Trump’ın İran’la yaşadığı çekişme: Sürekli bir yıpratma oyunu

Trump’ın İran’la yaşadığı çekişme: Sürekli bir yıpratma oyunu

Washington’daki politikacılar ile Tahran’daki rejim abartılı söylemler savururken, bu coğrafyadaki masum halklar bedelini tam anlamıyla ödüyor:

Karam Nama’nın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Uluslararası siyasi sahnede savaş, her zaman zafer kazanan bir galip ve paramparça olmuş bir mağlup ortaya çıkaran kesin bir çatışma olarak ortaya çıkmaz. Bunun yerine, Donald Trump yönetimi ile Tahran’daki Velayet-i Fakih rejimi arasındaki çatışma, sıkıcı ve yorucu bir halat çekme yarışına, hiçbir tarafın yere yığılmadığı karşılıklı yıpratma oyununa dönüşmüştür.

Halat her seferinde mutlak sınırına kadar gerildiğinde ve dünya, halatın her an kopacağından korkmaya başladığında, oyun tahtası aynı manevra karesine sıfırlanıyor. Trump, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ve savunma yetkilileri tarafından İran’ın Hürmüz Boğazı yakınlarındaki radar ve füze kapasitelerini etkisiz hale getirmek üzere tasarlanan “sınırlı” askeri saldırılarla tehdit ediyor, ancak ardından “deniz trafiği hâlâ çok iyi durumda” diyerek kuru bir ironi ile küresel piyasaları yatıştırıyor. Tahran ise Arap Körfezi ve Ürdün’deki hedefleri vurarak karşılık veriyor; Hürmüz’deki petrol tankerlerini senkronize füze saldırılarıyla hedef alırken, Cumhurbaşkanı MesudPezeşkiyan’ı Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine göndererek “İslamabad Mutabakatı” hakkında bir konuşma yapmasını ve Washington’un taahhütlerini yerine getirmesi halinde gerginliğin derhal azaltılacağına dair söz vermesini sağlıyor.

Bu, siyasi absürtlüğün eşsiz bir örneğidir: kararlı sonuçlar doğurmayan saldırılar ve önceden planlanmış top atışlarıyla yürütülen “sonsuz bir savaş”. Bu durum, iç meşruiyetlerini ve dış politik duruşlarını bu gerilimin devamından alan iki rejimin inatçılığıyla beslenmektedir; her iki rejim de rakibine nakavt edici bir darbe indirme konusunda ne isteğe ne de kapasiteye sahiptir.

Donald Trump için paradoks, seçim kampanyasının temel vaadinde yatmaktadır: “aptalca, bitmek bilmeyen savaşları” sona erdirmek. ” Oysa kendisi de tam da bu bataklığın içinde sıkışıp kalmıştır. Financial Times’ta yer alan ve ABD’nin tırmanma ikilemine ilişkin bir analizde vurgulandığı üzere, Trump giderek ağırlaşan bir stratejik çıkmazla karşı karşıyadır: İran’a yönelik baskı stratejisini meşrulaştırmak için her askeri güç gösterisinde, ekonomiyi tüketen ve net siyasi getirisi olmayan artan maliyetleri gören seçmenleri kendinden uzaklaştıran uzun soluklu bir çatışmaya sürüklenme riskini almaktadır.

Trump’ın Amerika’sı, gücünü gösterip uzlaşma şartlarını dikte etmek için ipi çekiyor, ancak pahalı bir kara işgali yoluyla rejimi devirecek topyekûn bir savaşa yatırım yapmaktan çekiniyor. Dolayısıyla Washington, krizi çözmeden sadece yamayan taktiksel bir geçici çözüm olan cerrahi saldırılarla yetiniyor.

Bu durum, “gerilimi yönetmenin” aslında gerilimi çözmenin yerine geçtiği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Amerika’nın Orta Doğu stratejisi artık yeni bir bölgesel denge kurmayı değil, “ölçülü caydırıcılık” formülünü sürdürmeyi amaçlamaktadır.

Bu strateji, Tahran’ı bağları tamamen koparmadan gergin tutarak, yapay bir korku üzerine kurulu bir yıpratma savaşına maruz bırakıyor. Washington, satranç tahtasının kendisini değiştirmeden çatışma kurallarını değiştiriyor; bölgesel endişelerden yararlanarak güvenlik şemsiyesini vazgeçilmez kılarken, İran’ı yaptırımlar ve jeopolitik felç içinde çırpınmaya bırakıyor ve kaynama noktasına gelmeden bir adım önce duruyor.

Washington’daki politikacılar ile Tahran’daki rejim abartılı söylemler savururken, bu coğrafyadaki masum halklar bedelini tam anlamıyla ödüyor:

Arap Körfezi ve Komşu Devletler

Bu savaşın başlatılmasında hiçbir zaman ortak olmayan bu devletler, kendilerini doğrudan hedef tahtasında buluyor. İran’ın vekil güçleri tarafından fırlatılan füzeler ve insansız hava araçları bu ülkelerin topraklarına düşerken, Hürmüz Boğazı’nı tıkama tehditleri de bu ülkelerin ekonomik can damarlarını boğuyor. Tahran, alenen coğrafi şantaj uyguluyor: Washington’u dizginleyemezseniz, topraklarınız bizim misilleme için açık bir arena görevi görecek.

Küresel Ekonomi ve Batılı Orta Sınıf

İran, tankerleri hedef alarak gerginliği tırmandırdıkça küresel ekonomi sarsılıyor. Enerji fiyatlarındaki ani artışlar sadece Londra, Paris ve Washington’daki ticaret ekranlarında bir anlık dalgalanma olarak kalmıyor; bunlar doğrudan enflasyona dönüşüyor ve Batılı hanelerin günlük ekmeğine fiilen daha yüksek bir fiyat etiketi yapıştırıyor.

İran Halkı

Bu mekanizmanın en acı çeken kurbanı. Rejim, “Batı’nın kibirine karşı koymak” için füze ağlarına kaynak aktarıyor; oysa sıradan İranlılar, özgürlüklerini kısıtlayan baskıcı bir aygıtın ve boğucu bir ekonomik ablukanın altında yaşıyor. Tahran ve İsfahan sokaklarında kamuoyu tartışmaları artık “stratejik zaferler” etrafında dönmüyor. Bunun yerine aileler, bir karton yumurta ya da bir kilogram et almadan önce tereddüt ediyor ve nihayetinde sadece ekmekle yetinmek zorunda oldukları gerçeğine boyun eğiyor.

Buna karşılık, bu yüksek riskli çekişme, İran rejimi için varoluşsal bir can simidi işlevi görüyor. Rejim, aşınan iç cephesine meşruiyet kazandırmak için “dış düşman” kavramını kullanmaktan besleniyor. Körfez’de ateşlenen her füze ve Washington’dan yapılan her düşmanca açıklama, Tahran’da ekonomik rahatlama ya da siyasi özgürlük taleplerini susturmak için birer silaha dönüştürülüyor. Rejim, krizleri zırha dönüştürme konusunda ustalaşmış durumda; Batı’nın risk hesaplamalarının doğrudan bir rejim değişikliğini engelleyeceğine bahis oynayarak, topyekûn savaş tehdidini tamamen yorgun düşmüş vatandaşların omuzlarına yüklenen kronik bir kan kaybına dönüştürüyor.

Savaş, bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek için bir araç olmaktan çıktı; Trump’ın caydırıcılık ve zaman çizelgelerini manipüle etme yeteneğini sergilediği, Tahran’ın ise iç hesaplaşmasını ertelemek için bir kalkan olarak kullandığı siyasi bir çekişmeye dönüştü.

Bu tekrarlanan oyun ne kadar süre devam edebilir? Her iki taraf da “gri bölgede” güvende hissettikleri sürece devam edecektir. Trump, seçmenlerini bölgesel bir savaşa sürüklemeden güç gösterisi yapmak için sınırlı saldırıların arkasına sığınırken; Tahran, halkını ezip Arap komşularının istikrarını bozmayı meşrulaştırmak için “meydan okuma ve direniş” retoriğinden besleniyor.

Bu maskaralığın ne kadar süreceği sorusu, en acı gerçeği ortaya çıkarıyor: Cevap, kaçınılmaz bir çözümün geçici olarak ertelenmesi değil; aksine, kararsızlığın kendisinin bir politika haline geldiğinin acı gerçeğidir. Trump, bunun getireceği muazzam siyasi ve ekonomik sonuçlar nedeniyle çatışmayı kesin bir sonuca götürme isteğinden yoksundur; İran rejimi de, vekil güçlerinden oluşan zırhını elinden alacak açık ve doğrudan bir çatışmayı göze alamaz. Her iki güç de ipi ne bırakmayı ne de koparmayı kabul ettiği için, tüm bölge, halkları, ekonomileri ve gelecekleri uçurumun kenarında asılı kalıyor; bu durum, ana aktörleri sahnede tutarken, esir alınmış seyircilerin ölüleri gömmesini ve yıkımın bedelini ödemesini gerektiren bir absürtlüğün açık bir sahnesi haline geliyor.

* Karam Nama, İngiliz-Iraklı bir gazeteci ve yazardır. Londra merkezli Al-Arab gazetesinde genel yayın yönetmenliği görevini üstlenmiştir. “Unlicensed Weapon: Donald Trump, a Media Power Without Responsibility” ve “The Sick Market: Journalism in theDigital Age” dahil olmak üzere altı kitap yazmıştır. En son kitabı ise “The False Promise: Don’t Ask AI for What You Don’t Deserve”dir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir