1. YAZARLAR

  2. ZEHRA TÜRKMEN

  3. Uzak Asya'daki Kardeşlerimiz
ZEHRA TÜRKMEN

ZEHRA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Uzak Asya'daki Kardeşlerimiz

18 Kasım 2019 Pazartesi 14:56A+A-

Yedi günlük bir program için Nepal’e gidiyoruz. Yolculuğumuz İHH İnsani Yardım Vakfı Yetim Dayanışma Günleri (YDS) bağlamında yapılıyor. Bir haftalık ziyaretimizi 7 kişilik bir ekip ile gerçekleştirdik. Ekibimizin rehberliğini İHH Yetim Birimi Yurtdışı Proje Koordinatörü  Büşra Üney Öztürk gerçekleştiriyor. Dolu ve bereketli geçen bir hafta boyunca birçok yetim çocukla bir araya geldik; Müslümanların okul, medrese ve kurumlarına ziyaretler gerçekleştirdik. Hasbihal ettik, dertleştik, kimi zaman hüzünlendik, çocuklarla koştuk oynadık, birbirimize sımsıkı sarıldık. Muhammed İkbal’in dizelerini kalbimizde hep diri tuttuk

“Hindistan bizim, Afganistan bizim, Çin bizim

Biz Müslümanız, bütün dünya bizim”

Çin ve Hindistan arasında kalmış, yaklaşık 30 milyonluk nüfusa sahip, Budizmin ilk defa doğduğu ve Dünyanın en yüksek tepesi olan Everest’in bulunduğu Nepal’e doğru yol alıyoruz. Sekiz buçuk saat süren yolculuğun ardından başkent Katmandu Havaalanı’na ulaşıyoruz. Uzun süren pasaport işlemleri, içimize çektiğimiz kirli hava, kesif bir koku,  hiçbir kural tanımayan ve oldukça yoğun trafiğin sonunda otele ulaşıyoruz. Bir haftalık programımızda Nepal’in yetimleri ve Müslümanlarıyla buluşmak var. Dolayısıyla dinlenmemiz lazım.

İlk olarak Nepalgunja gittiğimizde “Selamünaleykü selamünaleykem” çığlıkları arasında yetimlerimiz bizi karşılıyor. Her gittiğimiz yerde özenle hazırlanmış minik bir program ile karşılaşıyoruz.  Kuranı Kerim okunuyor, konuşmalar yapılıyor, İslam dinini öven şiirler ve marşlar söyleniyor… Bizim için sıradan olan,  hatta belkide artık hiç önemi olmayan her şey Nepal’de olağan üstü. Bu olağanüstülerden biriside yetimlerle hayvanat bahçesini gezmekti. Çocukların sevinci, heyecanı ve coşkusu kelimelere sığamazdı. Gökkuşağı gibiydi hepsi. Onların umutları, mutlulukları bizimde elimize, elbisemize bulaşmıştı sanki.

Üçüncü gün Ideal Pablic School okulunun öğrencileriyle buluştuk. Öğrencilere hediye olarak alınan bisikletleri sahiplerine teslim ettik. Nepal’de bisiklet, motor ve iki tekerlekli taşıma aracı olan rikşalar ulaşım için önem arz ediyor. Çocuklar için ise bisiklet demek okula giderken artık 5 km yol yürümemek anlamına geliyor.  Bisikletlerin ardından eşlerini kaybeden kadınlarla buluşarak ailelerinin geçimlerini daha kolay sağlamaları için keçi dağıtımı ve kesilen manda etinin dağıtımı yapıldı. Nepal’de inek Hindular tarafından kutsal sayıldığı ve inek kesmenin cezası da ağır olduğu için Müslümanlar keçi, koyun, manda gibi hayvanların kesimini yapabiliyorlar. Seyahatimizin üçüncü gününü İHH’nın partner kuruluşu olan İslami Sangh Nepal Ganj ofisini ziyaret ederek sonlandırdık.

Sokaklarda Mevlüdü Nebi kutlamalarıyla karşılaşıyoruz. Böyle günler Müslümanların kendi varlıklarını hatırlatması açısından önem arzediyor. Bu yüzden kutlamalar büyük bir coşku ile yapılıyor. Neredeyse iki gün camilerde Kuran okunuyor, konuşmalar yapılıyor. Ve Müslüman halk çocuklarıyla beraber sokaklarda sloganlar atarak varlıklarını hatırlatmaya, tanıklıklarını meydanlara taşımaya çalışıyorlar.

Seyahatimizin  beşinci günkü rotası ise Biratnagar şehri. Katmandu ve Nepalgunj’a göre daha fakir bir yer. İlk durağımız Talimul Kur’an Medresesi oluyor. Yetim çocuklarımıza kırtasiye malzemesi dağıtımında bulunuyoruz. Ardından beyaz kıyafetleri ve beyaz başörtüleriyle adeta beyaz bir gül bahçesini andıran Muhsinat Kız Okulu’nun gençleriyle bir araya geliyoruz. Öğrenciler medresede eğitim görüyor, hafızlık yapıyor ve 100 metre kadar yakınında olan yurtta ise yatılı kalıyorlar. Yurt demeye şahit lazım. Bütün duvarları küf tutmuş haliyle metruk bir havası var. Kimi odaların camları kırık ve neredeyse içinde yataktan başka bir şey yok.  Binanın balkonunda asılı duran renkli,  gül desenli battaniye ve pembe desenli kıyafetler tüm yokluğa, yoksulluğa inat burada hayat var diye haykırıyor sanki. 

Rotamız 2012 yılında yapılan Türkiye’den üç kardeşin finans ettiği Ali Ramazan Meryem Üstünsoy yetimhanesine çevriliyor. Yetimhanenin bakımı İHH’nın sorumluluğunda. Yetimhanenin kapısından içeri girince gök mavisi kıyafetleriyle gökyüzü kadar engin yürekli çocuklar karşılıyor bizi. Gülünce öyle sadece tebessüm etmiyorlar, bütün yürekleriyle gülüyorlar sanki. Yetim bir yüreğe bu kadar sevgi nasıl sığar diye düşünüyor insan. Ve kim yetim diye sormadan edemiyorum kendime.  Her şeyi olan ama şükrünü unutan ben mi, yoksa bütün imkansızlıklar içinde Allah’a gönlünü açan bu çocuklar mı?

Okul ziyaretlerimize devam ediyoruz. Crescent Public Schoo, Hilal Public School okullarında öğrencilerle buluşuyoruz. Sunsari için medreseler diyarı desek yanlış olmaz sanırım.  Jamiatul Islah Al-İslamia’ya (İslami Islah Medresesine) gidiyoruz. Gittiğimiz her medresede Türkiye’den gelmiş olmanın da etkisiyle oldukça ilgiyle karşılanıyoruz. İslami Islah Medresesi bölgenin en büyük medresesi...  İlkokuldan, liseye kadar öğrenciler binanın sağlı sollu iki tarafında yerlerde oturarak eğitim görüyor. Hafızlık yapan öğrenciler ise mescidin namaz kılınan bölümünde ezber yapıyorlar. Sanki Kur’an hafızlarının gür sesleriyle süslenmiş gibi mescidin duvarları. Medrese içinde İHH tarafından yaptırılan Saidi Nursi Medresetüz-zehra Camiisi de bulunuyor.

Diğer bir mescit ve okul ise Necmettin Erbakan adını taşıyor. Nepal şartları göz önünde bulundurulunca oldukça büyük ve ferah bir medrese ve cami diyebiliriz.  1200 civarında öğrencisi var. Okul eğitimi yanında, Kur’an eğitimi, bilgisayar dersi, kızlar için dikiş eğitimi veriliyor. Okul çalışanlarının çabaları bizi oldukça etkiliyor.

Seyahatimiz boyunca gördüğümüz okulların, yetimhanelerin öyküleri birbirinin aynısı neredeyse. Dolayısıyla sorunları da birbirine çok benziyor. Fedakâr hocalar, uzun erimli ve sabırla örülmesi gereken bir süreç, zor ve kısıtlı imkânlarda bir hayat inşa etmek… Okulların ihtiyaçları ise genelde ortak şeyler. Kimi okul için ek bir oda veya mescit, kimi okul için jeneratör, kitap ve tabiî ki yol… Yolu olmadığı için ziyarete gidemediğimiz bir okul aklımızda ve kalbimizde kaldı. Ve tabi ki o okulun öğrencilerinin omuzlarımızdaki ağır vebali…

Nepal’de ki son günümüzü Katmandu’yu gezerek geçiriyoruz. İlk olarak inşaatı devam eden İslam Kültür Merkezi’ni ziyaret ediyoruz. Kültür Merkezi toplam 6 kat olarak planlanıyor. Ancak Nepal’de sanayileşme olmadığı için inşaat malzemesi Hindistan ve Çin’den ithal ediliyor. Bu yüzden de oldukça pahalıya geliyor. Bu da işlerin yavaş ilerlemesine sebep oluyor. Yapımı devam eden binanın bitmesi için 80 bin euro daha bir paraya ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Kültür Merkezi, Nepal’deki Müslümanlar için bir kurtuluş yeri. Tıpkı Resulullah (s) döneminde Mescidi Nebevi gibi Müminlerin bir araya geldiği, istişare ettiği, namaz kıldığı bir mekân. Kültür Merkezi’nde yapılacak en önemli birimlerden birisi de kadın sığınma merkezi. Nepal’de Müslüman olmak kolay değil. Özellikle de kadınsanız zorluk iki katına çıkıyor. Eğer İslamı kabul ettiyseniz sizi artık sıfırdan bir hayat bekliyor. Nepal’de Müslüman kadınların hayatını dinleyince adeta Mekke Cahiliyesi canlanıyor gözünüzün önünde. Kadınlar toplumdan dışlanıyor, itiliyor, işten atılıyor, mirastan men ediliyor, eşi boşuyor ve sokağa atılıyor. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömen Mekke cahili kültür Nepal’in Müslüman kadın ve kızları üstüne kirli bir çamur gibi sıçrıyor. Kumari denen gelenekleri ise kız çocuklarına yapılan ayrı bir zulüm; yani Hindu ve Budistlerin  2 ila 5 yaş kız çocukları arasından seçerek onları tanrıça kabul ettikleri bir hal. Şöyle ki, ufak kız çocuklarını bir odaya kapatarak orada kalmaya en çok dayanan kız çocuğunu tanrıça olarak ilan ediyorlar. Tanrıça seçilen kız ergenliğe girene kadar evinden sadece yılda birkaç kez çıkabiliyor. Ergenlikten sonra kutsallığını kaybettiği düşünülen Kumariler tanrıça olmaktan çıkartılıyor. Ve onlarla evlenen erkeklerin hayatlarının kısa olacağı düşüncesiyle kimse onlarla evlenmeyi tercih etmiyor. Yani Kumariler küçük yaşta elde ettikleri kutsallığa rağmen ergenlikten sonra büyük bir yalnızlığın ve yoksulluğun girdabına sürükleniyor.

Doğu dinlerinin merkezi konumundaki Nepal adeta bir putlar şehri. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde bir heykel görmeniz mümkün. Tıpkı Mekke döneminde putlara tapan, onlara adaklarda bulunan insanları hatırlatıyor. Bağmati Nehri, Hindular ve Budistler tarafından kutsal kabul ediliyor. Nirvana’ya ulaşması için yakılan ölülerin külleri bu nehre atılıyor. Ölü yakıldıktan sonra da külleri coca cola içine katılarak cenazeye gelenlere ikram ediliyor. Şehri gezerken biz de ölü yakma merasimine rastlıyoruz. Cenazenin üzeri turuncu bir örtü ile kapatılmış ve etrafında kadınlar tütsü yakarak dönüyorlardı. Erkekler ise ateşi yakmakla uğraşıyordu. İnsanın bu manzara karşısında tüyleri diken diken oluyor. Aklın, mantığın ve fıtratın kabul etmeyeceği bir duruma bu insanların inanmış olmaları adeta insanı şaşkına çeviriyor.

Bizi karşılayan İHH Güney Asya Masa Sorumlusu Münevver Hüseyin Bey İslam’a yanlış tasavvuf anlayışının bu bölgeden geldiğini söylüyor. Hatta tespih kültürünün dahi Budistlerden bize ulaştığını ifada ediyor. Budistler yaklaşık 5000 yıldan beri tespih kullanıyorlarmış. Çarşıda her yerde çeşit çeşit satılan tespihler bunun bir kanıtı diye düşünmeden edemiyoruz. İnsanların temizlik anlayışı neredeyse hiç yok. Fakir bir ülke olmasının bunda büyük bir etkisi olsa da Müslümanların bulunduğu her yerin daha temiz olması İslam’ın kültürü olumlu şekilde nasıl etkilediğinin en bariz işareti. “…Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.”(Maide 6)

Nepal’deki son durağımız ise İHH’nın önemli partner kuruluşu olan İslami Sangh’ın ofisi oldu. İslam Sangh’ın genel başkanı Hurşit Alam bize ayrıntılı olarak çalışmalarından bahsetti. Sohbetimizin ardından artık veda vakti gelmişti. Kardeşlerimizle helalleşerek, yeniden buluşmak ümidiyle geri dönüş yoluna koyulduk.

Yedi günlük Nepal ziyaretimizde tanık olduk ki Nepal’de Müslüman olmak sanıldığı kadar kolay değil. Bunun oldukça ağır bedelleri var. Ama bütün bu bedellere rağmen yüzünü Allah’a çevirmekten vaz geçmeyen ve vaz geçmeyecek olan kardeşlerimizin varlığı bizim de imanımızı yeniden yeniden ve yeniden yenilememiz gerektiğini hatırlattı.

Seyahatimiz boyunca uyum içinde hareket eden tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ama asıl teşekkürü 7 gün boyunca hep yanımızda olan El-Hira’nın genel sekreteri Seraj Ahmed Musalmen’e ediyorum. Allah yardımcınız olsun kardeşim!

Ekibimizde yer alan Abdullah Kibritçi kardeşimizin dizelerinde ifade ettiği gibi “Pencereyi açıp Katmandu sokaklarını izledim / Asya ülkeleri olmasaydı dünya ne kader tatsız tuzsuz ve renksiz bir yer olurdu diye düşündüm.”   Tüm zorluklara rağmen Nepal’deki Müslümanlar varlıklarıyla tadımız,  tuzumuz olmaya, hayatımıza güzellik katmaya, umudumuzu diri tutmaya devam edecektir.

Son olarak Nepal’deki onca taştan, topraktan oyulmuş putları görünce insanın avazı çıktığı kadar bağırası geliyor.  

Lâ ilahe

Lâ ilahe

Lâ ilahe illallah

agir-abi.jpg

bisiklet-2.jpg

bisiklet.jpg

bisiklet1.jpg

hoscakal.jpg

img_20191109_134926.jpg

img_20191111_115129.jpg

img_20191111_115622.jpg

img_20191111_120353.jpg

img_20191111_132511.jpg

img_20191112_094310.jpg

img_20191112_094937.jpg

img_20191112_122424.jpg

img_20191112_125402.jpg

img_20191112_125508.jpg

img_20191112_125539.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum