
“Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik”
“Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik (sadık kaldık). Böylece onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık; haddi aşanları (müsrifleri) ise helâk ettik.”

“Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik (sadık kaldık). Böylece onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık; haddi aşanları (müsrifleri) ise helâk ettik.” (Enbiya: 9)
“Bu da tıpkı peygamberlerin seçilmesine ilişkin yasa gibi Allah’ın yürürlüğe koyduğu bir yasadır. Yüce Allah peygamberleri ve onların yanında yeralan mü’minleri; pratik hayatta doğrulanan gerçek imana sahip olanları kurtaracağına söz vermişti. Nitekim sözünü yerïne getirdi de. Ölçüleri çiğneyenleri, onlarla birlikte Allah’ın koyduğu sınırları aşanları da yoketti.
Evet elçilerimize kendilerini reddedenler karşısında vaad ettiğimiz zafer sözümüzü yerine getirdik. Onlar elçilerimizi yalanladılar, biz de onları ve beraberlerindeki inananları, onların mücâdelelerini destekleyenleri kurtardık diyor Rabbimiz. Evet tercihini peygamber yolunda olmaya kullananları kurtardık müsrifleri de helâk ettik. Müsrif hayatını israf eden demektir. Allah’ın kendisine verdiği fıtrî özellikleri gereği gibi kullanamayarak boşa harcayan demektir. Veya müsrif böyle sere serpe istediği gibi bir hayat yaşamadan yana olan, ne Allah, ne din, ne iman hiçbir kayıt tanımadan, hiçbir sınır tanımadan canı ne isterse yapmaya çalışan kimsedir. İşte böyle keyfine göre bir hayat, keyfine göre bir kılık kıyafet, keyfine göre bir hukuk, keyfine göre bir ekonomi, keyfine göre bir inanç sistemi belirleyerek hayat yaşayanları, Alah’ın yasalarını görmezden gelenleri helâk ettik diyor Rabbimiz.
BASAİRUL KUR’AN
Râzî’nin bu ayet üzerindeki tahlilleri şu ana başlıklar altında toplanır:
1. Ayetler Arasındaki Nazm (İlişki) ve Bağlam
Râzî, bu ayetin bir önceki ayetlerle (özellikle 7 ve 8. ayetlerle) kopmaz bir bağ içinde olduğunu belirtir. Müşrikler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kendileri gibi bir insan olmasını, "yemek yemesini, çarşılarda dolaşmasını" öne sürerek peygamberliğini inkâr ediyor ve "Eğer peygamber olsaydı bir melek olurdu" diyorlardı.
Allah Teâlâ 7 ve 8. ayetlerde, geçmişte gönderilen tüm peygamberlerin de insan olduğunu, yemek yediklerini ve ölümsüz olmadıklarını hatırlatır. İşte 9. ayet, bu tarihsel gerçeğin hüküm ve sonuç cümlesidir. Râzî der ki:
"Müşrikler peygamberlerin insan oluşunu bir kusur gibi sundular. Allah ise geçmiş peygamberlerin de insan olduğunu, buna rağmen onlara yardım ettiğini ve düşmanlarına karşı verdiği zafer sözünü tuttuğunu beyan ederek müşriklerin bu argümanını çürüttü."
2. "Vaade Sadık Kalınması" (Sıdk-ı Va'd) Ne Demektir?
Ayetin girişindeki "Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik" ifadesini Râzî, Allah'ın sünnetullahı ve adaleti üzerinden okur.
Allah, geçmiş peygamberlere iki konuda söz vermişti: Dünyada yardım ve zafer, ahirette ise mükâfat.
Ayrıca peygamberleri yalanlayan, onlara zulmeden kavimleri de helâk edeceğini vaad etmişti.
Râzî, buradaki "sonra" (sümme) edatının, peygamberlerin çektikleri sıkıntılardan, sabırlardan ve imtihanlardan sonra gelen kesin ilahi yardımı ifade ettiğini vurgular.
3. Ayette geçen "Onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık" ibaresindeki "dilediğimiz kimseler" (men neşâu) ifadesine Râzî dikkat çeker:
Buradaki "dilediklerimiz", peygamberlere iman eden ve onlarla birlikte dinde sebat gösteren müminlerdir.
Râzî’nin İnce Nüktesi: Allah neden doğrudan "müminleri kurtardık" demedi de "dilediklerimizi kurtardık" dedi? Râzî buna iki açıdan bakar:
Meşîet (İlahi İrade): Kurtuluş, tamamen Allah'ın dilemesi ve lütfuyladır. Kimse sadece ameline güvenerek kurtuluşu hak ettiğini iddia edemez.
Gizli İman Sahipleri: O kavimlerin içinde, inancını açığa vuramayan veya ileride iman edecek olan (Allah'ın bildiği) kimseler de bu iradeyle helâkten korunmuştur.
4. Râzî, ayetin sonunda yer alan ve genelde "aşırı gidenler" olarak çevrilen "Müsrifîn" (israf edenler) kavramı üzerinde genişçe durur. Klasik tefsirindeki tanımıyla burada israf, mal mülk savurganlığı değildir:
İnançta İsraf: Akıl ve irade gibi en büyük nimetleri putlara taparak, Allah'a ortak koşarak zayi etmektir.
Amelde İsraf: Günahlarda, zulümde ve peygamberlere düşmanlıkta sınırı aşmaktır.
Râzî’ye göre, peygamberlerin getirdiği mucizeleri apaçık gördükten sonra hâlâ inkârda direnen, mucizelerle dalga geçen Mekke müşrikleri de bu "müsrifler" tanımına girmektedir. Ayet, onlara "Sizden öncekiler haddi aştı ve helâk oldu, siz de aynı israfı (haddizatında inkârı) sürdürürseniz sonunuz aynı olur" mesajını veren sert bir tehdittir.
TEFSİRİ KEBİR



HABERE YORUM KAT