Zamanın metalaşması: "In Time" alegorisi ve kapitalizmin yeni çelişkisi
Kapitalizmin Önlenemez Çöküşü –7
Özet
Bu makale, borçla tüketme ve alacakla biriktirme üzerine kurulu düzenin neden yalnızca ekonomik değil, ontolojik olarak da sürdürülemez olduğunu; bu çıkmazın sinemasal bir itirafı olan In Time filmi üzerinden tartışır. Filmde zamanın doğrudan mübadele aracı olması, kapitalizmin bugün örtük olarak işleyen mantığını bütün çıplaklığıyla görünür kılar. Çalışma, bu çerçevede kapitalizmin yeni ve derinleşen çelişkisini tanımlar: "Üretim işçileri" ile "tüketim işçileri" arasındaki ayrışma. Bu yarılmanın, sistemi artık yalnızca adaletsiz değil, teknik olarak işleyemez hâle getirdiği savunulur.
In Time: Bir Distopya Değil, Sistemsel Bir İtiraf
In Time, popüler kültürde genellikle bir bilimkurgu distopyası olarak kodlanır. Oysa derinlemesine bakıldığında film, geleceğe dair bir uyarıdan ziyade, bugünün eko-politiğinin üzerindeki tül perdenin kaldırılmasıdır. Film evreninde kâğıt paranın yerini doğrudan zamanın alması, kapitalizmin sinsi işleyişini dürüstçe itiraf eder. İnsanların çalışarak saniyeler kazandığı, bir fincan kahve için ömürlerinden dakikalar feda ettiği ve zamanı tükenenin "sistem dışı" kalarak öldüğü bu kurgu, günümüz dünyasından radikal bir kopuş değildir. Aksine, bugünün insanı da gelecekteki zamanını borç senetleriyle satmakta; alacaklılar başkalarının zamanını kendi hanelerine yığmakta ve yoksullar kelimenin tam anlamıyla "zamansızlıktan" ölmektedir. Film, kapitalizmin halihazırda yaptığı şeyi sadece rakamlardan arındırıp biyolojik bir kronometreye bağlayarak şeffaflaştırır.
Zamanın Metalaşması: Borcun Nihai Biçimi
"Borçla tüketme" eylemi, aslında gelecekteki yaşam süresinin bugüne nakledilmesidir. In Time bu süreci soyutlamaktan çıkarıp fiziksel bir gerçekliğe dönüştürür. Burada açığa çıkan temel hakikat şudur: Kapitalizmde para, aslında zamanın üzerine örtülmüş bir maskedir. Faiz, vade, getiri beklentisi ve borç stoku gibi teknik kavramların tamamı; yeryüzündeki kısıtlı zamanın kimin lehine birikeceğini belirleyen sömürü araçlarıdır. Borçlu, ödeme takvimiyle birlikte yaşam sevincini ve zamanını kaybederken; alacaklı, başkalarının hayatlarından damıtılmış zamanları mülkiyetine geçirir. Sistem, matematiksel olarak herkesin aynı anda "zaman sahibi" olmasına izin vermez; çünkü sermaye birikimi, başkasının zamanının çalınmasını zorunlu kılar.
Yeni Çelişki: Üretim İşçileri ve Tüketim İşçileri
Modern finans-kapital evresinde çelişki, daha karmaşık bir sınıfsal yarılmaya dönüşmüştür. Bugün toplum, iki temel işçi grubuna ayrılmıştır:
- Üretim İşçileri: Reel mal ve hizmet üreten, emeğini fiziksel ya da zihinsel olarak satan, ancak geliri her zaman asgari yaşam sınırında tutulan sınıftır.
- Tüketim İşçileri: Bu kesim, toplumun dışında bir kitle değil; aksine meslek sahibi, eğitimli ve gelişmiş ülke vatandaşı olma imtiyazına sahip profesyonellerdir. Ancak onların sahip olduğu "yüksek gelir" ve ülkelerinin "göz kamaştırıcı GSMH'sı", aslında sistemin aşırı üretimini emmek için kurgulanmış birer transfer mekanizmasıdır. Bu grup, paradoksal olarak gündüz üretim süreçlerinde çalışırken, akşamları sistemin bekası için borçlanarak "tüketim mesaisine" devam ederler.
Finansal borçlanma kaldıracıyla tüketim kapasiteleri yapay olarak şişirilen bu geniş yığınlar, israf üzerine kurgulanmış bir yaşam tarzının pençesinde, hem sosyal hem de bireysel olarak tükenerek tüketmektedir. Bu kitleler için harcamak bir özgürlük değil, sistemin bekası için yerine getirilmesi gereken bir "tahakküm görevi"dir. GSMH rakamları bu israf döngüsüyle göz kamaştırsa da bu veriler aslında gelir dağılımdaki derin adaletsizliği ve finansal kapitalizmin şişkinliğini örten istatistiksel bir illüzyondan ibarettir.
Neden Bu Ayrım Sürdürülemez?
Bu sahte refah döngüsü, alacaklı elitlerin borçlu sınıfları silkelediği o kaçınılmaz tasfiye anına gelip dayandığında, trajedi asıl üretim sahasında patlak verir. Sanal finansal balonlar patlayıp "tasarruf tedbirleri" ve "kemer sıkma" politikaları bir disiplin aygıtı olarak devreye alındığında, tüketimdeki en ufak daralma reel üretim işçisinin idam fermanına dönüşür. 2008 Mortgage Krizi, bu küresel sömürü mekanizmasının en çıplak ve vahşi örneğidir: Amerikan piyasalarında finansal seçkinlerin aldığı "önlemler" ve talepteki kısmi çekilme, okyanusun öteki ucunda, hiçbir günahı olmayan milyonlarca Çinli işçinin fabrikalarının kapanmasına ve hayat damarlarının kesilmesine yol açmıştır. Bu durum, ekonomi düzeninin artık bir bölüşüm aracı değil, bir coğrafyadaki finansal hatayı diğer coğrafyadaki emeğin canıyla ödeten küresel bir imha makinesi olduğunu kanıtlamaktadır.
Zamanın İadesi: Yaşam Rejimi Olarak İktisat
Bu noktada sorun artık teknik bir faiz ya da bütçe dengesi meselesi değildir. Temel mesele, zamanın sistematik gaspıdır. İnsanların ne kadar yaşayacağına, çocuklarına ne kadar vakit ayırabileceğine ya da emekli olduğunda elinde ne kalacağına "piyasa rasyonalitesi" karar vermektedir. Bu, bir iktisadî düzen değil, totaliter bir yaşam rejimidir. Ve hiçbir yaşam rejimi, insanı kendi geleceğinden bu denli mahrum ederek meşruiyetini koruyamaz.
Sonuç: Distopya Gelecekte Değil, Bugündedir
In Time, kapitalizmin dürüst bir röntgenidir. Borçla tüketen, alacakla biriktiren düzen; sonunda zamanı tam anlamıyla metalaştırarak yaşamı sınıflara böler ve sistemi kendi iç mantığıyla kilitler. Üretim işçileri üretir, tüketim işçileri borçlanır, alacaklılar ise bu devasa zaman havuzunun üzerinde bekler. Ancak zaman, bekleyenlerin lehine sonsuz bir akış değildir. Kapitalizmin yeni ve ölümcül çelişkisi artık şudur: Herkes çalışabilir, ama mevcut ekonomi sisteminde herkes yaşamaz.





YAZIYA YORUM KAT