1. HABERLER

  2. KİTAP

  3. Tutunamayanlar ve Kemalizm
Tutunamayanlar ve Kemalizm

Tutunamayanlar ve Kemalizm

Geçtiğimiz 10 Kasım’da yine başkalarının yerine utandık.  Kemalist tahayyül ile hesaplaşmak adına Tutunamayanlar romanına bakmak bazı verimli tartışmalara sebep olabilir.

11 Kasım 2020 Çarşamba 15:45A+A-

Abdurrahman Güner / HAKSÖZ HABER

Tutunamayanlar ve Kemalizm

Türkçe edebiyat büyük bir Kemalizm övgüsü üzerine kuruludur. Cumhuriyetin kurucu ideolojisini var etmek adına edebiyatçılar birbirleriyle yarışmışlardır. Ne yazık ki bu durum ortaya edebiyat adına kötümser bir tablo çıkarmak dışında bir işe yaramamıştır. Bir süre bu şekilde devam eden edebi vasat, farklı dünya görüşlerinden insanların ortaya çıkmasıyla biraz olsun nefes alabilmiştir.

Bu kısa incelemede odaklanmaya çalıştığımız husus Kemalizm’in fasit dairesinin dışına çıkabilmiş en azından resmi ideolojinin büyük tutarsızlıklarını fark edip buna kendince, kendi stiliyle eleştiriler getirmiş insanlara yoğunlaşmaktır.  Yoksa her hikâye kendi iç tutarlılığında anlamlıdır. Daha fazla anlam yüklemek beyhude bir çaba olacaktır…

Bugün artık 100. baskısını yapan, bir kitap satış sitesinde 50 bin adet satılmış olan Tutunamayanlar romanı uzun bir süre Türkiye’de okuyucu ve eleştirmenler tarafından görmezden gelindi. ’77 senesinde yazdığı bir öyküyü, “ben buradayım sevgili okuyucu, sen neredesin acaba?” diyerek bitiren romanın yazarı Oğuz Atay bir bakıma geniş okuyucu kitlesine ölümünden sonra kavuştu. Tabi kendisinin okuyucuyu ararken kast ettiği şeyin sadece daha fazla okura ulaşmak olmadığını söylemeye gerek yok.

Velhasıl Tutunamayanlar romanı içinden sözlerinin kırpılıp bir yönden içinin boşaltıldığı bir düzeye indirildi/taşındı. Geniş bir kitleyle buluşmanın sonucu olabilecek olan bu durum Atay’ın bizce en temel meselelerinden birisi olan “biz ol(ama)mak” mevzuunun ise belki de daha fazla göz ardı edilmesine sebep oldu.

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı modern romanın Türkçedeki ilk, bazıları tarafından ise en başarılı örneği olarak gösteriliyor.1 Romanın yapısı gereği bireye odaklanması, Atay’ın kafa yorduğu asıl meselelerin ötelenmesine sebep oluyor. Toplum olmak/olamamak mevzuuna yoğunlaşan Atay, doğu-batı, gelenek-modernlik üzerine düşünüyor aslında.2 Tamamlayamadan vefat ettiği çalışması Türkiye’nin Ruhu bu açıdan önemli bir yerde duruyor.

İçinden çıktığı toplumsal kesim ile bu süreçte belki de eserleri yoluyla bir hesaplaşmaya girişiyor Oğuz Atay. CHP’li bir milletvekilinin oğlu olarak yaşadığı bu hesaplaşma, toplumculuk eleştirisi veya başka türlü yakıştırmalarla kıymetsizleştirilmeye çalışılmıştır. Oğuz Atay aslında ironi hatta ofansif mizah denilebilecek bir tarzla ince dokundurmalar yapmaktadır. Ancak artık popülerliğe ulaşan eserinin bu en güçlü olduğu yönü bir bakıma görmezden gelinir. Olricli, duygusal paylaşımlar Atay’ın mizah anlayışını anlaşılmaz(!) kılar.

Roman ilk yayınladığında (özellikle ilk 15 sene) sessizlik sarmalına alınmasında bu tabu tanımaz ironik anlatım muhakkak etkilidir. Okuyucu romanı görmeyebilir ancak eleştirmen/yazar kesiminin sessizliği ise incelemenin başında izah ettiğimiz tabuseverlikten kaynaklanıyor olabilir mi? Burası biraz muğlakta ancak Atay’ın eleştirilerinden Kemalizm’in nasiplendiği tartışma götürmez. Devrimlerin yapısını BİLİG-TENÜZ olarak isimlendirdiği sadeleştirilmiş kelimelerden oluşan hayali bir ansiklopedi yoluyla kritik ederek tabiri caizse tiye alır. Yüzyıllardan beri sürüp gelen ve “Neden Batılılaşamıyoruz?” “Neden Her Şeyi Kendimize Benzetiyoruz?” “Neden Yüzyıllardır Denenmiş Uygulamaları Yapımıza Uyduramıyoruz?” gibi makale ve kitapların sorularına kesin bir karşılıktır Bilig-Tenüz. Yazıtı incelemeye başlayanlar, hemen bunun gibi birçok sorunun karşılığını, Bilig-Tenüz’ün deyimiyle tümaçtarsız (yani tümüyle açık ve seçik tartışmaya yer vermeyecek biçimde) bulacaklardır. Önce, neden Batı kültürünü alıp soysuzlaştırdığımızı sanıyoruz? Batı, bizim kültürümüzü alıp soysuzlaştırmış olmasın? Tanzimatla birlikte başlayan “Garplılaşma” hareketleri, bir kültürün kötü bir biçimde kopya edilmesi mi demekti? Yoksa, biz, aslında gene atalarımızdan miras kalan bir medeniyete mi dönüyorduk? Bilig-Tenüz’ü inceleyenler görecektir ki, biz, yeni uygarlığımızın asıllarını teşkil eden bütün kurumları, akımları ve düşünceleri yeni bir biçime sokarken bir keşmekeş ve bilmezlik içinde değildik; kökü ta iki bin yıl öncesine dayanan ve her noktası akıllara durgunluk verecek bir biçimde hesaplanmış olan bir bilimselliği sürdürüyorduk. Yoksa ayakta kalabilir miydik?”

Bilig-Tenüz’ün temellerini attığı tarihi gelişim planımız, bugün bile bir tek taşını yerinden oynatamayacağımız, muazzam bir abidedir. Bu abidenin gelişiminde rastlantıya yer yoktur. Ansiklopedinin ‘U’ harfinde “us-akıl” maddesi, şu kısa şiirle ne kadar büyük bir gerçeği belirtiyor: Tanrı usıg baştan alır / O tuşinir yerge çünki

Yani Allah aklımızı başımızdan aldı ama, bizim yerimize düşünmek için yaptı bunu. Bu sözde ne kadar çok gerçeğin birden gizli olduğunu söylemeye bilmem ihtiyaç var mı?3

oguz-atay-1593971387.jpg

Söylemeye ihtiyaç olmayan şey buradaki usta mizahilikte saklı. Atay’ın yaptığı şey Türkiye’deki ulusalcı sol-seküler kesimlere kendi hallerinin gösterilmeye çalışılması gibi görünmektedir. Oğuz Atay okuması Türkiye toplumu üzerine düşünmek için önemli bir adım olabilir. Ancak Atay’ın idealist olduğu falan da düşünülmemelidir. Marksist eğilimlere sahip bir insan olarak yaşadığı bazı tecrübeler (birlikte dergi çıkartmaya çalışmak gibi) arkadaşlarıyla yollarının ayrılmasına sebep olmuştur.

Tam bir karşıtlık veya holiganlık üzerinden değil kendi içinde bir doğallığa sahip mizahla yapmaya çalışır bizce ne yapıyorsa. Ata’nın izinde gitmekten başka bir kavramı olmayan Cumhuriyet çocuğu olarak4 Atay da eleştirdiği şeyin içindedir bir bakıma. Ancak bir terslik olduğunu anlamıştır. Modernleşme üzerine düşünen ve bir şeylerin yanlış gittiğini anlayan bir insan olarak romanda en çok üzerine yoğunlaştığı düşünürlerden birisi Kant’tır. Üzerindeki yıldızlı gök ve içindeki ahlak yasasında kendi sınırlarını ve sınırların ötesini düşünmeye çalışan bir felsefeciye atfettiği kıymet önemlidir.

Atatürk şiirleri parodi kalıbı içinde romanda kendisine yer bulur: Topal doktor kalksana, lambaları yaksana/ Selim elden gidiyor çaresine baksana. Atatürk kültleştirilmekten kurtarılmaya çalışılmaktadır. Sıradanlaştırılır. Rüyaların içinde bir kahramandır sadece. Mustafa Kemal çok şişmanlamıştı. Saçlarının hemen hepsi dökülmüş, sırtı kamburlaşmıştı. Sesi yorgun çıkıyor, konuşurken dudaklarının arasından altın dişleri görünüyordu. Buruşuk yüzü beyaz kıllarla kaplıydı. Eski bir ropdöşambr giymişti. Bunları okuyunca iyi ki roman uzun yıllar görmezden gelinmiş demeden edemiyor insan. Bir de fark edilseydi Küçük Prens’in5 uğradığına benzer bir akıbetle baş başa kalabilirdi.

Dindar muhafazakârların durumu ise bu noktada oldukça üzücü. Cumhuriyeti kuranlar tarafından dindarların yok sayılması, ötelenmesi bu kesimden insanların kompleksli tutumlar içine girmelerine sebep olmuştur şüphesiz. Kendisini anlatmak için dünyaya başkalarının gözünden bakmak durumunda kalan dindarların nasıl savrulmalar yaşadıklarına geçtiğimiz 10 Kasım’da epeyce şahit olduk. Anlamsız ritüellere yığınla insanın katılması veya katılmak zorunda bırakılması oldukça iptidai ve komik bir görüntü ortaya çıkarttı. İşin komik hatta trajikomik yönü Oğuz Atay üzerinden bu meseleye yaklaşmayı daha anlamlı hale getiriyor.

Atay eleştirilere de tabi tutuluyor yazdıklarından dolayı: Kemalizm: Şimdilerde bittiğinden, çözüldüğünden, içi boş bir zırha dönüştüğünden söz ediliyor. Oğuz Atay için her zaman çoktan bitmişti. Onu bir bakıma içerden yaşadığı için, hiç tam inanmamıştı.5Atay’ın doğrudan Kemalizm ile falan bir derdi olduğunu sanmıyoruz. Ancak yapılan işlerde bir sakatlık olduğunu anladığı da aşikâr. O kendi baktığı yerden bu saçmalıkları eleştirdi. Toplumun içine çekildiği kült ve tabuların acıklı güldürüsünü başarıyla yazan Oğuz Atay hem kendi içinden çıktığı kesimlere hem de daha uzak mahallenin insanlarına önemli bir şeyler söylüyor olsa gerek.

 

[1] İlk roman için Aşk-ı Memnu’yu zikredenler de vardır.

[2] Oğuz Atay için-bir sempozyum, Handan İnci-Elif Türker, İletişim Yayınları, s. 87

İki medeniyetin arasında, iki medeniyetin de hayati ilkelerinin yokluğunda, dolayısıyla çifte medeniyetsizlikle, bu medeniyetsizliği, kanunsuzluğu, ve kaynağın, kökenin hakikatinden uzaklaşmayı, kendi tekilliğinin meselesi olarak, sonsuz bir dert bir tasa olarak yüklendiği için, Oğuz Atay’ın metinleri bütün medeniyetlerin sınırına dair ve bu sınırda “medeniyet nedir?” sorusunu açarak tarihin sınırına dair bir sözü söyler.

[3] Oğuz Atay, Tutunamayanlar, İletişim Yayınları, s.147

[4] “Ben Buradayım…” Yıldız Ecevit, İletişim Yayınları, s. 269

Yıldız Ecevit, Tutunamayanlar’dan aktarıyor. Bu kısa incelemede Ecevit’in çalışmasından istifade ettik. Başarılı bir biyografi-inceleme çalışması olarak meseleye ilgi duyanlara bu çalışmayı tavsiye ediyoruz.

[5] Antoine de Saint-Exupéry’e ait olan eser, “bir Türk diktatörün kıyafet devrimi yapıp herkesi Avrupalı gibi giyinmeye zorlaması” ifadesinden dolayı yıllarca sansüre uğramıştır. Diktatör ifadesi lider vs. olarak düzeltilmektedir. Türkiye tarihinde kıyafet devrimi yapan başka birisi var gibi kitapta ifade edilen “diktatörün” başka bir kimse olduğunu iddia edenler bile vardır. Şuan sadece bir yayınevi eseri orijinal şekliyle basmaktadır.

[6] Yıldız Ecevit aktarmaya devam ediyor. Orhan Koçak’ın Özgür Gündem’de 1992 senesinde yazdığı yazı.

HABERE YORUM KAT

2 Yorum