
“Yeryüzü, üstündekilerle sarsılmasın diye biz orada sabit dağlar yarattık”
“Yeryüzü, üstündekilerle sarsılmasın diye biz orada sabit dağlar yarattık. Dağlar arasında yol bulsunlar diye geniş boşluklar var ettik.”

“Yeryüzü, üstündekilerle sarsılmasın diye biz orada sabit dağlar yarattık. Dağlar arasında yol bulsunlar diye geniş boşluklar var ettik.” (Enbiya: 31)
Bununla sarsılmaz dağların yeryüzünde dengeyi sağladıkları, böylece yeryüzünü sarsılmadan, çalkalanmadan korudukları vurgulanıyor. Dünyanın dışarıdan karşılaştığı basınçla, içindeki baskılardan gelen ve bölgeden bölgeye değişen basınç arasındaki dengenin korunması olabilir. Her ne şekilde olursa olsun, bu ayet açıkça dağlar ile yerin dengesi ve istikrarı arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Şu halde bu dengenin sağlanış biçimini bilimsel araştırmalara bırakalım. Çünkü burası bilimsel araştırmaların esas çalışma alanıdır. Biz de vicdanları uyaran, mesajları ile insanları düşünmeye sevkeden Kur’an’ın gerçeği ifade eden ayeti ile yetinelim ve bu olağanüstü evrende harikalar yaratan yarattıklarını yönlendiren kudret elinin faaliyetlerini izleyelim:
“İstedikleri yere gidebilsinler diye o dağlarda geçit veren yollar açtık.”
Dağların yüksek kısımlarının arasındaki boşluklardan oluşan, yol ve güzergah olarak kullanılan dağların arasındaki geniş yollardan söz edilmesi… Evet burada bu geniş yollardan söz edilmesi, bunun yanında doğru yolu bulmaya işaret edilmesi, öncelikle pratik bir gerçeği tasvir etmekte, sonra da örtülü olarak inanç alemine ilişkin başka bir konuya işaret etmektedir. Belki kendilerini imana götürecek yolu bulurlar.
FİZİLALİL KUR’AN
Zemahşerî’nin bu ayete dair analizleri şu şekildedir:
1. Dağların Yaratılış Hikmeti ve "Sarsıntı" Meselesi
Ayet metnindeki "en temîde bihim" (أن تميد بهم) ifadesi, "onları sarsmasın, çalkalamasın diye" anlamına gelir. Zemahşerî buradaki dil inceliğine dikkat çeker:
Yeryüzünün Dengesi: Zemahşerî'ye göre, dağlar yaratılmadan önce yeryüzü (arz) küre biçiminde ve su üzerinde yüzen, dolayısıyla yalpalama ve sarsılma eğiliminde olan bir yapıdaydı. Allah, yeryüzüne ağır ve köklü dağları yerleştirerek onu sabitlemiştir.
İnsan için Emniyet: Eğer bu dağlar olmasaydı, yeryüzü üzerindeki insanlarla birlikte sürekli sallanacak, tıpkı denizde dalgalarla boğuşan bir gemi gibi insanlara huzur ve istikrar vermeyecekti. Dağların ağırlığı, bu çalkalanmayı (meyd) engellemiştir.
2. Geniş Yollar ve Geçitler (Sübûlen Ficâcen)
Ayetin devamındaki "sübûlen ficâcen" (سبلاً فجاجاً) ifadesi üzerinde duran Zemahşerî, kelime tahlili yapar:
Ficâc (Fec): İki dağ arasındaki geniş yol veya açıklık demektir.
Buradaki Hikmet: Allah'ın dağları sadece birer ağırlık ve engel olarak yaratmadığını, aynı zamanda insanların bir bölgeden diğerine rahatça geçebilmeleri için bu dağların arasında geniş yollar ve geçitler var ettiğini belirtir. Eğer dağlar bütünüyle bitişik ve geçit vermez olsaydı, yeryüzünde seyahat ve ticaret imkansız hale gelirdi.
3. "Umulur ki Doğru Yolu Bulurlar" (Leallehum Yehtedûn)
Ayetin sonundaki "leallehum yehtedûn" (لعلهم يهتدون) kısmı, Zemahşerî, buradaki "doğru yolu bulma" ifadesini çift yönlü ele alır.
Dünyevi anlamda: İnsanların bu dağ geçitleri ve yollar sayesinde gitmek istedikleri şehirlere, menzillere yollarını kaybetmeden ulaşmaları.
Dini/İtikadi anlamda: Bu muazzam nizamı, dağların dengesini ve yolların açılışındaki kusursuzluğu gören insanların, Allah'ın birliğini (tevhid) ve kudretini idrak ederek doğru inanca (hidayete) ulaşmaları.
Zemahşerî, Allah'ın bu nimetleri insanlara rehberlik etmesi ve onların kendi cüz-i iradeleriyle doğru yolu seçmesi için birer "vesile" olarak yarattığını vurgular.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ


HABERE YORUM KAT