1. YAZARLAR

  2. CENGİZ DUMAN

  3. Tevrat’a Göre Filistinlilerin Hepsi Öldürülmelidir!.. Buda Yetmemekte!..
CENGİZ DUMAN

CENGİZ DUMAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Tevrat’a Göre Filistinlilerin Hepsi Öldürülmelidir!.. Buda Yetmemekte!..

26 Ocak 2009 Pazartesi 16:32A+A-

Geçen hafta içerisinde medya organlarında, Yahudi Kohen/Haham/Raw adı verilen din adamlarının Gazze katliamı ile ilgili verdikleri fetvalar yayınlandı. Bu fetvalar yeni bir vakıa değildir. Geçmiş dönemlerde de Siyonist İsrail’in yaptığı tüm katliam ve savaşlarda benzer fetvalar verilmiştir. Bu seferki fetvalar, olsa olsa eski fetvaların güncellenmesidir. Yani içersinde geçen birkaç ismin değiştirilmesinden başka, muhtevasında bir değişiklik arz etmemektedir.

Kohen (Haham) Mordehay İlyahu, İsrail Başbakanı Ehud Olmert’e ve diğer İsrail liderlerine gönderdiği mektupta, “Tevrat’ta Tekvin kitabında yer alan Şikim ibn Hamur’un uğradığı katliama göndermek yaparak düşmanları toplu cezalandırmanın savaş ahlakı içerisinde mümkün olabileceğini söylemiş.”

İsrail’in bir başka şehrindeki bir diğer Kohen ise; “Onlardan 100 kişi öldürdüğümüzde durmazlarsa bin kişi öldürmeliyiz, bin kişi öldürsek durmazlarsa 10 bin kişi öldürmeliyiz, onları öldürmeye devam etmeliyiz velev ki ölenlerin sayısı bir milyonu bulsun, ne kadar sürerse sürsün onları öldürmeye devam etmeliyiz” demiş.

Kohen efendiler çok doğru söylemişler!.. Az bile demişler!.. Dahası Filistin’linin at, eşek, koyun, büyük-küçük baş bütün hayvanlarını da öldürmelerinin fetvalarını da vermeleri gerekir!.. Eksik fetva vermekteler, zatî âlileri!.. Şehirlerinin altını üstüne getirin demeleri, taş taş üstünde bırakmayın diye emretmeleri gerekir!.. Haa..unutuyorduk, Altın, gümüş, dolar, Avro gibi ganimetleri iç etmeyin!, onları Sinagog’lara dolayısı ile Kohen’lere vermeniz gereklidir demeleri şarttır.

Öyle öyle… Sanmayın ki latife yapıyoruz. Bütün bu söylediklerimiz aynen geçerli!.. Tevrat’a göre yapılması şart olan Yahudi vazifelerinden!..

Hz.Musa’nın önderliğinde Mısır’daki esaretten kurtulan İsrailoğulları; Mısır’da yaklaşık beş yüz yıl süren esaret hayatından kurulmalarına şükretmeleri gerekirken, iki peygamber denetiminde oldukları halde Samirî’nin buzağısına tapınmaya, Allah’a şirk koşmaya başlarlar.

Ataları Hz. İbrahim’e ve onun soyundan diğer resul ve onlara tâbi İsrailoğulları’na vaat edilen topraklara, yani hürriyete giderken yaptıkları bu hainlik onlara kırk yıl çöllerde bedevî hayatı yaşama cezasını getirir. Bu kırk yılın sonunda Hz. Harun ve Musa(a.s) vefat ederler. Yerlerine Nun oğlu Yeşu peygamber olarak vazifelendirilir.

Nun oğlu Yeşu bizim, yani Müslümanların tanıdığı biridir. Hele ki İstanbul’luların… İstanbul’da Yuşa tepesi denilen yerde medfun olduğu rivayet edilen bir peygamberdir, Yuşa (Yeşu)…

Tarihî ve diğer maddî veriler açısından aslı olmayan bu rivayetlerle, mezarı veya makamı İstanbul’a kadar getirilmiş bu İsrailoğulları peygamberi sayesinde “Arz-ı Mev’ud” adı verilen topraklara adım atan İsrailoğulları bu topraklarda yaşayan putperest Kenanî kavimlere ait yerleşim yerlerine saldırarak onları ele geçirmeye başlarlar. Bu yerlerden ilki bu gün aynı isimle geçen Eriha şehridir.

Bakınız Eriha şehrini ele geçiren İsrailoğulları’nın bu şehir ve insanlarına yaptıklarına… “Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.”Tevrat;Yeşu, 6/21

Katliamda ayrım yok insan, hayvan, ev, ahır hepsini yok etmek, soluklarını kesmek; tamamen soykırım! Dehşet! soykırım anlatımlarına devam edelim:

Erih’daki soykırım’ı bitirdikten sonra; Hz. İbrahim’in Harran’dan hicret ederken “Kenan” topraklarında ilk konakladığı yer olan Ay şehrine saldıran Yeşu önderliğindeki İsrailoğulları’nın, Ay şehri ve ahalisine yaptıkları Tevrat metinlerinde şöyle anlatılmaktadır: “Kenti ele geçirenler de çıkıp saldırıya katılınca, kent halkı iki yönden gelen İsrailliler'in ortasında kaldı. İsrailliler tek canlı bırakmamacasına hepsini öldürdüler.” “İsrailliler Ay Kenti'nden çıkıp kendilerini kırsal alanlarda ve çölde kovalayanların hepsini kılıçtan geçirdikten sonra kente dönüp geri kalanları da kılıçtan geçirdiler.” “O gün Ay halkının tümü öldürüldü. Öldürülenlerin toplamı, kadın erkek, on iki bin kişiydi.” ”İsrailliler, RAB'bin Yeşu'ya verdiği buyruk uyarınca, kentin yalnız hayvanlarıyla mallarını yağmaladılar.” “Ardından Yeşu Ay Kenti'ni ateşe verdi, yakıp yıkıp viraneye çevirdi. Yıkıntıları bugün de duruyor.” “Ay Kralı'nı ağaca asıp akşama dek orada bırakan Yeşu, güneş batarken cesedi ağaçtan indirerek kent kapısının dışına attırdı. Cesedin üzerine taşlardan büyük bir yığın yaptılar. Bu yığın bugün de duruyor.” (Tevrat; Yeşu, 8/22-29)

Herkesin katledildiği, cesetlerin bile eziyet edilerek hınç alındığı bir memlekette bu yaptıklarını kime, nasıl duyurarak bunun kötü örnekliği ile korkutmak istediler anlamak mümkün değil. Sadistçe bir tavır. Hiçbir peygamber ve Müslüman ahaliye yakışan bir tavır mı?

Daha sonra Hz. İbrahim’in vededilen topraklar“Arz-ı Mev’ud”da; Sara,Hacer, İsmail, İshak ile beraber yaşadıkları Hebron, bugünkü El-Halil isimli Filistin şehrine gelen Yeşu peygamber önderliğindeki İsrailoğulları, Hebrona da saldırarak buradaki putperestleri de katlederler. “Kenti aldılar, kralını, halkını ve köylerindeki bütün canlıları kılıçtan geçirdiler. Eglon'da yaptıkları gibi, herkesi öldürdüler; kimseyi sağ bırakmadılar.” (Tevrat; Yeşu, 10/37)

“İsrailliler kentteki bütün canlıları kılıçtan geçirip yok ettiler. Soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler. Ardından Yeşu Hasor'u ateşe verdi.”  “Böylece bütün bu kentlerle krallarını ele geçirdi. RAB'bin kulu Musa'nın buyruğu uyarınca hepsini kılıçtan geçirip yok etti.” Ancak, İsrailliler, Yeşu'nun ateşe verdiği Hasor dışında, tepe üzerinde kurulu kentlerden hiçbirini ateşe vermediler.” Bu kentlerdeki bütün mal ve hayvanları ganimet olarak aldılar, insanların tümünü ise kılıçtan geçirip öldürdüler; soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler.” (Tevrat; Yeşu,11/11-14)

İfadeye bir bakın “Soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler” dehşet ifadeleri… Bunlar Allah’ın dinini nasıl anlatacaklar, insanlığa?.. Anlatma dertleri yok ki!.. Allah onların İlahı, Din İsrailoğulları’nın, peygamberler İsrailoğulları’nın, Tevrat İsrailoğulları’nın, topraklar İsrailoğulları’nın!.. Kölelere din ne lazım?..

Tevrat’ı meydana getiren otuz dokuz kitap içersinde müstakil bir kitap olan Yeşu kitabından alıntıladığımız bu ifadeler, Yeşu(Yuşa) peygamber önderliğinde “Arz-ı Mev’ud”un ele geçirilişi esnasında yaşandığı anlatılan katliam sahneleridir. Birçoğunu da anlatmadan geçtik.

Tevrat’ta anlatılan İsrailoğulları katliamlarından günümüz ile ilgili olan bölümünden de örnek vererek değerlendirmelerimizi yapalım. Kuzeyde Yaruşalim’e(Kudüs) üzerinden Lübnan’ın Sayda şehrine kadar ulaşan Yeşu önderliğindeki İsrailoğulları; güneyde Yakup ve Yusuf Peygamberler döneminde Mısır’da ilk yerleştikleri bölge olan Goşen’e kadar her yeri zapt ederler ve halkını, hayvanlarını kılıçtan geçirirler, mal ve mülklerini yakıp yıkarlar.

Tevrat’ta, “Arz-ı Mev’ud” da ele geçen ve katliama uğrayan bölgeler arasında aynı isimle geçen Gazze de yer almaktadır. “Böylece Yeşu dağlık bölge, Negev, Şefela ve dağ yamaçları içinde olmak üzere, bütün ülkeyi ele geçirip buralardaki kralların tümünü yenilgiye uğrattı. Hiç kimseyi esirgemedi. İsrail'in Tanrısı RAB'bin buyruğu uyarınca kimseyi sağ bırakmadı, hepsini öldürdü.” “Kadeş-Barnea'dan Gazze'ye kadar, Givon'a kadar uzanan bütün Goşen bölgesini egemenliği altına aldı.” (Tevrat; Yeşu,10/40-41)

Bu okumuş olduğunuz Tevrat’ta anlatılan İsrailoğulları savaşlarının hukuku, adaleti, insafı olmayan katliam sahneleri; İsrailoğulları’nın tabii ki, Yehova’ya ve peygamberi Yeşu’ya teslim olmuş İsrailoğulları’nın! Hem de Yehova ve peygamber Yeşu istekleri doğrultusunda! uUyguladıkları katliam ve talanın anlatımlarıdır.

Nasıl oluyor diyeceksiniz önceleri… Sonra putperestlermiş canım, normal diyeceksiniz belki…Biraz daha geçince niye diğer peygamberlerde veya Hz. Muhammed döneminde ya da Kur’an’da böyle bir şey anlatılmamış/gerçekleştirilmemiş de bu peygamber ya da Tevrat’ta anlatılan diğer peygamberler döneminde böyle şeyler olmuş diyeceksiniz! Her hali ile sizi sıkıyor değil mi? Evet sıkıyor!.. Çünkü bir Müslüman’a katliam, talan yapmak yakışmıyor!..

Ama Kohen efendiler, sallayıp, silkeliyorlar fetvaları!.. Onlara göre caiz… Çünkü kutsal! Kitapları! muharref Tevrat bunu emrediyor. Ataları Tevrat’ı etnik/millî/keyfî yönde tahrif etmişler, torunlarına da bu mirası fetvalamak düşmüş…

Tevrat’ın “Arz-ı Mev’ud”daki katliamlara cevaz veren ve bu katliam ifadelerini daha da pekiştiren! Diğer katliam anlatımlarına bakalım… "Ancak Tanrınız RAB'bin miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız.” Tanrınız RAB'bin size buyurduğu gibi, onları - Hititler'i, Amorlular'ı, Kenanlılar'ı, Perizliler'i, Hivliler'i, Yevuslular'ı - tümüyle yok edeceksiniz.” Öyle ki, ilahlarına taparken yaptıkları iğrençliklere uymayı size öğretemesinler, siz de Tanrınız RAB'be karşı günah işlemeyesiniz.” (Tevrat; Tesniye,20/16-18)

Tevrat’ın İbranice Tora adı verilen beş ana kitabının sonuncusu olan Tensiye kitabındaki bu ifadeler “Arz-ı Mev’ud” topraklarında bulunan tüm putperestlerin insan olarak; kadın, erkek, çocuk, bebek, ihtiyar, genç ayrım yapılmadan katledilmesini yani dine dayalı “etnik temizlik” yapılmasını kesin olarak emretmektedir. Bunun yanı sıra onların beslediği her türlü hayvanatın öldürülmesini, mallarının; altın, gümüş, tunç gibi değerlileri hariç yakılıp yıkılmasını yine kesin olarak emretmektedir.

Öyle ki, peygamber Samuel zamanında ele geçirilen topraklardaki hayvanları katletmeyip el koyan Saul’a (Talût) kızan Yehova’nın ikazı üzerine Samuel peygamber, ordu komutanı Talut’u azarlayarak yaptığının yanlış olduğunu beyan eder. Tevrat’ta bu olay şöyle anlatılmaktadır.“Ne var ki, Saul ile adamları Agag'ı ve en iyi koyunları, sığırları, besili buzağıları, kuzuları - iyi olan ne varsa hepsini - esirgediler. Bunları tümüyle yok etmek istemediler. Ancak değersiz ve zayıf ne varsa hepsini yok ettiler… Samuel, "Öyleyse nedir kulağıma gelen bu koyun melemesi? Nedir bu duyduğum sığır böğürmesi?" diye sordu.” Saul şöyle yanıtladı: "Halk bunları Amalekliler'den getirdi. Tanrın RAB'be kurban sunmak üzere koyunların, sığırların en iyilerini esirgediler. Ama geri kalanları tümüyle yok ettik. Öyleyse neden RAB'bin sözüne kulak asmadın? Neden yağmalanan mallara saldırarak RAB'bin gözünde kötü olanı yaptın?.. Bunun üzerine Saul, "Günah işledim! Evet, RAB'bin buyruğunu da, senin sözlerini de çiğnedim" dedi,” (Tevrat; 1.Samuel,15/9-24)

Katlettikleri insanların, besledikleri hayvanlarını bile değersiz ve suçlu görüp onların da telef edilmesini emreden Yehova, iş altın, gümüş, tunç’a geldi mi değişivermektedir!.. “Bütün altın, gümüş ve tunç ve demir eşya RAB için kutsaldır. Bunlar RAB'bin hazinesine girecek." (Tevrat; Yeşu,6/19)

Oysa Tevrat’ın başka yerlerinde savaş adabı ya da hukuku ile ilgili şöyle emirlerde vardır. Mesela; “ "Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin.”  Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler.”  Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin.” Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RAB'bin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz.” Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.”

Yukarda alıntıladığımız Tevrat ifadeleri, ideal manada olmasa da savaşın hukukunu dile getiren şartlar. Eğer bu ifadelerdeki emirlere uyulmuş olsa idi “Arz-ı Mev’ud”daki katliamlar ve talanlar gerçekleşmeyebilirdi.

Bu emirde yer alan “yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin” ifadesi; “teslim olmayan savaşanları kılıçtan geçirin” olarak metinde geçmiş olsa idi, tamamıyla İslam dininin savaş hukukunu yansıtmaktadır diyebilirdik ancak her ne hikmetse sebepsiz yere katletmek gibi bir muharref yapının Tevrat’a nüfuz ettiği ve içine işlediği anlaşılmaktadır.

Savaş sırasında insan katletme geleneği “Arz-ı Mev’ud” a geldiğinde soykırım yapısına dönüşmektedir. Bundan dolayı “soluk alan her şey” katliama uğramaktadır. Tam bir hukuksuzluk, adaletsizlik, insafsızlık örneği!..

Tevrat metinlerinde yer alan bu ifadeler, Kur’an doğrultusunda anlatılan İslam peygamberlerinin statüsüne ve misyonuna asla uymamaktadır. Tevrat’ta yer alan bu ifadeler ile Kur’an anlatımları arasındaki tenakuzu gayet tabii karşılamak lazımdır. Çünkü Kur’an, Tevrat ve İncil gibi kendinden önce inmiş vahiy unsuru kitapların, muharref yapılarını düzeltmek doğrularını bildirmek ve muharref kitapları aslî konumuna irca etmek için inmiştir.

Kur’an’da anlatılan resullerden İsrailoğulları’nın atası Hz. İbrahim ve Lut’un(a.s) müşfik yapısı Kur’an ayetlerinde şöyle anlatılmaktadır. “İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.” “Çünkü Hz. İbrahim, inkârcılara gelecek olan umumi felaket ve azaba Lut (a.s.) ile ona inananların da uğrayacaklarından korkuyor, bu sebeple azabın kaldırılması için ısrarla Allah’a yalvarıyordu. “ “İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.” “(Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!” Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi. (11/Hud/74-77)

Allah’ın azabını hak eden bir kavme karşı bile böyle müşfik tavırlarda bulunan resullerin anlatıldığı Kur’an’ın yetiştirdiği İslam toplumu asla katliam ve talan yapmaz/yapamaz. Onları ve geçmişteki İsrailoğulları da dâhil Müslümanları yetiştiren resuller de asla katliam ve talan yapmazlar/yapamazlar. Muharref olanlar müstesna!.. Onu da Tevrat’ta bulabilirsiniz!..

Hazırlamakta olduğumuz “Arzı Mev’ud” ve “Yeşu(Yuşa) peygamber” konularını içeren çalışmalarımızda Tevrat’taki bu katliam vakıası ve diğer detaylara ineceğimizi belirterek mevzuumuza devam edelim.

Yeşu dönemi “Arz-ı Mev’ud”undaki katliamlardan kurtulan yok mudur diye sorulduğunda, Tevrat vardır, demektedir.  Bunlar nasıl kurtulmuş ve kimlermiş şimdi bunu görelim. Nun oğlu Yeşu Şittim'den gizlice iki casus gönderdi. "Gidip ülkeyi, özellikle de Eriha'yı araştırın" dedi. Böylece yola çıkan casuslar, Rahav adında bir fahişenin evine gidip geceyi orada geçirdiler.” Aslında kadın adamları dama çıkarmış, oraya sermiş olduğu keten saplarının altına gizlemişti. Size iyilik ettiğim gibi, siz de aileme iyilik edeceğinize lütfen RAB adına ant için. Annemi, babamı, erkek ve kız kardeşlerimle ailelerini ölümden kurtarıp hepimizi sağ bırakacağınıza dair bana güvenilir bir işaret verin." (Tevrat; Yeşu,2/1-21)

Yeşu peygamberin yolladığı İsrailoğulları’ndan iki casusu, onları şehirde arayan kralın askerlerinden kurtarıp evinde saklayan fahişe ile ailesi ve evi “Arz-ı Mev’ud”daki katliam ve talandan kurtulanlar arasındadır.

Bunun yanı sıra “Arz-ı Mev’ud”dun uzağından gelmiş gibi, üst başlarına eskimiş ve yıpranmış elbiseler giyerek, kendilerini çok uzak yoldan gelmiş yolcular olduğunu söyleyerek gelen ve aman dileyen Gibeon ahalisinden adamlar, Yeşu’yu böylece kandırarak hayatta kalırlar. Çünkü Tevrat “Arz-ı Mev’ud”da yaşyan herkesin katledilmesini emretmekteydi. Bunun tek çaresi peygamber yeşu’yu kandırarak söz almak olduğunu düşünen Gibeon’lular hileye başvurarak Yeşu’yu aldatırlar ve böylece hayatta kalırlar. Vakıa Tevrat metinlerinde şöyle kıssa edilmektedir: Ardından Yeşu Gibeon’lular'ı çağırıp, "Yakınımızda yaşadığınız halde neden çok uzaktan geldiğinizi söyleyip bizi aldattınız?" dedi,”  "Bunun için artık lanetlisiniz. Hep köle kalacaksınız. Tanrım'ın Tapınağı için odun kesip su çekeceksiniz." (Tevrat; Yeşu,9/22-23)

Bu anlatılan Tevrat kıssasının Filistin’deki bu günkü karşılığı olsa olsa Hamas’ı ve Gazze’lileri ve Filistin’i Siyonist’lere satan! Filistin’in sözde devlet başkanı Abbas ve Arafat’ın içişleri bakanı olan Dahlan ve onların teslimiyetçi örgütü El-Fetih olsa gerektir!..

Tüm bu örneklerin ışığında, son din İslam’a tâbi olmayan İsrailoğulları’nın bu günkü versiyonları, Siyonist İsrail Kohen’leri, tabiidir ki, Müslümanları düşman ilan edip, zorla ele geçirdikleri Filistin topraklarını, Tevrat’ın “Arz-ı Mev’ud”  toprakları olarak değerlendirip, o toprakların sahibi olan Filistinlilere ve onların bir parçası Gazze’lilere, kutsal kitapları Tevrat doğrultusunda soykırım uygulanması fetvasını vereceklerdir. Nitekim Gazze’de yaşanan katliam gelecekte yaşanabilecek büyük soykırımın ufak bir numunesidir. Bunu Tevrat’taki vaat edilen topraklarda gerçekleştirilen soykırımlardan pekâlâ anlamak mümkündür.

Ortadoğu’daki menfaatlerinin bekçiliği için Siyonist İsrail’i, Filistin’e yerleştiren “Küresel küfür” güçleri ve onun güdümündeki dünya asla bu katliamları görmeyecektir. Onların bu sakîm tavırlarından vazgeçmeleri, gerçeği görmeleri ancak İslam olmaları veya İslami anlayış müştereği insanî ilkelerde buluşma ile mümkündür. Bu da bu gün için mümkün görülmemektedir.

O halde tüm dünya’nın seyrettiği Gazze’deki katliamı engellemek Müslümanların görevidir. Dolayısıyla biz Müslümanlara düşen, öncelikle yapılan katliamlara karşı çıkmak, bunları el, dil, buğz ederek önlemeye çalışmaktır. El ile karşı gelenler Gazze Müslümanları olduğu için onlara her türlü maddi yardımlarda bulunmamız dünya Müslümanları açısından elzemdir.

Dil ile yapacağımız çalışma, muharref Tevrat ifadelerinin, müşfik peygamber İbrahim ve onun soyu resuller silsilesi resul ve kitaplarına aykırı olduğunu elimizdeki  “O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.” 2/Bakara/2 diyen Kur’an’dan delilleri göstererek; İsrailoğulları’nın bugünkü versiyonları Yahudileri ve tüm dünyayı uyarmaktır. Buğz etmek ise bütün bunlarla beraber yapacağımız en düşük yoğunluklu eylem olmalıdır.

YAZIYA YORUM KAT

8 Yorum