1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. Yargı reformunda sabotajlara karşı sağlam adımlar atılmalı
Yargı reformunda sabotajlara karşı sağlam adımlar atılmalı

Yargı reformunda sabotajlara karşı sağlam adımlar atılmalı

Habertürk televizyonunda Hülya Hökenek’in hazırlayıp sunduğu Enine Boyuna programında konuk olan Kenan Alpay, Arınç ve Kılıçdaroğlu’nun Kavala ve Demirtaş çıkışları ile KHK’lılar meselesini değerlendirdi.

28 Kasım 2020 Cumartesi 02:18A+A-

HAKSÖZ-HABER

Habertürk televizyonunda Hülya Hökenek’in hazırlayıp sunduğu Enine Boyuna programında konuk olan Kenan Alpay, Arınç ve Kılıçdaroğlu’nun Kavala ve Demirtaş çıkışları ile KHK’lılar meselesini değerlendirdi.

Haksöz-Haber Genel Yayın Yönetmeni ve Yeni Akit Gazetesi Yazarı Kenan Alpay, Prof. Dr. Ahat Andican, Prof. Dr. Mehmet Şahin, CHP 22. Dönem Milletvekili Berhan Şimşek ve Gazeteci Cem Küçük Habertürk televizyonunda Hülya Hökenek’in hazırlayıp sunduğu Enine Boyuna programına konuk oldular.

Bülent Arınç ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş çıkışlarının yanı sıra KHK mağduriyetlerinin de konuşulduğu programda Kenan Alpay özetle şunları söyledi:

“Kavala ile Demirtaş'ın tutukluluk gerekçeleri aynı değil”

Şunu niye tutuklamıyorsunuz, bunu niye tutuklamıyorsunuz veya şunu neden serbest bırakıyorsunuz gibi yaklaşımlarından uzak durmak lazım. Türkiye’nin bu mantığı, bu söylemi, bu psikolojik harp yöntemini muhakkak surette terk etmesi icap ediyor. Bu siyasiler için de böyle, medya mensupları için de böyle, Sivil Toplum Kuruluşları için de böyle.

Reform vurgularını önemsiyorum. 11 Kasım itibariyle Cumhurbaşkanı Erdoğan bu vurguyu her konuşmasında ifade etti. Bu durum yapılan kadro değişikliklerine de yansıdı. Bu gibi adımları reform açılımında sağlam adımlar olarak görüyor ve bu doğrultuda kamyonu devirmeyecek, treni raydan çıkarmayacak bir biçimde adımların atılması yönünde bir kararlılık işareti olarak değerlendiriyorum.

Ama burada sürekli olarak çelişkilere dikkat çekiliyor. Çelişkilere dikkat çekilmesi normaldir ancak herkesin çelişkisi var. Burada herkes kendi tarafının çelişkisini görmeyip sürekli olarak karşı tarafın çelişkisine, zayıf noktasına, yumuşak karnına çalışıyor, buradan vurup karşı tarafı dağıtayım diyor. Oysa bunun yerine yapıcı bir vizyon izlenebilir.

Mesela Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin söylenenler –ki Kemal Kılıçdaroğlu da Bülent Arınç da söyledi bunu- ama ben Selahattin Demirtaş'ın tutukluluk gerekçesi ile Osman Kavala’nın tutukluluk gerekçesini aynı görmüyorum. Ne manada? Şu manada: Sayın Kılıçtardoğlu sık sık bu davaya gündeme getirdi fakat gündeme getirirken aynı zamanda AK Parti’yle, R. Tayyip Erdoğan’la, MHP’yle, Devlet Bahçeli’yle çekişip çatışırken de bir Alaattin Çakıcı meselesini gündeme getiriyor. Bunda haklılık da var ama Alaattin Çakıcı’nın yapmış olduğu birtakım suçları gündeme getirip Selahattin Demirtaş üzerinden ortaya çıkan felaketleri görmemek olacak iş değil. Nasıl olacak? Siz hiçbir şey konuşmasanız bile 6-8 Ekim tarihlerinde Diyarbakır’da, Cizre’de, Van’da, Hakkari’de vd. 53 kişinin ölümüne sebep olan ve bizzat Kobani eylemi, Rojava devrimi adı altında Çözüm Sürecini sabote etmek için Öz Yönetim ilan ederek şehrin merkezini mayınlı hendeklerle ve üstelik belediyelerin araçlarıyla, imkanlarıyla böyle bir ölüm tarlasına dönüştüren bir sürecin aktörlerinden birisinin tutuklanmasına nasıl “insani değil” dersiniz? Tabi ki Başak Demirtaş’ın ve kızlarının üzülmesine sevinecek değiliz. Ama meseleye oradan bakacak olursak o zaman cezaevlerindeki bütün insanların yakınları üzülüyor, hasret çekiyor. Acaba ölen-öldürülen insanların yakınları ne diyor? Buradan da bir bakalım. Eğer hukuku tahkim edeceksek, güçlendireceksek; bireyin, toplumun ve dahi yabancı yatırımcının güvenebileceği bir ülke haline getireceksek; hukukun üstünlüğüne inanıyorsak o zaman şiddet ya da şiddet çağrısını, provokasyonu da bir biçimde engellemek durumundayız.

“Benim mağdurum, senin mağdurun yaklaşımını terk etmek lazım”

Tabi ki bu çelişkiler sadece Kılıçdaroğlu ile sınırlı kalmıyor. Mesela Alaattin Çakıcı’nın cezaevinden tahliye edilme sürecini sağlayan bir infaz yasası oldu. Açıktır ki bu yasa hazırlanmadan iki yıl önce MHP’nin “ülküdaşımız Çakıcı” gibi bir gündemi vardı. Alaattin Çakıcı’nın cezaevinden ne şekilde ve ne pahasına olursa olsun çıkarılması gerektiğine dair çok ciddi bir uğraş verildi. Ve onun neticesinde çıktı. Ama sadece orada da kalmıyor. Mesela Mümtazer Türkönen davasının yeniden görülmesi için de Sayın Devlet Bahçeli’nin özel bir talebi oldu. Peki, buradan bakıldığında Şahin Alpay, Mehmet Altan ya da Nazlı Ilıcak veya Osman Kavala birilerinin gündemindeyse, çıkmaları için uğraş veriliyorsa bunun sorun olarak görülmesi tutarlı olur mu? O zaman meseleyi kişiselleştirmeden “Benim mağdurum, senin mağdurun” düzleminden çıkarak ele almak gerekiyor.

“28 Şubat travmasını da 15 Temmuz travmasını da atlatmak durumundayız”

Hukukun tahakkuk etmesini istiyorsak o zaman en başta 28 Şubat travmasını da 15 Temmuz travmasını da atlatmak durumundayız. Evet, devletin, toplumun, ülkenin bekası önemlidir ama devletin, toplumun, ülkenin bekasını birilerinin canını yakarak, birilerini mağdur ederek, hukuku yok sayarak sağlayamayız.

“İhanet söylemi doğru değil. Ağızdan çıkan sözü tartmak durumundayız”

Örneğin Büşra Erdal isimli bir gazeteci hanım var. FETÖ’ye yardım-yataklık filan gibi suçlamalarla cezaevinde yattı. Ve son bir senesinde şartlı tahliyeden yararlanması lazımdı fakat cezaevi müdürü diyor ki hayır efendim tahliye edilemez, tahliye edilemiyor. Ya burası şunun bunun ya da öbürünün babasının çiftliği değil ki! FETÖcü ise cezasını yatmıştır, mahkeme kararını vermiştir; cezaevi idaresine düşen iş onu tahliye etmektir. Bunun üzerine ekstradan bir ceza vermeye kimsenin hakkının olmaması lazım. Bu Alaattin Çakıcı’nın, Osman Kavala’nın ya da Mümtazer Türkönen’in tahliyesi tartışmasında en zararlı nokta sürekli olarak meseleyi ‘ihanet’ çizgisine getirmektir. ‘İhanet ediyor’, ‘ülkeyi satıyor’, ‘milleti satıyor’, ‘devleti çökertiyor’ söylemi… Bu kararı yanlış buluyoruz demek varken siyasette start veriliyor ve medyadan kahvehaneye kadar sarkan bir ‘ihanet’ söylemi silsilesi var. Herkes birbirini ihanetle, beşinci kol faaliyeti yürütmekle, FETÖ’ye hizmetle, PKK’ya hizmetle şunla bunla suçluyor. İyi de kardeşim şayet biz bu toplumu bir hukuk devleti içerisinde bir arada kardeşçe yaşamasını temin edeceksek o zaman ağızdan çıkan sözü tartmak durumundayız. Sonra ne oluyor? Cumhurbaşkanı reform diyor, aman efendim reform orada olmasın burada olmasın deniliyor. O zaman reform hiç olmasın! Açıkça bunu diyelim…

 

 

 

“KHK’lılar ‘Terörist’ değil”

(Cem Küçük’ün KHK’lıları kastederek “Bunlar Fetullahçıdır ve bana göre tüm Fetullahçılar teröristtir” çıkışı üzerine Kenan Alpay’ın cevabı:)

Kelimeleri, kavramları dikkatle seçmek durumundayız. Bu insanlar “terörist” olsaydı tutuklanırdı. Bakınız KHK ile mağdur edilenler ile ilgili bir “terör” suçlaması yok. “Terör” suçlaması olsa en az yüzde 90’ı tutuklanırdı. Yargıtay en son almış olduğu kararla ByLock’u kriter olmaktan çıkarmıştır.

 

HABERE YORUM KAT

5 Yorum