatla ilk tanışmasını ise yazar Ali Ural'ın edebiyat atölyelerine borçlu. Geçtiğimiz hafta yayınlanan Çal Bahtiyar'da yer alan 21 farklı öyküyü 1,5 yılda tamamlayan Arzu Kadumi, yazmanın kendisini iyileştirdiğini belirtiyor.

Kitap iyileşme sürecinin meyvesi

Çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri yayınlanan ve yazmayı sürdüreceğini belirten Kadumi, kitabını anlatırken, “İnsanlar beni 3 yıldır 'eşini arayan kadın' olarak tanıyor, o nedenle bu hikayeleri eşimle veya yaşadığım süreçle bağdaştırabilirler" uyarısında bulunuyor. “Yaşadığım acılar kalemimi etkiledi elbette. Çünkü bu kitabı yazmam, edebiyata ilgi duymam, tamamen kendimi iyileştirmek içindi" açıklamasında bulunan yazar, okuma ve yazma sürecine başladığında bunun kendisine iyi geldiğini fark etmiş ve eseri için “İyileşme sürecinin bir meyvesi" diyor.

Öykü yazmaya başladıktan sonra kullandığı ilaçları bıraktığını ve hayata daha pozitif bakabilmeye başladığını gözlemlediğini söyleyen Arzu Kadumi, öykülerinin içinde mizah, ironi, tecrübe, yaşanmışlık ve acının iç içe olduğunu kaydediyor.

“Üç yıl geçti, ilk günkü yerdeyiz"

Beşar Kadumi'nin Suriye'de kaybolması hakkında, “3 yıl geride kaldı ve ilk gün hangi noktadaysak hala aynı yerdeyiz" şeklinde konuşan Arzu Kadumi, gayr-ı resmi kanallardan kendisine çeşitli haberler gelmeye devam ettiğini, “Eşinizi şurada gördük, buradaki bir hapishanede, bizim elimizde, şuraya gömüldü" şeklinde telefonlar aldığını, ilk zamanlar bunlara doğruymuş gibi yaklaşsa da şimdi itibar etmediğini dile getiriyor.

Şu ana kadar eşiyle ilgili olarak kendisine hiçbir güvenilir haber ulaşmadığının altını çizen, halihazırda hiçbir çalışmanın yürütülmediğini belirten Arzu Kadumi, “Bunu anlayabiliyorum" diyor. “Onu aramak samanlıkta iğne aramak gibi. Halep'te kayboldu Beşar ve Halep diye bir şehir kalmadı artık. Tamamen harap oldu…"

“Yıkılma lüksüm yoktu, direndim"

3 yılı geriden bırakan belirsiz ve zorlu süreçte kendisini ayakta tutan tek şeyin çocukları olduğunu dile getiren Kadumi, çocukları Enes ve Zehra'nın gözüne baktığı zaman direnmekten başka bir seçeneği olmadığını gördüğünü belirtiyor. “Onlar ancak benim dik durduğumu görürlerse ayakta durabilirlerdi" diyen Kadumi, “Yıkılma lüksüm yoktu ve Allah hep benimleydi, bunu her an hissettim" diye ekliyor.

“Babalarının durumu hakkında kızım başka, oğlum başka düşünüyor"

Duygusal anlamda şuan bulunduğu yeri anlatırken, “Hayat artık üç yıl önceki gibi değil" diyen Kadumi, “Çocuklar büyüyor. Babaları kaybolduğunda kızım beş buçuk yaşındaydı, oğlum beşinci sınıftaydı. Mesela şimdi liseye giden bir oğlum var" ifadelerini kullanırken, çocukların ikisinin de kafasında babalarıyla ilgili farklı durumlar olduğuna dikkat çekiyor. Enes, babasının ölmüş olabileceğini düşünürken, Zehra babasının döneceğine inanıyormuş. Arzu hanım ise ikisine eşit durmak zorunda olduğuna değiniyor. Çocukların psikolojik olarak gayet iyi durumda olduğunu ve normal bir aile düzeni oluşturduklarını belirten Kadumi, “Çocuklar bayramlarda ya da özel günlerde mahzunlaşıyorlar tabii ama bu normal bir durum. Bunu sadece benim çocuklarım yaşamıyor" diyor. Çocukların yaşadığı durumun bu hayatın bir gerçeği olduğunu, yetim, öksüz kalan birçok çocuk olduğunu vurgulayan Kadumi, “Bizim nasibimize bu düştü. Şikayet etmiyoruz. Allaha sığınmaktan başka çaremiz yok" diyerek sabırlı tavrını sürdürüyor.

“Suriyeli çocuklarla kaderimiz birleşti"

Kamplardaki Suriyeli çocuklar için gönüllü bir ekip tarafından hazırlanıp ücretsiz dağıtılan 'TRT Çocuk Kampta' dergisi için de öyküler kaleme alan Kadumi, bunun kendisi için çok özel olduğunu vurguluyor. “Beşar Suriye'de kaybolduğundan beri Suriyeli çocuklarla kaderimiz birleşti" diyen Kadumi, Eylül ayında yayınlanan ilk sayıda kaleme aldığı öykünün beş mülteci çocuğu konu edindiğini aktarıyor.

“Beş küçük gemici" isimli hikayeye göre mülteci çocuklar kampa gelen yardım kolilerinden birini bir gemi olarak hayal ediyor ve o gemi ile maceralara atılıyorlar. Gemileri korsanlar tarafından ele geçirilmek istenen küçük denizciler, gemilerini savunuyor. Allah'ın kendilerine yardım etmesiyle öykü mutlu sonla bitiyor.

Kamplardaki mülteci çocuklar için hikayeler kaleme almaya devam edeceğini belirten Arzu Kadumi, kendisi de kamplara giderek bu çocuklara dergiyi kendi elleriyle dağıtmak istediğini ifade ediyor.

HABERE YORUM KAT

3 Yorum