1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Siyasetin Normalleşmesi...
Siyasetin Normalleşmesi...

Siyasetin Normalleşmesi...

Markar Esayan, Yeni Şafak'ta iletişim teknolojileri ve algı operasyonlarıyla siyasî zeminde gerçeklerin nasıl çarpıtılabildiğini kaleme aldı.

22 Haziran 2015 Pazartesi 12:04A+A-

Haksöz Haber

İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle algı operasyonlarının meşru siyasetin önündeki en önemli mesele hâline geldiğini söyleyen Esayan, bu teknolojileri elinde bulunduran ve kullanmayı bilenlerin halkı kolayca etkilebildiklerini ifade ediyor.

İletişim teknolojilerini elinde bulunduranların algı operasyonlarıyla çıkarlarına hizmet edecek şekilde gerçekleri çarpıtıp halkın düşüncelerini bunlarla şekillendirmekte zorlanmadığını dile getiren Esayan, Erdoğan'ı Hitler'le eşdeğer görmek ve Mursi'nin devrilmesini demokrasi zaferi göstermek gibi son derece akıl almaz yalanlar uydurulabildiğini söylüyor.

Markar Esayan'ın Yazısı:

Markar Esayan / Yeni Şafak

 Dün de böyleydi, lakin iletişim teknolojilerinin muazzam şekilde çeşitlenmesi ile algı operasyonları, meşru siyasetin önündeki en önemli mesele haline geldi.

 Kararın mümkün olan en yüksek katılımla ve bir uzlaşma sonucu ortaya çıkması yerine, belirli bir kesimin/aktörün kendi siyasî ya da operasyonel amaçlarının söylem üstünlüğünü ele geçirmesi hedeflenmekte ve bu yöntem sıkça uygulanmakta.

 Hedeflenen stratejinin toplum nezdinde meşruiyet kazanması için, politikaların içeriğinden çok nasıl anlatıldığı daha önemli. Kendini anlatabilme kapasitesi, anlatılan şeyin içeriğinin yerine geçmekte.

 AK Parti ve muhafazakâr kitlenin başından beri en çok zorlandığı mesele de bu oldu. Bu zorluğun, muhafazakârların kendisinden kaynaklanan eksiklerle sınırlı olmayıp, egemenlik mücadelesinin yüzlerce yıllık karakteri/biçiminden kaynaklandığını görmek ve konuyu ciddiye almak gerekir.

 AK Parti iktidarının ilk iki döneminde kendini anlatma konusunda zorluk yaşamaması, henüz aktörleşmemiş olması nedeniyleydi. Aktörleşme konusunda ortaya irade konmaya başladığı tarihle birlikte, koşullu verilen destek çekildi.

 Türkiye'nin hükümetlerin gelip gitmesiyle değişmeyen sabit rolü, AK Parti ve Sayın Erdoğan'ın bağımsızlaşma hamleleri ile “zarar” gördü. Bu hamlelerin doğru veya yanlış olmasından öte, asıl hışım çeken aktörün özgür irade kullanmasıdır.

 Dolayısıyla, Türkiye'de kutuplaşmanın ortaya çıkışı, gerilimler veya siyasetin normalleşmesinin kontrolü, algı şalterini elinde tutan güç merkezlerinin tercihleri ile ilgilidir.

 Bu durum bağımsız siyaset üretmek isteyen aktörlerin süreçleri daha iyi yönetebileceği, daha az hata yapmaları gerektiği gerçeğini değiştirmez. Ama mesele CHP, paralel örgüt, PKK veya beyaz Türk medyasının tercihlerinden öteye taşmakta, iktidar/algı sağlayıcılarının oyun tercihlerine bağlanmaktadır.

 Bu öyle bir mekanizmadır ki, Sayın Erdoğan'dan bir Hitler, PKK'dan da Greenpeace çıkarabilir. Mursi'nin devrilmesini bir demokrasi zaferi olarak sunar, ama Gazze'de, Suriye'de yaşananı görmezden gelir.

 Algı yaratma gücü günümüzde en tehlikeli savaş aygıtı durumundadır. Kendinizi istediğiniz kadar iyi anlatmaya çalışın, konuşanın arkasındaki güçle orantılı olarak başarılı olunabilmektedir.

 Sayın Erdoğan ve AK Parti'ye işte bu aktörleşme noktasında sürek avı başlatıldı ve ailesini hedef almaktan tutun, çok önemli reformlar hedef alındı. O reformlardan en çok faydalanan kesimlerin duyarsızlaşması için seferber olundu.

 İşte böyle bir beş yıl geçirdik.

 İddia ediyorum, CHP ve medyası bugün tornistan etsin, normalleşmeyi arzulasın, beyaz Türkler ve muhafazakârlar arasında üretilen kutuplaşma bir haftada tersine döner.

 Ama zihniyet dünyalarında buna ne kadar yer vardır, asıl soru budur?

 Sorun muhalefetin bağımsızlaşma hamlesine kendilerini katamamalarıdır. “İlkelerinin” ne kadar kendilerine ait olduğunu sorgulamamış olmalarıdır, güncellenmemeleri, özgün/bağımsız bir vizyon edinememeleridir.

 Eleştirilerin o zaman ciddi bir anlamı ve katkısı olurdu. İktidarı, garip, hayatın doğal akışına uygun olmayan ittifaklarda değil, kendi tabanlarının taleplerinde ve ülkenin partiler üstü menfaatlerinde arar ve bulurlardı.

 Belli mi olur, belki muhalefet özgürleşmeye ve millileşmeye karar verir?

 Tarih de hep tekerrür etmiyor ya...

HABERE YORUM KAT