1. HABERLER

  2. HAKSÖZ-ÇEVİRİ

  3. Siyonizmi Sömürge Aracı Olarak Benimseyen Bir Anti-Semitik: Churchill
Siyonizmi Sömürge Aracı Olarak Benimseyen Bir Anti-Semitik: Churchill

Siyonizmi Sömürge Aracı Olarak Benimseyen Bir Anti-Semitik: Churchill

“Winston Churchill’in anti-semitizmi; Siyonizm fikrini ve Filistin'deki “Yahudi yurdu” hedefini desteklemesini engellemedi.  Siyonizm birçok İngiliz emperyal planlamacısı tarafından kullanışlı bir sömürge aracı olarak görülüyordu.”

03 Temmuz 2020 Cuma 17:21A+A-

Asa Winstanley* / Middle East Monitor
Çev: Aylin Kübra Orhan / Haksöz-Haber

İngiltere'deki son “Black Lives Matter” protestoları ülkenin sömürgecilik, ırkçılık ve kölelik tarihine ışık tuttu. 17. yüzyıl boyunca ve 18. yüzyılın büyük bir kısmında, İngiliz İmparatorluğu transatlantik köle ticaretinde önde gelen bir güçtü. Bu ticaret Avrupa tarafından Afrika’ya dayatılan ve yüzyıllar boyunca süren eşi benzeri olmayan bir barbarlık sistemiydi.

Uzmanlar, yaklaşık olarak 1526 ve 1867 arasında 12,5 milyon Afrikalı'nın kaçırılıp, köleleştirildiğini ve zorla satışlarının yapıldığı Amerika ve Batı Hint Adaları'na gönderildiğini tahmin ediyorlar. Bu 12.5 milyon köleden sadece 10.7 milyonu Atlantik’i geçerken sağ kalabildi. Yolculuk esnasında olan ölümlerin haricindekilerin sebebiyse, köle tüccarlarının acımasız ve insanlık dışı muameleleriydi. Bu insan “kargoları” terbiye edilmelerine isyan ederlerse veya geminin kaptanı onları taşımanın bir kâr getirmeyeceğini düşünüyorsa canlı olarak denize atılırlardı.

Kara Jacobins'deki C.L.James'e göre, onun Haiti Devrimin resmi çalışmasında  “Menfaatiyle çelişen” durumlarda bir kaptanın bu ‘’insan kargolarını’’ zehirlediği biliniyordu. Bir diğer durum ise “bu ölü kölelerin etleriyle diğerlerini beslemiş olmasıydı.’’

1.8 milyon kurbanın olduğu Afrika soykırımı olarak adlandırılan bu süreç buzdağının sadece görünen kısmı. Yüzyıllar boyunca, tahmin edilmeyecek kadar çok sayıda insan Amerika ve Batı Hint Adaları'ndaki Avrupalı sömürgeciler tarafından sürdürülen plantasyonlarda zulüm ve işkencelere maruz bırakıldı. İngiltere bunların hepsinde başrol oynamıştır. Çokça bahsedilen İngiliz köleliğin kaldırılması çok geç yürürlüğe girmiştir ve kanunlaşması 1838'e kadar sürmüştür. O zamana kadar, Haiti'deki eski köleler kendilerini Avrupa baskısının boyunduruğundan zorla kurtarmışlardır.

Kölelik giderek kapitalistler tarafından modası geçmiş bir sistem olarak görülüyordu ve bir zamanlar ki kârları artık getirmiyordu. İngiliz hükümetinin köleliğin kaldırılmasına verdiği destek, başlıca emperyal rakibi ve köle tüccarı olan Fransa'ya zarar verdiği gerçeğiyle de ilgiliydi.

Bu ay Bristol'de Edward Colston heykelinin devrilmesi, bu şiddete ve beyaz üstünlüğü mirasına karşı muhteşem başkaldırı ve özgürlük hareketiydi. Köle tüccarlığına olan kamusal saygı ve köle tüccarlığına özgü sembollerinin kaldırılma zamanı çoktan gelmişti.

Ayrıca, İngiliz İmparatorluğu'nun bu habis mirasını gözden geçirmemizin vakti geldi de geçmişti. İmparatorluğun gerçek tarihinin büyük ölçüde korkunç olmasından dolayı okullarda öğretilmiyor. Britanya'nın dünyadaki emperyal mirası o kadar kanlıydı ki, propagandacılar ellerinden gelenin en iyisini yapmalarına rağmen, tarihlerinin lehine konuşmak son derece zordur. Bu nedenle büyük bir kısmının üstü örtülür ve basit tartışmalara bile açılmaz.

Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, İngiliz halkının üçte birinin imparatorluktan gurur duyduğu ve dörtte birinden fazlasının ise hala var olmasını dilediği ortaya çıktı. Bu ülkenin, beyaz üstünlükçülerin büyük bir merkezi olduğundan şüphe yoktur ve bu durum cahilliğin ortaya çıkardığı bir tablodur. İngiliz okullarında ve üniversitelerinde imparatorluğun tarihinin doğru ve eleştirel bir yolla öğretilmesi şüphesiz bu sayılarda hızlı bir azalmaya yol açacaktır.

Colston heykelinin devrilmesi ülke çapında geniş bir destek aldı, ancak Parlamento Meydanı'ndaki Winston Churchill heykelinin tahrif girişimi için aynı şey söylenemez. Churchill hala İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi Nazi istilasından kurtaran efsanevi ulusal bir figür olarak kabul edilmektedir.

Bununla birlikte, Britanya'nın emperyal geçmişi ile daha geniş bir hesaplaşma yapmamız ve sömürge mirasımızın yapı sökümü, geçmiş ve şimdiki siyasi ve askeri liderlerimizin doğru bir tasviri ile başlamalıdır. Bu kulağa şaşırtıcı gelebilir ama birçok bakımdan Churchill’in görüşleri Adolf Hitler’in görüşlerinden çok farklı değildi. İkisi de rakip emperyal güç olan ülkelere önderlik ettiler ve Hitler'in İngiliz İmparatorluğu'nun sömürge yönetimi hakkında hiçbir bilgisi yoktu; Churchill’in Almanya’nın Avrupa’daki sınırlarını genişletmesine izin vermeyi reddetmesi üzerine İngiltere’yle kavgaya tutuştu.

Hitler beyhude bir şekilde İngiliz-Alman ittifakı kurmaya çalıştı. 1936 konuşmasında bunun nedenini şöyle açıklamıştı: “Bu beyaz ırk dünyanın geri kalanını yönetmek, yönetmek ve yönetmek için görevlendirildi.”

Bu noktada Churchill, 1935'te Hitler'e “hayranlığını” ifade eder ve “(Birinci Dünya Savaşı) Alman kalbini yorgun düşüren uzun bir savaştı” diyerek ona mukabelede bulunur.

Churchill ayrıca Hitler’in bazı anti-semitik görüşlerini de paylaşıyordu. 1920'de, Hitler'in bakış açısının merkezinde yer alan küresel Yahudi kontrolü komplosuna çok benzeyen bir anti-semitik komplo teorisi geliştirdi. Bu durumu “Bazıları Yahudileri sever, bazıları sevmezler,” diye açıklayan Churchill, “uluslararası Yahudiler” in “medeniyetin devrilmesi için dünya çapında bir komplo” ya öncülük ettiğini iddia ediyordu.

 Bu anti-semitik düşünce, Avrupa’nın yerleşimci-sömürgeci Siyonizm projesini kolayca destekledi. Siyonizm adı altında, Avrupalı Yahudiler kendi ülkelerinden çıkarılacak ve onlara “ulusal bir yurt” olabilecek Filistin'e gönderilecekti. Basitçe söylemek gerekirse bu Yahudilerin kıtadan uzaklaşmasına yol açacağından Avrupa anti-semitikleri Siyonizmi desteklemekten her zaman mutlu olmuştur.

Ancak, dünyadaki Yahudi halkı Siyonizmi ezici bir çoğunlukla reddetti. Bunu haklı olarak kendi ülkelerindeki sivil haklara ve Filistinlilerin haklarına yönelik bir tehdit olarak görüyorlardı.

Haddi zatında, Siyonist proje 1917 Balfour Deklarasyonu’nun sorumlusu Britanya Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un rezil ifadeleriyle söyleyecek olursak her zaman “ülkenin şuanki sakinlerinin isteklerini dinlemeden” Filistin’in yerli halkına karşı uygulamaya kondu. 

İngiltere, sözde Büyük Savaş sırasında Filistin'i işgal etti ve kendi “manda” yönetimini dayatırken, Avrupalı Yahudi yerleşimcileri tercih eden ve Filistinli Araplara karşı ayrımcılık yapan ırka dayalı bir bölünmeyi onayladı. “Siyonist politikanın çıkarları doğrultusunda bütün seçime dayalı kurumlara Araplar kabul edilmedi”.

1936'da bu tür bir İngiliz ayrımcılığına ve baskısına karşı Filistin ayaklanmasından ve bu ayaklanmanın Siyonist yerleşimciler tarafından bastırılmasından sonra, Londra'dan “rahatsızlıkların” sebebine inmek için Peel Komisyonu görevlendirildi. Churchill’in komisyon hakkındaki ifadeleri ırkçı, sömürgeci bakışını ortaya koyuyordu. Kesinlikle beyaz insanları “üstün” ırk olarak görürken, siyah ve kahverengi renkli insanları “aşağı” olarak aşağılıyordu.

Siyonist yerleşimcilere karşı ayaklanan yerli Filistinlilerden şöyle bahsediyordu: “Kulubedeki köpeğin o kulübe için nihai hakka sahip olduğunu kabul etmiyorum … çok uzun süre orada bulunmuş olsa bile. ”

 “Amerika'nın Kızılderilileri veya Avustralya'nın kara halkının üst düzey bir ırkla değiştirilmesinin büyük bir yanlışlık olduğunu” reddediyordu.

Winston Churchill’in anti-semitizmi; Siyonizm fikrini ve Filistin'deki “Yahudi yurdu” hedefini desteklemesini engellemedi.  Aslında, bunun tam tersi bir etkisi vardı ve Siyonizm birçok İngiliz emperyal planlamacısı tarafından kullanışlı bir sömürge aracı olarak görülüyordu. Bu proje - İsrail'in Siyonist devleti - her zaman Batılı güçlerin, Yahudi aleyhtarlarının ve diğer hepsinin desteğine bağlıydı ve bugün de bu durum hala devam ediyor.

Siyasi yelpazenin en sağında olduğu düşünülenler de dahil olmak üzere ABD ve Avrupa'dan İsrail'e verilen destek olmasaydı, Siyonist apartheid yapıları sürdürülemez olurdu. Siyonizm, anti-semitizmin ayakta kalmasına bağlıdır, bu yüzden Churchill'in bir anti-semit olması ve buna rağmen İsrail'in kurucu ideolojisini desteklemesi normaldi.

 

*Asa Winstanley, Filistin ve Orta Doğu hakkında çalışan bir araştırmacı gazeteci.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum