Dr. Zohair Abdul-Rahman / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber
Bağımlılığı tedavi etmek için 50 strateji
Bir kişi bu duruma düştükten sonra nasıl iyileşebilir? İyileşmek, ancak Allah’ın yardımı ve O’nun rehberliği ile mümkündür.
1. Bağımlılıktan kurtulmaya yönelik kararlı bir azim (ʿazīma) ve bu azmi besleyen, kendine karşı güçlü bir koruma duygusu (ghīra).
2. Arzu duyulan anlarda ruhu dizginleyebilen sabrın (ṣabr; özdenetim; irade) acı iksirini içmek.
3. Arzu duyulan süre boyunca bu “iksiri” içebilecek güç ve cesaret ile kişinin sabrını elde edebileceği iyi bir yaşam.
4. Arzu edilen sonucu hayal etmek — sabır iksiri ile iyileşmek.
5. [Arzuya boyun eğmenin getirdiği] acının, arzuyu takip etmenin verdiği zevkten daha fazla olduğunu fark etmek.
6. Allah katındaki konumunuzu ve O’nun yaratıklarının kalplerindeki itibarınızı düşünmek — bu, şehvetin zevkinden daha iyi ve daha faydalıdır.
7. Günahın zevkine karşı iffetin zevkini, şerefini ve tatlılığını öncelikli kılmak.
8. Düşmanınızı yenip, ona boyun eğdirmek, ona aşağılayıcı bir yenilgi tattırmak, onu öfkelendirmek, üzmek ve sıkıntıya sokmanın sevincini yaşamak. Allah, kullarının düşmanı boyun eğdirip öfkelendirmesini sever; O, Kerim Kitabı’nda şöyle buyurur: “...kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki, kendilerine mutlaka salih bir amel olarak yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.”65 (Tevbe Suresi 120)
Ve O şöyle buyurdu: “...Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki, bu ziraatçıların hoşuna gider. Allah, böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirerek kâfirleri öfkelendirir. Allah, içlerinden iman edip salih ameller işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vadetmiştir.”66 (Fetih Suresi 29)
ve Allah, şöyle buyurdu: “Ve kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde pek çok [alternatif] yer ve bolluk bulacaktır.”67(Nisa Suresi 100)
Bu, Allah’ın düşmanlarını boyun eğdirecekleri yerler anlamına gelir. Gerçek sevginin bir işareti, Sevgili’nin düşmanlarını öfkelendirmek ve onları boyun eğdirmektir.
9. Şu gerçeği göz önünde bulundurun: Siz arzularınız için yaratılmadınız; aksine amacınız çok daha yüce. Bu amaca, arzularınıza direnmekten başka bir yolla ulaşılamaz; zira şöyle denilmiştir: “Eğer farkında olsaydınız, [büyük] bir iş için hazırlandınız. Öyleyse kendinizi toparlayın ki, ihmalkârlıkla oyalanmaya devam etmeyesiniz.”68
10. Günahı seçerek hayvanlardan daha aşağı bir duruma düştüğünüzü idrak etmek. Bunun nedeni, hayvanların kendilerine neyin yarar, neyin zarar getireceğini doğal olarak ayırt edebilmeleridir. Dolayısıyla, her zaman zarardan ziyade yararı tercih ederler. İnsanlara ise bu amaçla akıl verilmiştir. Öyleyse, kendilerine neyin zarar neyin yarar getireceğini ayırt edemiyorlarsa ya da biliyor olsalar bile yine de zararlı olanı tercih ediyorlarsa, hayvanlar onlardan daha üstündür. Bunun delili, hayvanların düşünme ve endişelerden uzak, mutluluk dolu bir hayat sürdükleri için, yemek, içmek ve cinsellikten zevk almalarıdır. Bu yüzden kesim yerine götürüldüklerinde, sonuçlarının farkında olmadıkları için arzularıyla meşgul olurlar. İnsanlar, güçlü bir düşünme yeteneğine ve emrinde bulunan çok sayıda araca sahip oldukları için hayvanların elde ettiklerini elde edemezler. Dolayısıyla, bir kişi arzuladıklarından fazlasını elde ederse, dünyanın en saf varlıkları olan insanlık statüsünü yitirmiş olur ve hayvanların seviyesine indirgenmiş olur. İnsanlığı tanımlayan akıl, bilgi ve idrak yeteneğini ihmal etmiş olurlar.
11. Arzuların sonuçları üzerine düşünmek. Ne kadar erdemin kaybedildiğini ve ne kadar ahlaksızlığın kazanıldığını derinlemesine düşünün. Tek bir (sorunlu) lokmanın, kişinin tamamen yemekten vazgeçmesine nasıl yol açabileceğini ya da tek bir zevkin, pek çok zevkten mahrum kalmasına nasıl neden olabileceğini düşünün. Kaç arzu, bir kişinin itibarını yok etmiş, onu küçük düşürmüş, kötü bir şöhret kazandırmış, rezil olmasına yol açmış ve aşağılanmayla sonuçlanmıştır. Kişi lekelenir, suyla arınamaz ve (bu lekeyi göremez çünkü) arzuya kapılmış kişinin gözü kördür.
12. Kişi, amacına ulaşan sağduyulu birini, arzularını yerine getiren biriyle karşılaştırmalı ve her ikisinin sonuçlarını hayal etmelidir. (İlki) neyi kaybetti ve (ikincisi) neyi kazandı? “İnsanların en iyileri, elde edebilecekleri tüm sonuçları iyice kavrayana kadar yola çıkmayanlardır.”69
13. Bunu başkalarıyla ilişkilendirerek hayal etmeli ve ardından benzetme yoluyla bir karar vermelidir.
14. Nefsin o arzudan gerçekte ne istediğini derinlemesine düşünmeli ve ardından akıl ve dindarlığının öğütlerine kulak vermelidir; her ikisi de ona bunun hiçbir değeri olmadığını söyleyecektir. Abdullah ibn Mas’ūd şöyle demiştir: “Eğer bir kadın sizden birinin ilgisini çekerse, o zaman onun kötü kokularını düşünsün.” Bu, Ahmed el-Hüseyin’in söylediği şu sözlerden daha iyidir: “Şehvet düşkünü, kendisini esir alan güzelliğin sonunu düşünseydi, esir düşmezdi.”70 Bu daha iyidir çünkü İbn Mes’ud anlık bir durumu dile getirirken, şair ise gelecekteki bir durumu kastetmiştir.
15. Kişinin haysiyeti, arzularına yenik düşmenin getireceği utançtan onu alıkoymalıdır. Arzularına yenik düşen herkes, kalbinde aşağılanma hisseder. Arzularının peşinden gidenlerin nüfuzuna ve statüsüne aldanmayın; zira onlar insanlar arasında en aşağılanmış olanlardır. Onlar kibir ve aşağılanma özelliklerini bir arada barındırırlar.
16. Arzuladığı zevke ulaşmakla, dininin, şerefinin, servetinin ve konumunun değerini karşılaştırmalıdır. İkisi arasında hiçbir karşılaştırma yapamayacağını görecek ve tüm bunları geçici bir zevk uğruna satacak kişinin ancak bir ahmak olabileceğini anlayacaktır.
17. Düşmanının esiri olmaktan kaçınmalıdır. Şeytan, kararlılığı zayıf ve arzularına meyilli bir kul gördüğünde, o kişiye karşı kendinden emin olur; onunla savaşır, arzularının dizginlerini ele geçirir ve onu dilediği yere sürükler. Ancak Şeytan, güçlü bir kararlılık, öz saygı ve yüce hedefler gördüğünde, o kişiye karşı sadece üstünkörü bir bakış atmaktan öteye geçemez.
18. Şunu bilmelidir ki, şehvet karıştığı her şeyi bozar. Eğer ilimle birleşirse, saptırıcı bir bid’at haline gelir ve kişi sapkınlar arasına girer. Eğer zühd ile birleşirse, kişiyi riyaya ve Sünnet’e karşı gelmeye sürükler. Hüküm verirken ortaya çıkarsa, kişiyi zulme ve hakikatten sapmaya sürükler. Malların dağıtımında ortaya çıkarsa, adil bir dağılımdan adaletsiz bir dağıtıma sapmasına neden olur. Müttefiklik kurmada ve dışlamada ortaya çıkarsa, kişi arzularına göre müttefiklik kurup arzularına göre dışladığı için Allah’a ve Müslümanlara ihanet etmesine yol açar. İbadette ortaya çıkarsa, kişiyi Allah’a itaatten ve O’na yakınlıktan uzaklaştırır. Görüldüğü gibi, arzular, kendileriyle ilişkilendirdikleri her şeyi yozlaştırır.
19. Şeytan’ın insana ancak arzuların kapısından girebileceğini idrak etmelidir. Şeytan, kişinin kalbini ve amellerini yozlaştırabilmek için nereden girebileceğini öğrenmek amacıyla kalbin etrafında dolaşır. Arzuların kapısından başka bir giriş yolu bulamaz. Böylece, vücudun tüm uzuvlarını etkileyen bir zehirle yayılır.
20. Şunu bilmelidir ki, Allah, Resulüne ﷺ indirilene aykırı olan arzuları yaratmıştır. Arzuları takip etmeyi, peygamberleri takip etmenin önünde bir engel haline getirmiştir. İnsanlığı iki gruba ayırmıştır: vahyi takip edenler ve arzularını takip edenler. Bu durum Kur’an’da sıkça geçmektedir; örneğin, “Eğer sana cevap vermezlerse, bilin ki onlar sadece arzularına uyuyorlar”71 ve şu sözü: “Ve sana gelen bilgiden sonra onların arzularına uyuyorlar…”72 ve bunlara benzer [ayetler].
21. Şunu bilmelidir ki, Allah, arzularını takip edenleri hem şekil hem de anlam bakımından hayvanların en aşağısına benzetir. Bazı durumlarda bu benzetme köpeğe yapılır: “O ise bunun yerine yeryüzüne sarıldı ve kendi arzularını takip etti. Dolayısıyla onun örneği köpeğin örneğidir”;73 diğer durumlarda ise eşeklere yapılır: “Sanki ürkmüş eşekler gibiler. Bir aslandan kaçıyorlar mı?”74 Ve diğer bazı durumlarda ise onları maymunlara ve domuzlara dönüştürmekten söz edilir.
22. Şunu bilmelidir ki, nefsin arzularını takip etmek, liderlikten veya takip edilme hakkından mahrum bırakır. Allah onları liderlikten dışlar ve onlara itaat etmeyi yasaklar. Onları dışlamaya gelince, Allah İbrahim’e şöyle buyurdu: “’Şüphesiz seni insanlara bir önder yapacağım.’ (İbrahim) dedi ki: ‘Peki ya benim soyumdan gelenler?’ (Allah) dedi ki: ‘Benim ahdim zalimlere dâhil değildir.’”75 Yani, benim liderlik antlaşmamda zalimlere yer yoktur. Allah’ın dediği gibi, nefsinin arzularını takip eden herkes bir zalimdir: “Zalimler, ilimsizce nefslerinin arzularını takip ederler.”76 Onlara itaat etmeyi yasaklamaya gelince, bu O’nun şu sözünden kaynaklanmaktadır: “Kalbini Bizim zikrimizden habersiz kıldığımız, nefsinin arzularını takip eden ve işi daima ihmal içinde olan kimseye itaat etmeyin.”77
23. Şunu bilmelidir ki, Allah, nefsinin arzularını takip eden kişiyi putperestlerle aynı kategoriye koymuştur: “Kendi arzularını ilah edineni gördün mü?”78 Bu, O’nun kitabında iki kez geçer. El-Hasan79 (ö. 110/728) şöyle demiştir: “O bir münafıktır; ne arzu ederse onu yerine getirir.” Ayrıca şöyle de demiştir: “Münafık, arzularının kölesidir; ne arzu ederse onu yapar.”
24. Şehvetler Cehennem Ateşi’ni çevreleyen şeydir; dolayısıyla bunlara kapılan kimse, Cehennem Ateşi’ne düşmüş olur. Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Cennet zorluklarla çevrilidir, Cehennem Ateşi ise şehvetlerle çevrilidir.”80 Peygamberimiz ﷺ ayrıca şöyle buyurdu: “Allah, Cennet’i ve Cehennem’i yarattığında, Cibril’i Cennet’e göndererek şöyle dedi: ‘Oraya ve içinde sakinleri için hazırladıklarımı bir bak.’ O ﷺ şöyle dedi: “Böylece Cibril oraya geldi ve Cennet’e, Allah’ın içinde hazırladıklarına baktı. Cibril şöyle dedi: ‘Gerçekten, senin kudretine yemin ederim ki, onu duyan hiç kimse, oraya girmeden edemez.’ Sonra Allah, Cennet’in zorluklarla çevrilmesi emrini verdi. Dedi ki: ‘Oraya geri dön ve Cennet’e, içinde sakinleri için hazırladıklarıma bir daha bak.’” O ﷺ şöyle dedi: “Böylece oraya geri döndü ve cehennemin zorluklarla çevrili olduğunu gördü. O’na geri döndü ve şöyle dedi: ‘Gerçekten, senin kudretine yemin ederim ki, kimsenin oraya giremeyeceğinden korkuyorum.’ O ﷺ şöyle dedi: ‘Cehenneme git ve oraya bir bak, içinde sakinleri için hazırladıklarımı da gör.’ Böylece cehennemi, bir kısmı diğerinin üstüne binmiş halde buldu. Bunun üzerine O’na geri döndü ve şöyle dedi: ‘Gerçekten, Senin Kudretine yemin ederim ki, kimse onu duyup da içine girmeyecektir.’ Bunun üzerine O, oranın şehvetlerle çevrilmesi emrini verdi, sonra şöyle dedi: ‘Oraya geri dön,’ bunun üzerine o (Cibril) oraya geri döndü, sonra şöyle dedi: ‘Gerçekten, Senin Kudretine yemin ederim ki, kimse ondan kurtulamayacak, girmeden edemeyecektir.’”81
25. Şehvetlerinin peşinden gitmenin bir sonucu olarak, farkına bile varmadan imanının elinden alınmasından korkmalıdır. Peygamberimiz ﷺ’e şu söz atfedilmiştir: “Hiçbiriniz, şehvetleri benim getirdiklerime uymadıkça gerçek anlamda iman etmiş sayılmaz.”82 Ayrıca, onun şu sözü de sahih bir şekilde rivayet edilmiştir: “Sizin için en çok korktuğum şey, midenizin ve cinselliğinizin sapkın iştahları ile yanıltıcı şehvetlerdir.”83
26. Şehvetlerin peşinden gitmenin yıkıcı özelliklerden biri olduğunu bilmelidir. Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Üç kurtarıcı özellik ve üç yıkıcı özellik vardır. Kurtarıcı özellikler ise, hem gizli hem de açıkta takva sahibi olmak, hem memnunken hem de öfkeliyken doğruyu söylemek ve zenginlikte de yoksullukta da dengeli olmaktır. Yıkıcı özelliklere gelince; bunlar şehvetin peşinden gitmek, bencillik ve kendini yüceltmektir.”84
27. Şehvetlere direnmenin bedeni, kalbi ve dili güçlendirdiğini bilmelidir. İlk Müslümanlar şöyle derdi: “Şehvetlerini yenen kişi, tek başına bir şehri fetheden kişiden daha güçlüdür.”85 Peygamberimiz ﷺ’e atfedilen sahih bir rivayette şöyle denmektedir: “Güç, güreşmekten gelmez; asıl güç, öfke anında kendini kontrol edebilmektir.”86 Kişi, arzularına direnmek için mücadele ettiğinde, giderek daha da güçlenir.
28. Erdem (marū’a), arzuya karşı koyma derecesiyle orantılıdır. Muaviye [İbn Abī Sufyān] (ö. 60/680) şöyle demiştir: “İyi karakter, şehvetlerden uzak durmak ve arzularına karşı koymaktır.”87 Dolayısıyla, arzuların peşinden gitmek karakteri köreltiyor; arzularına karşı koymak ise karakteri canlandırıyor.
29. Şunu bilmelidir ki, her gün akıl ve arzu sahiplerine doğru acele ederler. Hangisi daha güçlüyse, diğerini bastırır ve o günün kararlarını o verir. Sahabe’den Ebu Darda şöyle demiştir: “Kişi uyandığında, aklı ve arzusu bir araya gelir. Eğer aklı arzusu peşinden giderse, o gün berbat bir gün olur. Ama arzusu aklının peşinden giderse, o gün iyi bir gün olur.”88
30. Şunu bilmelidir ki, Allah hataları arzuları takip etmekle, doğruluğu (ṣawāb) ise arzulara karşı çıkmakla eşleştirmiştir. İlk Müslümanlardan bazıları şöyle derdi: “Bir ikilemle karşı karşıya kalırsan ve hangi kararın en iyi olduğundan emin olamazsan, arzularına daha yakın olana karşı çık; çünkü hatalar, arzuları takip etmenin önyargısıyla gelir.”89
31. Şunu bilmelidir ki, arzu bir hastalıktır ve tedavisi ona direnmektir. Bazı üstadlar şöyle derdi: “İstersen sana hastalığını söylerim, istersen de tedavini söylerim. Hastalığın arzudur ve tedavisi arzundan vazgeçmek ve ona karşı gelmektir.”90 [Ünlü münzevi] Bishr el-Hafî (ö. 227/842) şöyle demiştir: “Aslında tüm felaketler arzularınızda bulunur ve tüm çare de onlara karşı çıkmanızda yatar.”91
32. Şunu bilmelidir ki, kendi nefsine karşı cihad etmek, fiziki savaş kadar büyük olmasa da, ondan daha az önemli değildir. Bir adam Hasan el-Basri’ye şöyle dedi: “Ey Ebu Sa’id, hangi cihad (çaba/mücadele) en iyisidir?” O da şöyle cevap verdi: “Nefsine karşı cihad.”92
Ve Şeyhimizin şöyle dediğini duydum: “Nefise ve şehvetlere karşı cihad, İslam’ın düşmanlarına karşı cihadın temelidir. Çünkü kişi, önce kendi nefsine ve şehvetlerine karşı cihad etmeden, o cihada katılamaz.”
33. Şahıs, arzuların vücutta bulunan sıvılar gibi olduğunu bilmelidir.93 ve onlara karşı koymak, dengeyi sağlamanın bir yoludur. Herhangi bir vücut sıvısında aşırıya kaçmaktan korkmalı ve hastalığa yakalanmamak için denge halini korumalıdır. ʿAbd al-Mālik b. Qurayb [namı diğer al-Aṣmaʿī], (ö. 216/831) şöyle dedi: “Yanağından akıntı akan şiddetli konjonktivit hastası bir bedevi ile karşılaştım. Ben de ona, ‘Neden gözlerini silmiyorsun?’ dedim. O da şöyle dedi: ‘Doktor bana bunu yasakladı; yasaklanan bir şeyden vazgeçmeyen ve bir emir vermeden önce danışmayan birinin hayırlı bir yanı yoktur.’ Ben de, ‘Hiçbir şey istemiyor musun?’ dedim. O da, ‘Elbette istiyorum, ama kendimi koruyorum. Şüphesiz cehennem ehlinin arzuları, tedbirlerini alt etti; bu yüzden de yok oldular.’”94
34. Şunu bilmelidir ki, şehvetlerin peşinden gitmek hidayetin kapılarını kapatır ve aşağılanmanın kapısını açar ve (şehvetlerin peşinden giden kişiyi) bu (aşağılanma kapısına) bağlı olarak görürsünüz. Allah onu hidayete erdirmiş olsaydı, o doğru yolda olurdu; ancak o, hidayet yollarından saptı ve şehvetlerinin peşinden gitmeyi tercih etti. El-Fudayl b. İyad (ö. 187/803) şöyle demiştir: “Şehvetine yenik düşen ve heveslerini takip eden kimsenin hidayet kaynakları kesilir.”95
Bazı âlimler, küfrün dört şeyde meydana geldiğini söylemişlerdir: öfke, şehvet, arzu ve korku. Sonra şöyle denir: “Örnek olarak, öfkelenip kendi annesini öldüren bir adam verilebilir.96 Bir başka örnek ise, şehvetine kapılıp Hıristiyan olan bir adamdır.”97, 98
Erken dönem Müslümanlardan gelen bir rivayete göre, Kâbe’nin etrafında tavaf yapan bir kişi güzel bir hanımefendi görür. Yanına yaklaşır ve şu şiiri üretir:
“Hem dinin arzusu hem de zevkler bana çekici geliyor
Öyleyse nasıl hem zevklerin hem de dinin arzusuna sahip olabilirim?
Hanımefendi şöyle cevap verdi: “Birini bırak, diğerine kavuşursun.”99
35. Şunu bilmelidir ki, bir kişi arzularına boyun eğdiğinde, görüşleri ve aklı bozulur. Bunun nedeni, bu arzular uğruna Allah’a ihanet etmeleridir; zira Allah’ın sünneti gereği, birisi bir konuda O’na ihanet ettiğinde, o şey eninde sonunda bozulur.
Abbasî Halifesi el-Muʿtaṣim (ö. 227/842) bir gün arkadaşlarından birine şöyle dedi: “Ey falanca, eğer şehvetin galip gelirse, akıl gücün de kaybolur.”100
Bir adamın Üstadımıza şöyle dediğini duydum:101
“Bir adam, para değer biçme görevine ihanet ettiğinde, Allah onun değer biçme yeteneğini elinden alır.” Bunun üzerine Üstad şöyle dedi: “Bu durum, ilim meselelerinde Allah’a ve O’nun elçisine ihanet edenler için de geçerlidir.”
36. Şunu bilmelidir ki, arzularını takip etmeye yer açan kimse, mezarında ve hesap gününde darlık bulacaktır. Arzularını dizginleyen kimse ise mezarında ve hesap gününde ferahlık bulacaktır. Allah, “Onların sabrını cennet ve ipek elbiselerle ödüllendirir” sözüyle buna işaret etmektedir.102 Nefsi arzularından alıkoymayı gerektiren sabır (ṣabr), zor ve kısıtlayıcı bir şey olduğu için, onlara yumuşak ipek ve ferah cennet ile mükâfat verilir. Ebu Süleyman el-Dârânî (ö. 205-820) bu ayet hakkında şöyle yorumlamıştır: “Onlar, arzularına karşı gösterdikleri sabır nedeniyle mükâfatlandırılırlar.”103
37. Şunu bilmelidir ki, şehvetlerin peşinden gitmek, kişinin Kıyamet Günü’nde ilerlemesini ve Cehennem Ateşi üzerindeki köprüde kurtulanlarla birlikte koşmasını engeller. Bu, tıpkı kalplerinin bu dünyada onların dostluğunu engellemesi gibi. Muhammed b. Ebi’l-Ward şöyle demiştir: “Şüphesiz Allah, şehvetlerine boyun eğen kişiyi kurtarmayacaktır ve Kıyamet Günü’nde ilerlemenin en uzun gecikmesi, kişinin şehvetlerinden kaynaklanan gecikme olacaktır. Akıl, irade (ṣabr) seviyesine uygun olarak istediği her şeyle dolup taşar. Akıl değerli bir metaldir ve tefekkür (fikr) ise bir keskidir.”104
38. Şunu bilmelidir ki, şehvetlerin peşinden gitmek kişinin azmini (ʿazāʾim, tekil: ʿazīma) zayıflatır. Şehvetlere karşı koymak ise onu güçlendirir. Azim, kulun Allah’a ve ahiret yurduna doğru yolculuk yaptığı araçtır. Araç ortadan kalktığında yolculuk da durur. [Ünlü Müslüman bilge] Yahya b. Mu’adh’a (ö. 258/872) şöyle soruldu: “İnsanlar arasında en kararlı olan kimdir?” O da şöyle cevap verdi: “Arzusunu yenen kişidir.”105
Hadis rivayetçisi Halaf b. Halife (ö. 181 H.) [Abbasî hükümdarı] Süleyman b. Habib b. el-Muhallab’ın huzuruna girdi;106 o sırada Süleyman, Badr adında, yüzü son derece güzel bir kızla beraberdi. Süleyman, Halaf’a, “Bu kız hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordu. O da şöyle cevap verdi: “Allah Emir’i doğru yola versin, gözlerim ondan daha güzel bir şey görmedi.” Bunun üzerine Süleyman ona, “Onu buradan götür!” dedi. Halaf, “Emir’e zarar vermek istemem, zira onun da bu kıza çok kapıldığını görüyorum,” dedi. Süleyman, “Vay haline! Onu, ona ne kadar kapıldığım için götür! Bu, arzularımın onları yendiğimi bilmeleri içindir.” Bunun üzerine Halaf, onu elinden tutup dışarı çıktı ve şu dizeleri yazdı:
Bana bir armağan verildi, bahşedildi ve lütuf edildi
Süleyman karşılığında hiçbir şey istemeden
Badr’ı tüm güzelliğiyle bana verdiler
oysa dolunay (badr) hiçbir insana ya da cinne verilmemiştir
Bugünden itibaren onun iyiliğini asla unutmayacağım
Mezarımda kefenimle örtülene kadar107
39. Şunu bilmelidir ki, arzularının peşinden giden kişi, demir bir ata binen kişiye benzer. At inatçıdır ve kişi onu kontrol edemez; kaçınılmaz olarak attan düşecek ya da at onu yıkıma götürecektir. Üstadlardan biri şöyle demiştir: “Cennete giden en hızlı yol, dünyevi meselelere bağlanmamaktır (zühd); cehennem ateşine giden en hızlı yol ise arzuları sevmektir. Şehvetlerine kapılan kimse, hızla yıkım vadisine götürülecektir.”108 Bir diğeri şöyle demiştir: “En erdemli âlim, diniyle dünyevi cazibelere sırt çevirip, şehvetlerinin peşinden sürüklenmekten kendini alıkoyandır.”109 [Bilge ve tefsirci] ʿAṭāʾ (ö. 309/922) şöyle demiştir: “Arzusu akıl üstün gelir ve iradesini (ṣabr) söndüren kimse, açığa çıkacaktır.”110
40. Şunu bilmelidir ki, yalnızca Allah’a ibadet (tevhid) ile arzuların peşinden gitmek birbirine zıttır. Herkesin kalbinde, arzularından oluşan bir put vardır. Allah, putları yok etmek ve hiçbir ortak olmaksızın yalnızca Allah’a ibadeti tesis etmek için peygamberlerini göndermiştir. Buradaki amaç, sadece fiziki putları yok edip kalpteki diğerlerini bırakmak değildi. Aksine, öncelikle ve her şeyden önce kalpteki putları kırmak amaçlanıyordu.
[Hadis rivayetçisi] el-Hasan b. Ali et-Muṭawiʾī (ö. 371/981) şöyle demiştir: “Herkes kendi arzularından bir put yaratır. Direnerek bunları parçalayan kişi, kahraman (futuwwa) olarak anılmaya layıktır.”
İbrahim aleyhisselam’ın şu sözü üzerinde derinlemesine düşünün: “Sizin taptığınız bu heykeller nedir?”111 Bunun, kalbin arzuladığı şeylerin putlarına, onlara bağlanmaya ve Allah’ın yanı sıra onlara tapınmaya nasıl uyduğunu görün. Allah şöyle buyurdu: “Arzularını ilah edineni gördün mü? Ondan nasıl sorumlu tutulabilirsin? Yoksa çoğunun gerçekten dinlediğini veya düşündüğünü mü sandın? Onlar sığırdan başka bir şey değildir. Aslında onlar yoldan daha da sapmışlardır.”112
41. Şunu bilmelidir ki, arzularla mücadele etmek kalp ve bedendeki hastalıkların ilacıdır. Arzuları takip etmek ise her ikisinde de hastalığa yol açar. Kalbin tüm hastalıkları, arzuları takip etmeye indirgenebilir. Bir kişi bedensel hastalıklara yakından dikkat etse, bunların çoğunun kaçınılması gereken şeyleri arzularına tercih etmekten kaynaklandığını görür.
42. Şunu bilmelidir ki, bir kişi arzularının peşinden giderse, kalbi kin, nefret, kıskançlık ve kötülükle dolar. Arzularından vazgeçen kişi ise hem kalbinde hem de bedeninde huzur bulur.
[Müslüman bilge] Ebu Bekir el-Varraq (ö. 280/893) şöyle demiştir: “Bir kişi arzularının esiri olduğunda kalbi kararır. Kalbi karardığında göğsü daralır. Göğsü daraldığında karakteri bozulur. Karakteri bozulduğunda yaratılmışlara öfkelenir ve yaratılmışlar da ona öfkelenir.”113 Öyleyse bu nefretten doğan kötülüğü, düşmanlığı ve adaletsizliği gör.
43. Kişi, Allah’ın insanda hem arzuları hem de akıl’ı yarattığını bilmelidir. Biri üstünlük kazandığında, diğeri gizlenir. Ebu Ali el-Thakafi (ö. 328/940) şöyle demiştir: “Bir kişi arzularına yenik düştüğünde, akıl ondan gider.”114 Öyleyse, akılından mahrum kalan kişinin başına gelenleri bir düşünün. Ali b. Sahl (ö. 256/870) şöyle demiştir: “Akıl ve arzular birbirleriyle sürekli bir mücadele halindedir. Hidayet aklın sonucudur; aşağılanma ise arzuların sonucudur. Nefs ise ikisinin arasında asılı kalır. Savaşı kazanan hangisiyse, nefs de onunla birlikte olacaktır.”115
44. Şunu bilmelidir ki, Allah kalbi vücudun yöneticisi kılmıştır. Kalp aynı zamanda Allah’ı tanımak, O’nu sevmek ve O’na ibadet etmenin merkezidir. Allah, kalbi iki hükümdar, iki ordu, iki müttefik grubu ve iki cephanelikle sınar. Hak (Gerçek), rüşd (vicdan) ve hudâ (hidayet) Sultan’ı (yöneticiyi) oluşturur. Müttefikleri meleklerdir ve ordusu sıddık (doğruluk), ihlas (samimiyet) ve nefsin arzularına karşı gelmekten oluşur. Diğer tarafta ise bāṭil (batıl) Sultan’dır ve müttefikleri şeytanlar ile ordularıdır; nefsin arzularını takip etmek ise cephaneliğidir. Nefs (benlik), bu iki ordunun arasındadır. Baṭıl’ın ordusu, kalpteki boşluklardan ilerleyerek kalple karışıp onu kuşatana kadar ilerleyebilir. Böylece nefs, düşmanı ile birlikte kalbi kuşatmış olur. Aslında nefs, düşmana cephaneliği önceden veren kişidir. Bu anda düşman, şehrin kapılarını açar, içeri girer ve şehri fetheder. Kalp aşağılanır ve yenilgiye uğrar.
45. Kişi, kendisine en zararlı düşmanların kendi arzuları ve Şeytan olduğunu bilmelidir. Onun için en sadık yoldaşlar ise aklı ve onu iyiliğe yönlendiren melekelerdir. Eğer bir kişi arzularını takip etmeyi seçerse, isteyerek düşmanına esir olarak teslim olur ve aşağılanır. O, dostlar ve müttefikler arasında en kötüsüdür. Bu, şiddetli bir felakettir (jahd al-balāʾ), sefil bir sondur (darak ash-shaqā), kötü kaderdir (sūʾ al-qaḍāʾ) ve düşmanlarımızın kötü niyetli sevincidir (shamātat al-aʿdāʾ).116
46. Her birey için önce bir eylem, ardından da o eylemin kaçınılmaz sonuçları olduğunu bilmelidir. Arzularını takip ederek yola çıkan kişi, kaçınılmaz olarak aşağılanacak, küçük düşecek, yoksun kalacak ve takip ettiği arzuların sayısına göre çok çeşitli felaketlerle karşı karşıya kalacaktır. Tüm bunlar, sonunda kalbini eziyetle dolduran bir cezaya dönüşecektir; zira şöyle denir ki:
Aileye kötü davranmak gençliğe çekici gelir
Ama yaşlılıkta bu bir cezaya dönüşür
Her türlü kötü durumu düşünürseniz, bunların hepsinin arzuların peşinden gitmekle ve aklı bir kenara bırakıp arzuları tercih etmekle başladığını görürsünüz. Arzularına karşı çıkarak ve dürüstlüğün çağrısına boyun eğerek başlayan kim olursa olsun, sonu şeref, asalet, zenginlik, Allah katında yüksek mevki ve insanlar nezdinde yüksek itibar olacaktır.
Hukukçu ve bilge Ebu Ali ad-Daqak (ö. 405/1014) şöyle demiştir: “Gençliğinde arzularını kontrol altına alan kimseye, Allah yaşlılığında şeref verecektir.”117 Muhallab bin Ebi Süfreh’e (ö. 83/702) şöyle soruldu: “Elde ettiklerine nasıl ulaştın?” O da şöyle cevap verdi: “Güçlü bir azimle ve şehvetlere karşı koyarak.”118 İşte bu dünyevi hayatın başı ve sonu budur. Ahirete gelince, Allah, şehvetlere karşı koymanın sonunu cennet, şehvetlerin peşinden gidenlerin sonunu ise cehennem ateşi olarak belirlemiştir.
47. Şunu bilmelidir ki, şehvet kalbin esaretidir, boynun etrafındaki bir zincirdir ve bacakların etrafındaki prangalardır. Şehvetlerin peşinden gitmek, her türlü kötü efendinin esaretine düşmektir. Şehvetlerine karşı koyan kişi ise kurtulur ve özgürlüğe kavuşur. Boynundaki ve bacaklarındaki prangaları kırar ve kavga eden efendilerden sonra artık tek bir efendiye ait olan bir adam gibi olur.119
Arzuların dürtüleri örtüyle gizlenebilir
Ama örtü kaldırıldığında o ortaya çıkar
Arzuları olan kişi bir köledir
Bu yüzden arzularını yendiğinde hükümdar oldu120
İbn el-Mubārak (ö. 181/797) şu dizeleri kaleme almıştır:
Felaketlerin habercisi olan işaretler ve belirtilerdir
Arzularına yenik düşen kişinin tedirginliğini görmüyor musun?
Gerçek köle, arzularının kölesi olandır
Özgür kişi ise bazen tok, bazen açtır.121
48. Şunu bilmelidir ki, arzularına karşı gelen kimse Allah ile bir sözleşme yapmıştır. Allah, kişinin vazgeçtiği şeyden çok daha fazlasıyla arzu edilen ihtiyacı karşılayacağını taahhüt etmiştir. Böylece o kişi, gübre isteyen ama karşılığında inci verilen birine benzer hale gelir. Arzuların peşinden gitmek, kişinin bu dünyada ve ahirette kendisine fayda sağlayacak şeyleri kaybetmesine neden olur. Kişinin arzularına galip gelmesi, inanılmaz derecede mutluluk dolu bir hayatın ortaya çıkmasını sağlar. Yusuf Peygamber’e (selam ona olsun) hapishane hayatından sonra, haram arzularına karşı gösterdiği itidalin bir sonucu olarak gelen nimetlere bir bakın.
[Hadis âlimi] Abdurrahman b. Mahdi (ö. 198/814) şöyle demiştir: “Rüyamda Sufyan el-Thawrî’yi (ö. 161/787) gördüm, ona, ‘Allah sana ne yaptı?’ dedim. O da şöyle cevap verdi: ‘Mezarıma konur konmaz Allah’ın huzurunda duruyordum; O bana hesap vermeyi kolaylaştırdı, sonra da beni cennete gönderdi. Ben de ağaçları ve nehirleri arasında dolaşmaya başladım; bir şey duymuyordum ki, biri şöyle dedi: ‘Sen Sufyan ibn Sa’id misin?’ diye sordu. Ben de ‘Evet, ben Sufyan ibn Sa’id’im’ dedim. Bunun üzerine sesin sahibi, ‘Bir keresinde Allah’ı kendi arzularına tercih ettin mi?’ diye sordu. Ben de ‘Evet, Allah’a yemin ederim ki ettim’ dedim. Sonra bana cennetin her yerinden birer ikram sunuldu.’”122
Abd al-Razzāq şöyle dedi: “Halife Ebu Ca’fer, Sufyan el-Thawri Mekke’ye kaçtığında onu yakalamak için adamlar gönderdi. Onlara onu çarmıha germelerini emretti. Bunun üzerine onlar tahta bir kalas hazırladılar ve Sufyan’ı çağırdılar. O sırada Sufyān, el-Fuḍayl b. ʿIyāḍ’ın evinde saklanıyordu. Arkadaşları ona, ‘Allah’tan kork ve düşmanların bize istediklerini yapmasına izin verme’ dediler. Bunun üzerine o, perdenin yanına gitti, eliyle onu tuttu ve ‘Ebu Ca’fer şehre girerse bunu bırakacağım’ dedi. Ebu Ca’fer Mekke’ye girmeden önce vefat etti.”123 Öyleyse şehvetlere karşı koymanın iyi sonuçları üzerinde düşünün. Onun nasıl böyle bir mertebeye ulaşabildiğine bakın.
49. Şehvetlere karşı koymanın bu dünyada ve ahirette asalet getirdiğini bilmelidir. Kişi hem dışsal hem de içsel olarak haysiyet kazanır. Şehvetlerin peşinden gitmek ise kişiyi bu dünyada ve ahirette alçaltır; hem dışsal hem de içsel olarak aşağılanır. Allah tüm insanlığı tek bir ovada topladığında ve bir müezzin şöyle seslendiğinde: “Böylece toplanan insanlar bu gün kimlerin asil olduğunu bilsinler ve takva sahipleri şerefli bir makamda dursunlar,”124 o zaman arzularının peşinden gidenler sıcaklık, ter ve acıdan başları aşağıya doğru eğilecekken, diğer grup ise tahtın gölgesinde olacaktır.
50. Allah’ın tahtının gölgesinde barındıracağı yedi tür insan grubu üzerinde düşündüğünüzde — o gün, O’nun gölgesinden başka gölge olmayacak —,125 her birinin bu gölgeye, arzularına karşı gelerek ulaştığını göreceksin. Hükümdar, kendi arzularına karşı gelmeden adaleti sağlayamaz. Gençlik dürtülerini Rabbine ibadet etmeyi tercih eden genç, ancak arzularına karşı gelerek gelişebilir. Kalbi camiye bağlı olan adam, bunu ancak arzularına karşı gelerek ve şehvet dolu yerlere gitme cazibesine karşı koyarak başarabilir. İsimsiz bağışçı, ancak arzularını yenerek isimsiz kalabilir. Güzel ve asil bir kadının davetini reddeden kişi, bunu Allah korkusuyla ve arzularına karşı gelerek yapmaktadır. Yalnızlık içinde Allah’ı anan ve O’na duyduğu huşu nedeniyle ağlayan kişi, bunu ancak arzularına karşı gelerek elde edebilir. Böylece kıyamet gününde toplanma yerindeki sıcaklık, ter ve şiddet hiçbirine ulaşmayacaktır. Sıcaklık ve ter ise, arzularına ortak olan herkese ulaşacaktır. O anda onlar, arzularının gerçek zindanına girmek için bekliyor olacaklardır. Bu nedenle, bizi kötülüğe emreden nefsimizin arzularından koruması için Allah’tan yardım istenir ve O, arzularımızı O’nun sevdiği ve hoşnut olduğu şeye yöneltir. Şüphesiz ki, Allah her şeye kadirdir.
50 Madde Üzerine Yorum
Yöntemler
İbn el-Kayyim, bağımlılıkla mücadele edenler için 50 farklı öğretici faydayı sıralamaktadır. Bu faydalar üzerinde, yinelemeli bir yaklaşım kullanarak tümevarımsal nitel temelli teori analizi gerçekleştirdik.126
Bu analiz beş adımdan oluşmuştur: (1) verilerin analizi; (2) ilk kodların oluşturulması; (3) alt kategorilerin belirlenmesi; (4) ana kategorilerin belirlenmesi ve (5) teorinin formüle edilmesi.
İlk iki adım, İbn el-Kayyim’in 50 maddesini okumak, gözden geçirmek ve bunları bölümde verilen numaralara göre kodlamaktan ibaretti. Üçüncü adım, maddeleri benzerliklere göre gruplandırmaktan ibaretti. 5 farklı alt kategori oluşturuldu: bağımlılığın olumsuz sonuçları, iyileşmenin olumlu sonuçları, iyileşmeyi kolaylaştıran faktörler, iyileşmenin önündeki engeller, görselleştirmeler. Temalar, her grup içindeki benzerliklerin analiz edilmesi yoluyla oluşturuldu. Bazı maddeler birden fazla fikir içeriyordu ve bu nedenle bazıları birden fazla kategoride yer aldı. Dördüncü adımda iki ana kategori (Psikoeğitim ve Davranışsal Eğitim) belirlendi. Beşinci adımda İbn el-Kayyim’in rehabilitasyon programı için düzenli bir yapı oluşturuldu.
Dipnotlar:
65. Qur’an, 9:120, Sahih International translation.
66. Qur’an, 48:29, author’s translation.
67. Qur’an, 4:100, Sahih International translation.
68. Al-Ḥusayn ʿAlī Ṭāhir al-Ṭughrāʾī, Lāmīyyat al-ʿajm (Baghdad: Matbaʿat al-ʿĀnī, 1962), 18.
69. A couplet with no author attribution found in the following text with slight word variation: al-Ḥasan b. Masʿūd al-Yūsī, Zahr al-akam fī al-amthāl wa al-ḥikam (Casablanca: Dār al-Thiqāfa, 1981), 1:254.
70. Aḥmad b. Ḥusayn al-Mutanabbī, Dīwān al-Mutanabbī (Beirut: Dār Bayrūt, 1983), 558.
71. Qur’an, 28:50, author’s translation.
72. Qur’an, 2:120, author’s translation.
73. Qur’an, 7:176, Sahih International translation.
74. Qur’an, 74:50–51, Sahih International translation.
75. Qur’an, 2:124, Sahih International translation.
76. Qur’an, 30:29, author’s translation.
77. Qur’an, 18:28, Sahih International translation.
78. Qur’an, 25:43; author’s translation.
79. He is referring to al-Ḥasan al-Baṣrī, the famous early Muslim scholar from the second generation (tabiʾīn).
80. Al-Bukhārī, Ṣaḥīḥ Bukhārī, no. 6487, author’s translation.
81. Al-Tirmidhī, Jamiʾ at-Tirmidhī, no. 2560, Darussalam translation, Accessed online.
82. Ibn Abī ʿĀṣim, al-Sunnah, hadith no. 15; al-Bayhaqī, al-Madkhal, hadith no. 209. Shu’ayb al-Arnāʾūṭ and al-Albānī both graded the narration to be weak (ḍaʾīf).
83. Ibn Ḥanbal, Musnad Imām Aḥmad, hadith no. 19772; Musnad al-Bazzār, hadith no. 3251; Shu’ayb al-Arnāʾūṭ stated the narrators of this report to be reliable and al-Albānī graded it authentic (ṣaḥīḥ); Ṣaḥīḥ at-Targhīb, 52. The wording found in existing publication is “misleading trials (muḍillāt al-fitan)” rather than “misleading desires (muḍillāt al-hawā)” as quoted by Ibn al-Qayyim in this text.
84. Al-Bayhaqī, Shu’b al-imān, hadith no. 6865. Al-Albānī declared it ṣaḥīḥ.
85. This saying is attributed to Manṣūr bin ʿAmmār (d. 225/840) in al-Aṣbahānī Ḥilyat al-Awliyāʾ, 9:326.
86. Al-Bukhārī, Ṣaḥīḥ al-Bukhārī, hadith no. 6114, author’s translation.
87. Ibn al-Jawzī, Dhamm, 22.
88. Ibn Abī Dunya, Muḥāsabat al-nafs (Beirut: Dār al-Kutub al-ʿIlmiyya, 1986), no. 84.
89. Al-Aṣbahānī, Ḥilyat al-Awliyāʾ, 10:18.
90. Attributed to Ibn Sammāk in Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 23.
91. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 31.
92. Ibid., 23.
93. See footnote 1 for an explanation of the concept of “humors.”
94. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 23–24.
95. Ibid., 24.
96. This would be an example of kufr asghar (lesser disbelief) or kufr dūna kufr (a disbelief less than major disbelief).
97. The person is overcome with desires that are unlawful in Islamic law, so they change their religion to a more permissive one.
98. Attributed to al-Ḥajjāj b. Muḥammad al-Aʿwar (d. 206/821). Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 24.
99. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 24–25.
100. Ibid., 25.
101. This likely refers to Ibn Taymiyya as Ibn al-Qayyim refers to him with multiple titles including “Shaykh al-Islām” and “Shaykhunā.” He also refers to Abū Ibrāhīm al-Wāsiṭī (d. 711/1311) as “Shaykhunā” in Ibn al-Qayyim al-Jawziyya, Shifāʾ al-ʿilīl (Beirut: Dār al-Ma’rifa, 1978), 16. He was one of the spiritual masters of Ibn al-Qayyim and could also be potentially referred to here. However, in Mustadrak ʿalā majmūʾ fatāwā shaykh al-Islām Aḥmad Ibn Taymiyya, which is compiled by the late Shaykh Muḥammad b. Abd al-Raḥmān b. Qāsim (d. 1421/2000), the latter attributes this quote to Ibn Taymiyya: Muḥammad b. Abd aul-Raḥmān b. Qāsim, Mustadrak ʿalā of the majmūʾ fatāwā shaykh al-Islām Aḥmad Ibn Taymiyya (self-pub., 1998), 5:229.
102. Qur’an, 76:12, author’s translation.
103. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 25.
104. Ibid.
105. Ibid., 26.
106. He was a ruler under the Abbasid caliphate. This author is unable to find a death year, although given the historical context, he likely lived in the early to middle of the second century hijri.
107. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 26–27.
108. Ibid, 27. Attributed to Ḥasan ibn Muḥammad al-Jarīrī.
109. Ibid. Attributed to Yaḥyā ibn Yaḥyā (d. 234/849).
110. Ibid.
111. Qur’an, 21:52, author’s translation.
112. Qur’an, 25:43–44, author’s translation.
113. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 29.
114. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 30
115. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā.
116. This last sentence is referencing a popular prophetic invocation found in Ṣaḥīḥ ul-Bukhārī, no. 6616, “Take refuge with Allah from the difficulties of severe calamities, from having an evil end and a bad fate and from the malicious joy of your enemies.”
117. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 31.
118. Ibid.
119. This is an allusion to the Qur’anic metaphor in 39:29 that explains idolatry as a person being ruled by multiple quarreling partners.
120. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 34.
121. Ibid.
122. Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, 56.
123. Ibid.
124. This is a paraphrasing of a statement attributed to the Prophet’s companion and early followers (athar), found in multiple collections, attributed to the companions ʿUqbah b. ʿĀmir and Ibn ʿAbbās as well as a an early follower (tabiʾī), Rabīʾa al-Ḥarshī. It is found in Kitāb al-zuhd li-Asad ibn Mūsā, report no. 77; Ḥilyat al-awliyāʾ, 6:62 and Shu’b al-Imān, no. report 3242. Al-Suyūṭī has declared the chain to Ibn ʿAbbās as authentic: al-Suyūṭī, al-Durr al-Manthūr, 10:111.
125. This is referring to a hadith found in Ṣaḥīḥ Bukhārī, no. 6806.
126. Ylona Chun Tie, Melanie Birks, and Karen Francis, “Grounded Theory Research: A Design Framework for Novice Researchers,” SAGE Open Medicine 7 (2019): 2050312118822927.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.