FETÖ’den istemezükçülere uzanan kaybedenler cephesi

FETÖ’den istemezükçülere uzanan kaybedenler cephesi

Ersin Çelik, FETÖ'cüler, soykırımcılar, rüşvetçiler ve Türkiye'nin başarılarını görmezden gelen "istemezükçüler" olmak üzere dört farklı grubun somut delillere rağmen inkârcılıkta birleştiğini aktarıyor.

Yeni Şafak / Ersin Çelik

Yükselişten düşenler…


Hepimizin gözleri önünde her şeyi inkâr eden dört farklı anlayış var. Sayıları daha fazla da olabilir ama ben belirgin olanları sıralayacağım.

BİR: FETÖ’cüler…

Özel Harekât Dairesi’ni bombalayan haşhaşi pilot, savcılıktaki ilk ifadesinde koordinatları ve hedefin neresi olduğunu bildiğini anlatmıştı. Mahkemede ise “Hatırlamıyorum” dedi.

15 Temmuz hainlerinin yargılandığı mahkeme salonlarının neredeyse tamamında aynı yalanlar tekrarlandı. Sorgu sırasında itiraf edenler, duruşmada inkâr etti. “Uçağı kim uçurdu?”, “Bombayı kim attı?” sorularına; radar verilerine, tanık ifadelerine ve hatta konuşma kayıtlarına rağmen “Ben değildim” yanıtını verdiler.

İKİ: Soykırımcılar…

BM Filistin Özel Raportörü de Uluslararası Af Örgütü de 7 Ekim’den sonra Gazze’de yaşananların adını koydu: Soykırım.

Sivilleri açlığa mahkûm etmek, altyapıyı sistematik biçimde yok etmek… Uluslararası hukukun soykırıma ilişkin bütün belirtileri kayıt altında. Buna rağmen İsrail ve destekçileri, Gazze soykırımını “savaş” olarak tarif etmeye devam ediyor.

Daha da ötesi, bazı üst düzey İsrailli yetkililer Gazze’yi tamamen boşaltmayı ve şehirde yaşayan herkesi öldürmeyi öneriyor. Ateşkes ilan edildi ancak İsrail ordusu Gazze’den çekilmedi. Yıkım sürüyor. Delillerin ortadan kaldırıldığına ilişkin iddialar da cabası.

ÜÇ: Rüşvetçiler…

Aylardır İstanbul’dan İzmir’e, Kocaeli’den Ankara’ya kadar CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonları yapılıyor. Etimesgut’ta, İzmit’te ve Menderes’te ortaya çıkan tutanaklar, “sistem” denilen bir yapıya işaret ediyor: Rüşvet, zimmet, ihaleye fesat karıştırma, örgüt kurma…
Bugüne kadar, aralarında eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu otuz altı belediye başkanı tutuklandı. Ortaya çıkan mesajlaşmalar, para trafiğine ilişkin kayıtlar ve tanık ifadeleri, kimsenin hayal gücüyle üretemeyeceği kadar somut.

Buna rağmen ne eski CHP’liler ne de “Yeni Parti” mensupları, kendilerine isnat edilen suçlamaları kabul ediyor. Belge var, itiraf var. Ancak son operasyonlar gösteriyor ki malum “yapı”, elde kalan belediyelerde çarkını döndürmeye çalışıyor.

DÖRT: İstemezükçüler…

PKK resmen kendisini feshettiğini açıkladı, sembolik de olsa bir silah bırakma töreni yapıldı, Meclis’te neredeyse bütün partilerin katıldığı bir komisyon kuruldu ve bugünlerde yol haritasına nihai şekli veriliyor.

Aynı günlerde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı Mekke Savunma Anlaşması dünya basınının manşetlerine çıktı, üçlü blok “İslam dünyasının NATO’su” olarak tarif edildi.
Türkiye’nin hem kendi sınırları içinde hem de bölgesinde tarihî bir eşikten geçtiği bu kadar açıkken bir kesim hâlâ hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Ne PKK’nın silah bırakmasını önemsiyorlar ne de Mekke’de atılan imzaya değer veriyorlar.

Oysa bu sessizlik de bir tür inkâr biçimi.
Neyin inkârı mı?

Şimdi bu dört grubu yan yana koyun: FETÖ’cü pilot, Filistin’i yok etmeyi öneren Siyonist bakan, belediyesinde rüşvet ağı kuran “Yeni Parti”li başkan ve Türkiye’nin bölgesel yükselişini görmezden gelen çevreler…

Bunların hiçbiri görünürde aynı ideolojiden gelmiyor. Hiçbiri aynı davanın parçası değil. Fakat hepsi tuhaf bir şekilde aynı noktada buluşuyor:

Gerçeklerle yüzleşmemek, dünyaya ve yaşananlara sırt dönmek, kendi bildiğini okumak… Tıynetleri neredeyse birbirlerinin aynısı.
İlginç olan ise şu: Bu dört grup, “Türkiye aleyhtarlığı” ortak paydasında buluşuyor.

Peki, aynı safa nasıl sürüklendiler?

Aslında buna “tarihin akışı” diyebiliriz. Kırılmalara iyi bakmak gerek. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra dengelerin değiştiğini, Türkiye’nin kendi kararlarını veren ve hamlelerinden sonuç alan bir ülke iradesi ortaya koyduğunu söylemeliyiz. Ben bu kırılmalara 2024’teki ‘Suriye Devrimi’ni de ekliyorum.
Reklam

İsrail’in Türkiye’ye yönelik düşmanlığını ve nihai hedeflerinin ülkemizin topraklarını da kapsadığının artık açıkça ifade edilmesini iyi okumalıyız. Çünkü bundan sonrasının daha da çetin olacağı aşikâr.
İlginç ve artık trajik olan ise şu: Gününü sosyal medyada geçirerek orada üretilen yapay gündemin peşinde sürüklenenlerde bilerek ya da bilmeyerek bu şer cephesine doğru akıyor.

O nedenle Mekke’de imzalanan, Cumhuriyet tarihinin en önemli anlaşmalarından birini görmezden geliyor ve PKK’nın silah bırakmasına sevinemiyorlar.

Diğer yandan anlık düşünenlerin, küçük hesaplar yapanların, ayak oyunlarına başvuranların, bir yalan haberle gündemi esir almaya çalışanların, dışarıdan medet umanların, felaketlerden siyasi kazanç devşirmeye çalışanların ve varlık sebepleri ortadan kalkınca boşa çıkanların “kaybettiği” bir sürecin içindeyiz.

Aslında Türkiye’nin iç cephesi biraz da bu sayede yeniden şekilleniyor.
FETÖ’cüsü de soykırımcısı da rüşvetçisi de istemezükçüsü de çırpınarak “kaybedenler kulübünü” oluşturuyor.

Hülâsa: Bir paylaşımla, bir demeçle, bir meydan okumayla, bir itibar suikastıyla veya belli çevrelerin desteğini arkaya almakla memleketi kökünden sarsacağını sananlar, Türkiye silkelendikçe patır patır düşüyor.

Öyle değil mi?

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir