Türkiye ile Azerbaycan arasında dolaylı ifadeler üzerinden soğuk rüzgarlar estirilirken iktidar çevrelerinin “Tek millet, iki devlet” masalını dillendirmeye devam ettirmeleri ne kadar gerçekçi?
AK Parti iktidarlarında Türkiye ve Azerbaycan arasında hep mesafeli bir ilişki yaşandı. Ancak Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan işgalinden kurtarılmasıyla birlikte iki ülke arasında yeni bir sayfa açıldı.
Geçmişten bu yana dillendirilen “Tek millet, iki devlet” retoriği bu dönemde yeni bir stratejik ve politik zemin kazandı.
Türkiye’nin savunma sanayisi hamlesiyle envanterine kazandırdığı İHA ve SİHA’ların Karabağ zaferinde kilit rol oynaması, iki ülkeyi bölgede aynı politik kutba taşıdı.
Bu hamle bizim kamuoyunda “Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olmasaydı Karabağ işgalden kurtarılamazdı” algısını güçlendirdi. Zira bu bölge 30 yıl boyunca Ermenistan işgali altında kaldı.
Azerbaycan dış politikada farklı bir çizgide olsa bile Türkiye, etnik, kültürel ve tarihi bağlar dolayısıyla birlik görüntüsünü vermeye özen gösterdi. İlham Aliyev’in İsrail ile iyi ilişkiler içinde olması bile bu birlik görüntüsüne pek halel getirmedi.
Ancak Aliyev’in son zamanlarda yaptığı açıklamaların perde arkasında farklı şeylerin döndüğünün göstergesi mahiyetinde. Her ne kadar isim vermese ve doğrudan ifadeler kullanmasa da ortaya serdettiği açıklamaların muhatabının Türkiye olduğu algısı yerleşmiş durumda.
İlham Aliyev’in “dış politikamız bağımsızdır”, “silahları kendi paramızla aldık”, “kimse bize yardım etmedi” ifadelerini hangi ülkeyi kastederek yaptığı şu an tartışma konusu.
Aliyev, bununla da yetinmedi. Azerbaycan’da hortlayan 28 Şubat’ın yasakçı zihniyetini “Kimse işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize ne yapacağımızı söylemesin. Herkes kendi milletine ve devletine baksın.” sözleriyle savundu.
Türkiye dışında başörtüsü yasağı noktasında Azerbaycan’ı eleştiren bir ülke öne çıkmıyor. İsrail dışında ücretsiz silah polemiğine konu olacak bir ülke de yok. Hoş çıkıp İsrail’e böyle resti çekecek kalibrede bir adam da değil Aliyev.
Lakin Türkiye hükümeti cenahında verilen tepkilerin abartılı ve günü kurtarmaya yönelik olduğunu görmek gerekiyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye ve Azerbaycan arasında bir krizin olduğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, Erdoğan ve Aliyev arasında kardeşlik ilişkisinin olduğunu ileri sürdü.
Bazı ülkelerin ve odakların iki ülke ilişkilerini zedelemek için faaliyet yürüttüklerini, buna müsaade etmeyeceklerini belirten Çelik, aslında bu süreçte Azerbaycan’daki başörtüsü yasaklarını ve Azerbaycan’ın İsrail ile temasını eleştirenlerin tepkilerini de kendince mahkum ediyor.
Sadece Ömer Çelik değil, iktidar çevreleri hep bir ağızdan "Can Azerbaycan" diye başlayan cümlelerle, "Türkiye ve Azerbaycan'ın arasında nifak tohumları ekilmeye çalışılıyor" söylemini dile getiriyor.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi BBC’nin bu konuda yaptığı haberi manipülatif ve art niyetli olmakla suçladı.
Peki Avrupa diyelim ki Avrupa ülkeleri ve medyası iki ülkenin arasını açıp politik olarak ayrıştırmaya çalışıyor. Peki başörtüsü yasakları nasıl izah edilecek? İsrail ile süren işbirliği nasıl tevil edilecek?
Başörtüsü yasaklarıyla mücadele eden AK Parti kurmayları, Azerbaycan’ın yasakçı zihniyetiyle olan kardeşliği sürdürmeye kararlı galiba. Diktatör Aliyev’in laik-seküler mantalitesi ortadayken onu bir dost ve müttefik olarak pazarlamak gerçekçi durmuyor.
Siyonizm ile bağları kuvvetlendirmeyi savunan Aliyev'in Azerbaycan'da azımsanmayacak bir kitlesi varken "Tek millet, iki devlet" söylemini dillendirmek kof bir slogandan ibaret kalıyor.
