Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." Enbiya/65
Orjinal metin şu anlama gelir: "Başları üzerinde geri döndürüldüler." Bazı müfessirler bu ifadenin "utançtan başlarını öne eğdiler" anlamına geldiğini söylemişlerdir. Fakat bu yorum konunun bütünlüğüne ve metnin ifadesine uymamaktadır. Bu ifadenin en doğru yorumu şu olsa gerek: "Kavmi, İbrahim'in cevabını düşündüklerinde, kendilerini kimin kırdığını bile söylemeye güç yetiremeyen güçsüz putları ilâh edindikleri için hatalı olduklarını fark ettiler. Fakat hemen sonra düşüncelerini saptıran inatçılık ve cehalete kapılıp tekrar eski sapıklıklarına döndüler."
Önce ruhlarına dönmüş, vicdanlarının sesine kulak vermişlerdi. Sonra da baş üstü yere çakılır gibi eski inatçılıklarına dönmüşlerdi. Kur’an-ı Kerim’in olağanüstü, tasvirli ifade tarzının dile getirdiği gibi. Birincisi bakmak ve düşünmek için insanın içinde uyanan bir hareketti. İkincisi ise, düşünmeden, aklını kullanmadan tepe üstü yuvarlanmaktır. Yoksa bu son sözleri onların aleyhine bir kanıttır. Bu putların konuşmamasından daha büyük bir kanıt mı vardı İbrahim’in elinde?
Bu yüzden bilinen sabırlılığının ve yumuşaklığının dışında alışılmamış bir sıkıntıyla sert çıkıyor.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî, bu ayetin tefsirinde özellikle şu ana temalar ve incelikler üzerinde durur:
1- Ayet-i kerimede geçen "Nukisû 'alâ ruûsihim" (başları üstüne döküldüler / çevrildiler) ifadesi hakkında Râzî iki temel izah sunar:
Mecazî Anlam (En Yaygın Görüş): Bu ifade, "hakikati gördükten sonra tekrar eski batıl inançlarına ve cehaletlerine dönmelerini" simgeleyen bir deyimdir. Hz. İbrahim, putların çaresizliğini gösterip onları kendi vicdanlarıyla baş başa bıraktığında (64. ayette "Siz gerçekten zalimlersiniz" diyerek hakkı itiraf etmişlerdi), bir anlık idrak yaşadırlar. Ancak hemen ardından cehalet, kibr ve taklitçilik ağır bastı; doğru yoldan sapıp başa döndüler.
Fiziksel Anlam: Hakikatin mahcubiyeti ve Hz. İbrahim'in susturucu delili karşısında Utançtan başlarını öne eğmelerini veya utançla başlarını sallamalarını ifade eder.
2. Mantıksızlığın İtirafı ve Kendi Aleyhlerine Delil
Râzî, kavmin "Sen bunların konuşmayacağını pek ala bilirsin" cevabını incelerken putperestlerin düştüğü büyük çelişkiye dikkat çeker:
Kavim, Hz. İbrahim’e karşı bir savunma yapmaya çalışırken aslında kendi ilahlarının acziyetini ve ilah olamayacaklarını kendi ağızlarıyla tescil etmişlerdir.
Eğer bir varlık konuşmaktan, kendini savunmaktan veya ufacık bir iletişim kurmaktan acizse, ilah olması aklen ve mantıken imkânsızdır.
Kavim, sırf Hz. İbrahim'i haksız çıkarmak hırsıyla "Onlar konuşamaz ki!" derken, İbrahim (a.s.)'ın tam da kanıtlamak istediği tezi kendi elleriyle doğrulamıştır.
3- Delilden Kaçış ve İnat (İnadî İnkâr)
Tefsir-i Kebir’de bu ayet, aklı bir kenara bırakıp taklit ve inada sarılan insanların psikolojisi üzerinden değerlendirilir:
İnsan vicdanı hakikati bir an için yakalasa bile, nefis ve geçmişten gelen taklitçilik (ata dini) galip gelirse, kişi en açık mantıksızlığı bile savunur hale gelir.
TEFSİRİ KEBİR


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.