1. HABERLER

  2. İSLAM DÜŞÜNCESİ

  3. Zaman Değirmeninde Un Ufak Olmamak İçin...
Zaman Değirmeninde Un Ufak Olmamak İçin...

Zaman Değirmeninde Un Ufak Olmamak İçin...

Bilgi de amele dönüşmezse yük olur. Böyle bir bilgiye Resulüllah Efendimiz (sa) ‘faydasız bilgi’ demiş ve ondan Allah’a sığınmıştır. Faydasız, yani semeresiz, bir getirisi olmayan, uygulanmayan demek.

03 Şubat 2019 Pazar 20:00A+A-

Faruk Beşer, Yeni Şafak gazetesindeki yazısında Asr suresi özelinden zaman, bilgi ve amel konularını yorumluyor:

Zamana yemin ederek başlayan Asr Suresi, Mekke’de inen ilk surelerdendir. Demek ki, müminler daha işin başında iken Allah’a imanla beraber zamanın önemine de dikkatleri çekiliyor.

“Asra yemin olsun ki, insanoğlu mutlaka ziyandadır. İman edenler ve salih amelleri yapanlar, birbirlerine Hakkı öğütleyenler, sabrı öğütleyenler hariç.”

Asr, yüz yıllık bir süreye dendiği gibi, bir nesillik süre, günün ikindi vakti, gece ve gündüz, bütün zamana göre dünyanın ikindi vakti, ikindi namazı, her bir insanın kendi ömrünün son çeyreği ve mutlak zaman anlamlarına da gelir. Ortak nokta zamandır. Burada Allah’ın özellikle hangisini kastettiğini bilemeyiz. Ama bütün dünya zamanına göre insanların çoğunun ziyan ettiğine bakılırsa, burada bütün bir zamana, ya da insanın kendi ömründeki her bir zaman dilimine dikkat çekilmiş olması daha uygun düşer. Sanki zamanın kanunu hep böyle olagelmiştir, insanlar en büyük sermayeleri olan ömürlerini çoğunlukla ziyanla geçirirler denir gibidir.

Zaman değirmeninde un ufak olmamanın dört temel şartı:

Surenin verdiği mesaj şudur: Sayılan bu dört şey dışındaki her şey, her eylem, ya da her eylemsizlik insanoğlu için bir ziyan sebebidir. Bu dört şeyin dışındakiler ne kadar çok olursa ziyan da o kadar çok olur demektir.

İşin başı Allah’a imandır. Bir olan Allah’a iman etmeyen insan her şeyi daha baştan kaybetmiş sayılır. Büyük olanın Allah olduğunu bilmeyenin karşısına her gün bir aşka büyük çıkar. Hangi büyüğü asıl büyük sayacağını bilemez ve her zaman o başka bir ‘büyüğe’ boyun eğer. Ölünceye kadar da bu böyle sürüp gider.

Büyüğü büyük, küçüğü küçük tanıyabilmenin aracı da doğru bilgidir, hakikati tanımadır. İnsanın değeri hakikat bilgisiyle artar, çünkü insan değerli olanı onunla tanır. Hz. Âdem’in meleklere üstün tutulması Allah’ın ona öğrettikleri sebebiyledir. Hakikati sadece tanımak da yetmez. Onu anlatmanın, duyurmanın derdinde olmalıdır insan. Herkes herkese hakkı tavsiye etmelidir.

Salih amel ya da amel-i salih Kuran-ı Kerim’in en temel kavramlarından biridir. Her zaman ve şartta kulun, Allah’ın rızasına en uygun olan, en öncelikli işidir. Temel ibadetler salih amel olduğu gibi, bir yerde öncelikli salih amel bir muhtaca yardım etmek, ilim, bilim ya da cihad olabilir. Mümin bütün amellerini ameli salih haline getirmekle mükelleftir. Bu da bilgi ile olur.

Bilgi de amele dönüşmezse yük olur. Böyle bir bilgiye Resulüllah Efendimiz (sa) ‘faydasız bilgi’ demiş ve ondan Allah’a sığınmıştır. Faydasız, yani semeresiz, bir getirisi olmayan, uygulanmayan demek. Böyle bir bilgi sadece faydasız değil, aynı zamanda zararlıdır ki, Resulüllah ondan Allah’a sığınmıştır. Çünkü bilgi bizatihi bir değer değildir, onu değerli kılan bilineni uygulamadır, ameldir, aksiyondur. Aksi halde bilgi dönüp insanın kendisini ilahlaştırır ve yoldan çıkmasına sebep olur. Çünkü ‘ilim’, Allah’ın en önemli sıfatlarından biridir, en büyük güçtür. O sıfattan bir şeyler edinip de onun hakkını vermeyen, bilginin gücünü kendinden sanır, ya da bilgiyi kendi gücü sanır ve kendini ilah gibi hissetmeye başlar. Kibirlenir, ceberutlaşır. Ya kendisini büyük vehmeder, ya da büyük vehmettiklerine boyun eğer. Bir Allah’a boyun eğmeyen birçok tanrıya/ilaha boyun eğmek zorunda kalır. Büyük olmayan, büyük bildiğine boyun eğmeye mecburdur.

Hak Allah’tır. Ama O muradını bize Kuran-ı Kerim’le bildirmiştir. Dolayısıyla her işlerinde birbirlerine Kuran’ın hükümlerini öğütleyenler Hakk’ı öğütlemiş olurlar. Yani mesele sadece hakkı tutup kaldırmak değil, bunu aynı zamanda başkalarına da tavsiye etmektir.

Bütün bunlar kolay işler değildir. Sadece mümin olmayı değil, kavi bir mümin olmayı gerektirir. O zaman da sabır ibadeti devreye girer. Sabretmeden bunlar başarılamaz. Ama sabırda yardımlaşmadan da sabredebilmek olmaz. Bu işlerde sabr’u sebatı ve bundan ayrılmamayı öğütleyenler de birbirlerine sabrı öğütlemiş olurlar.

Demek ki, zamanı kâra çevirebilmek için:

Güçlü bir iman

Bulunduğu hal ve şartların salih ameli neyse onları yapmak

Hakkı öğrenip tavsiyeleşmek

Sabrı öğrenip tavsiyeleşmek gerek.

İşte o zaman ancak kul ziyan etmemiş, kâra geçmiş olur.

İmam Şafiî der ki, insan düşünecek olsa sadece bu sure ona yeter. Çünkü insanı olgunluğa eriştiren mertebeler dörttür: Hakkı bilmek, onu uygulamak, bilmeyenlere öğretmek ve bu yolda çekilecek sıkıntılara sabretmek. İşte bu surede Allah bu mertebelerin hepsini birden saymıştır.

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum